2016 Indy 500 Yarış Startı

3

Ne kadar uzun ve rollerin sıkı sıkıya ayarlandığı bir yarış başlangıç prosedürü olduğuna dikkatinizi çekerim.
Tribünlerin ne kadar dolu olduğuna da dikkat ediniz…

3 Yorum

  1. Spiker ne diyor; En önde gitmek daha fazla yakıt yakmak demektir, bu da daha erken pite gelmeniz gerektiği anlamına gelir. Bu araçlarda hava koridoru önemlidir.

    Sıkıcı. Bir kere hareketli kalkışın olması sıkıcı. Önceki denk geldiğim yarışlardan izlediğime göre genelde yarışın son turuna liderin arkasında giren hava koridoru yardımıyla öne geçip kazanıyor. Büyük fark yoksa tabi. Son tura liderin kıçında ikinci gireceksin 😀

    Ben bu araçları 400 görüyor sanıyordum, yarışta 360’ı gören yok.

    • Ne demişti biri 2. ilk kaybedendir burada tersi 🙂 birinci ilk riske girendir. 😛

      Hava koridoru herşeyde önemli. Kuşlar ve Jetler boşuna V uçmuyor F1 de hava koridoru diye birşey zaten kalmadı 90’lara kadardı o. Kirli hava bütün ovaller için de geçerli ancak aero ona göre tanımlı. Fizik kanunları gereği arkadakini tutup çekme var ancak riskte var kazaların birçoğu hava düzensizlikleri kaynaklı gerçekleşiyor yani seni birden diğerinin lastiğine atı verir. Bu riski alabiliyorsan, total stratejin tutmuşsa evet en önde gitmemek avantajlıdır. Kısa turlularda yakıt, lastik ihtiyacı daha azdır basıp fark yapmaya çalışırsın ama yapamıyorsan da ona göre durum değerlendirmesi yapman lazım biri seni daha hafif yakıt yükü, temiz lastikle son 2 tur yakalarsa yer atar kenara.
      Kısa ve uzun koşu yarış dünyasının temel farkı bu aslında. (2016 Indy500 de 8 defa yakıt ikmali yapmış ilk 3-5 kişi) Bisikletçilerde yardırıp en önde gidecem diye kasmaz birini As belirler koridorla onu yürütürler grouplar oluşur sonucunda. Yoksa kısa insanlı maratonlarda ki gibi herşey yüklenip fark çakmaya çalışılıyor.
      24h, 8h de böyle temel de aslında birden çok araçlı takımlar yapabileceklerse bütün hepsiyle, yapamayacaklarını görüyorlarsa bir araç belirleyip tüm stratejiyi ona kurup onu son 2, 1 saatte önde olacak şekilde gruplar, kurgular. Deli gibi full throttle çekmek işe yaramaz uzun ortamlarda.
      Bunu 2000’lerde Ferrari, McLaren, Renault savaşında da gördük 2. adam 1.i yapabiliyorsa kollar ancak sahne farklıdır çünkü max 60’tur. Yakıtının, lastiğinin dibi boyladığı durumu pek yaşamazsın yaşadığında son turda geçilenleri gördük hep.

      Indy, amerikan dünyası ve lemans bizim dünyamıza çok daha yakın aslında. Lafazanlığına bakmayan yakıt tasarrufcular kamyonu, otobüsü uzun yolda kullanır yada kullanmaya çalışır. Ancak bu zor olandır seni yakmadan çekerken büyük riskleri de beraberinde getirir bu yüzden kaçınırız. Hatta olabildiğince çabuk atlatmaya bakarız fakat daha çok yakarız.

      Hareketli kalkışta bize daha yakın. 0 dan kalkış sanılanın aksine insan bağımlı değil bugün, aracın varlıkları ile kalkıyorsun hareketli de ki sürat ve mesafeyi koruyarak ve motoru ayakta tutarak rolling çok daha zorlayıcı olabiliyor ve asıl uygulanma nedeni kalabalık ortamlarda biri kalkamadı… ortalık karıştı durumu yok. Yürüyemeyen kenara çeker kalır.
      Ve rolling’in bir sürü hilesi var. Drag ilk 50-70 km/h de birkaç uygulamayı bir araya getirebilme döngüsü. Ben pek odaklanmam ama sport dünyada rolling daha tercih olan durum eh otobanın ortasında duramıyorsun gece vakti.:)
      Ben de drag’ı önemli buluyorum ancak elektronik yardımcılar ortada sırf o alan yüzünden bir Turbo S’e, GTR 35’e değer atfedip durmam. Çünkü Vette’i 6-7 sn de tutmak çok daha zor ve sana bağımlı konu. Günlük hayatta da bence ışıklar üstü drag dan rolling’i daha fazla yapıyoruz.
      F1’in de artık 0 dan kalkış önemi yok son düzenleme gibi bu sadece seyirlik yönden yapılıyor kalkan kişiler pilotlar değil araçlar. Geçen yıl ferrari bir debriyaj çözümü uyguladı ve şampiyonluk yarışında olamayan şey öne geçti sonra ne olduysa eser kalmadı çünkü diğerleri de farklı çözümler getirerek açığı kapattılar. Bu sene sahne yine çok daha farklı görünüyor.

      F1 düzeyi dediğimiz Tier1 pistler bizim, zenginliğin hayatına en uzak şeyler bunu hep söylüyoruz insanlar bu yüzden de anlayamıyorlar aslen ortada dönen hikayeyi. Bazı şeyleri anlattığımız da hadi canım oluyorlar. Bizim yaşamımızın hiçbir tarafında bir pistte ki gibi full throttle, full brake, limit acceleration yok. Bütün gördüğünüz milyon $’lık veya değil makineleri asıl akselerasyon yorar dediğimizde gençlik anlamlandıramıyor. Kısaca üst class racing dışında hiçbirşey o kadar büyük ısı değişimlerine hazır değil. Bu saydığımız 3 koşulda da ortaya çıkan ısılar ve ömür tüketimi devasa bu ise bizim yaşamımızda yok. O yüzden hiçbir makine best lap ist. park gibi bir yerde 5 turdan fazla atamıyor dediğimiz de garipsiyorlar. Yani 20 bin km’e performans çekeceğin pahalı lastiğin 5 tur da bitip yok olduğunu görmek olağan dışı bir sahne. Mesela aynı şeyi bestlap çekmeden 2 saat boyunca döneceksiniz önde gelen kazanır deseydiniz aynı araçlarla mümkün hale dönüştüğünü görürsün. Pite en az yakıt ve lastik için gelen ve ortalama hızı koruyabilen kazanır…. İşte bu yüzden de otobanlardan hiçbir zaman hız yapanlar yok edilemeyecek.
      Yani mesele İst-Ankara arasını en kısa sürede almak değil en az risk sahnesi üreterek en az ömür yiyimi ile almaktır. Velhasıl bizim hayatımız oval’e benzer.

      Mesela F1 stratejisi ile pop yapmaya çalışır asıl uzun oval yürüyüşünde statejinin kralı var. Takım döner kamera ile gözetmeye çalışırken herşeyi tam olarak planlayıp pilota komutlamak zorunda. Ki bize çoğu zaman F1’in strateji döngüsü karmaşık geliyor şikayet ediyoruz amerikan izleyicisi buna odaklanmıyor, takımları da buradan yürüyüp prim basmıyor insanlara. Herşey olması gerektiği gibi yürüyor sonuçlanıyor. Dragster dünyası dahi grekoromenliğe belki daha yakın olarak tanımlanabilir. Her çıktığında max çakmazsın birçok karşılaştırmaya çıkacaksın o günü total de iyi dereceyle çıkartman lazım aslolan kırmamak. Elinde tabi ki Naim Süleymanoğlu gibi birşey varsa çıkar her seferinde record çeker geçer kenara seyredersin.:)
      F1’de bugün odaklarını değiştirdiği için pilotlar 60 turluk şeyi dahi full throttle aşamıyorlar ve biz bundan şikayet ediyoruz. Bu farklıyım derken başka şeylere benzemek oluyor işte o yüzden endurance’laşıyor bu yanlış diyoruz fakat bu politika doğru diyorlar.
      Madem doğru o zaman amerikan serileri daha iyi durumda derim…

      400 km/h çok ciddi bir hız. Bunun yapılabileceği ortam dünyada oldukça kısıtlı. Belki geçmişten daha az çünkü geçmişte ölümden korkanlar daha azdı.:) Bu süreleri ancak bir yarış koşulunda eski mulsanne değiştirilmeden önce Lemans’da görebiliyordun. 375-405 km/h gibi süreler o da artık mümkün değil.
      Oval de ve top speed yürüyüşte uzun yıllar Indy, F1’den yukardaydı halen öyle. Aero’u söksen dahi öyle kalır. Bu mevcut F1’lerin tuz çöllerinde dahi çok büyük hızlar ortaya koyabilmesi mümkün değil. Geçmişte de F1, Indy’nin yapabildiklerini çok daha pahalıya yapabiliyordu.
      Indy araçları tahminen kısa setup ile 390-410 km/h civarı kapasite sahipler. Ve üst akselerasyonu ihtiyacı ona paralel olduğu için her zaman daha iyiydi. F1 ve LMP’ler beygir gücünün çoğunu aero’u yenmek için tüketiyorlar.

      Indy 500 de;
      Practice (unofficial)* Arie Luyendyk 00:37.616 239.260 mph 385.052 km/h 10 May 1996
      Race Eddie Cheever 00:38.119 236.103 mph 379.971 km/h 26 May 1996

      görülen en yüksek hızlar.

      Hız ortalaması da genele göre oldukça yüksek;
      Year/Driver/Team/Time/AverageSpeed(mph)
      2013/Tony Kanaan/KV Racing Technology/2:40:03.4181/187.433 mph to 301.6 km/h

      Görülen en yüksek oval hızlarından biri 242.333 mph 389.9 km/h imiş.

      2016 Indy 500 ‘de;
      Average speed 166.634 mph (268.171 km/h)
      Pole speed 230.760 mph (371.372 km/h)

      Yarış öncesi denemelerde 228-232 mph civarı hızlar görülmüş.
      Yani evet 360 dahi iyi bir rakam. Bunu sağlamak için ya boş pistte tur atacaksın yada çok kalabalık olmamak üzere birinin arkasından çıkacaksın.

      Bu dereceler F1’in eski Monza rekorlarına yakın ve yarış ortalamasına göre oldukça yüksek. F1’in de Monza’sı olduğunu ve geçmişte Indianapolis’e yarışa gittiğini hatırlayalım yani demem o ki eski Monza ovalini de akla getirirsek bu kültür avrupaya çok uzak değil.
      Ve bizim sevdiğimiz pistler hep uzun düzlükleri ve sert, geniş açılı hızlı virajları olan pistler.
      Buna özellikle dikkat çekerim. SPA böyle bir pist. Interlagos ve Ist.Park’ın 8’inin bu olayı var. Monza, Monaco gibi ayrı bir show. Nurburgring ve Nordschleife bunları bir arada sunan pistler. Biz ortalama hızın düşük olduğu ve özellikle şehir pistlerini sevmiyoruz. Fakat birileri odağı ona çekmeye çalışıyor. Amerikalılar da sevmiyor. Çünkü en başta show gözünün önünde değil ve mücadele görsellik oranı düşük. Defaatle Indy de oval’i bırakmayı çeşitli zamanlarda ölümler ve devasa riskleri sebebiyle tartışıyor kimileri odağımızı şehir pistlerine kaydırmalıyız diyorlar ancak bunları baskılayabilenler var çünkü insanların odaklarını iyi okuyabiliyorlar.

      Çok daha basit ve ucuz olmasına rağmen NASCAR rakamlarına da bunlara yakın.
      Daytona 500
      Average speed 253.551 km/h
      Top speed’s 312-322 km/h civarları

      10 m’lik dikey bir çizgi içerisinde birkaç aracın 330 km/h’in vizörün dar açısından dokunmadan yürümesi gerçekten zor bir olay. Bunu nascar oyununda felan değil iRacing de oval’e çıktığınızda anlıyorsunuz 🙂
      Çocukken de öyle düşünürdük insana herşey full throttle gibi geliyordu ama öyle değil. İmkansız değil pek tabi ancak alışmak zor. Ve zorlayan ve alışma gerektiren bir konu da bir jet pilotunu 1 Mach hızda gitmenin yorması gibi 300 üzeri hızlarda daimi odağı kaybetmeden gitmek…
      İst. dan Balıkesire 4 saatte gidebilirsin ancak onun yorgunluğu farklı.

      : According to the Omega Timing site (omegatiming.com), the fastest
      : trap speed during the Fontana race was 245.528 mph (395.14 km/h)
      : by Jimmy Vasser.

      : Last year at Michigan, Paul Tracy recorded a trap speed of
      : 256.948 mph (413.52 km/h). The same site gives Adrian
      : Fernandez a trap speed of 333 mph, but that *has* to be an error.

      : The top trap speed at this year’s Michigam 500 was 249.018 mph
      : (400.76 km/h) recorded by Richie Hearn. With a Ford motor 😉

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]