Patinaj #B17: Monako GP, Tünel

2

Patinaj, 2017 sezonunda şok bir şekilde Formula 1’e katılmış Arkalion Racing adlı kurgusal bir takımın ve pilotlarının maceralarını anlatan yazı dizisidir, anlatılanlar tamamen hayal ürünüdür.

Patinaj’da daha önce…

İspanya GP Podyumu

…İşte podyum röportajı için eski F1 pilotu İspanyol Pedro de la Rosa’yı görüyoruz. Yanındaki hanımefendi…..

Serhan Acar’ın kafası karışmıştı, bir süre sessiz kaldı ve…

“…Mete’nin yanına geldi, kim olduğu hakkında bilgim yok maalesef… İnanın siz ne biliyorsanız ben de onu biliyorum. Arkalion takımından biriymiş gibi görünmüyor. Bizi bir sürpriz bekliyor olabilir sevgili F1 severler.

Patinaj Bölüm 17: Monako GP

İspanya GP Podyumu

Pedro de la Rosa podyuma girdiğinde söyle bir durdu ve gözlerini üç pilota birden dikerek;

Beyler, hiç fena bir yarış değildi. Beklenmeyen şeyler olmadı değil ha!

Bunları söylerken yarış üçüncüsünün yanına doğru ilerlemeye başladı. Bu sırada Mete de, hemen arkasında duran hanımefendiyi sırtından kibarca tutarak yanına çekti. De la Rosa ne olduğunu pek anlamadı ama bozuntuya da vermedi.

P.dl.R: Bügünkü seyir zevki yüksek yarışın -dürüst olayım- beklemediğimiz üçüncüsü, Atay! Senin durumun neydi, üçüncülüğünü bekliyor muydun?

M.A.: Merhaba Pedro, böyle durumlarda sizlerin birbirinize soy isimlerinizle hitab ettiğinizi biliyorum. Şu an burada tanımadığın tek sürücü olduğumu da biliyorum. Yine de bana Mete diyebilirsin.… veee aslında üçüncülüğü değil, daha iyisini yapmayı bekliyordum. Her zaman bunu bekliyorum. Harika bir takımım ve harika bir aracım var. Hak ettiğimiz yer bunun iki sıra üstü. Sadece ben bugün bunu başaramadım.

Mete ilk soruya yanıtını vermişti ancak kimsenin anlamadığı bir dilde. Pedro, Mete konuşurken öylece kalakalmıştı ve podyum önüne toplanmış taraftarlar da her zamankinden daha da sessizleşmiş, meraklı gözlerle Mete’yi izlemişlerdi. Mikrofonu başındaki Serhan Acar da Mete’nin sözlerini çevirmeye hazırlanmış ve bunun için ilk nefesini almışken ekran başındakilerin Serhan’dan duydukları ilk şey boş bir nefes sesi olmuştu. Ancak kimse göremese de ağzı kulaklarındaydı, tıpkı ekran başındaki çok sayıda Türk izleyici gibi. Timur ise podyumun altında takımıyla birlikte en ön sırada başını yukarı dikmiş bakarken, gözlerinden bir kaç damla bırakmıştı bile.

Mete, Pedro’yu daha fazla zor durumda bırakmamak için sözlerini bitirir bitirmez elindeki mikrofonu yanındaki hanımefendiye uzattı. Bu kadın da birçoklarına bir arya gibi gelen yumuşak sesi ile Mete’nin sözlerini tekrarladı. Elbette bu kez, oradaki herkesin anlayacağı dilde.

– Merhaba Pedro, sizlerin birbirinize soy isimlerinizle…

Cümle henüz bitmişti ki aşağıdaki kalabalıktan bir alkış geldi. Bu nedenle Pedro’nun da konuşmaya başlamak için aldığı ilk nefes boşa gitmiş oldu.

P.dl.R: Peeekâlâ, Bu hoştu. Pilotlar arasında yeni bir arkadaşım olduğunu bilmek güzel… veee piste çıkan her pilotun eeee… kazanmak istediğini elbette biliyorum. Ama bence kendine haksızlık etmemelisin. Bugün harika bir iş çıkardın, aracını ve lastiklerini iyi kontrol ettin ve takım arkadaşını geride bıraktın, öyle değil mi?

Pedro sorusunu sorarken podyum görevlilerinden biri Mete’ye başka bir mikrofon getirmişti. Serhan Acar da bir kez daha bocalamıştı, çünkü Mete’nin çevirmeni Pedro’nun sözlerini çevirmemişti. “Elbette çevirmeyecekti, aklımdaki de neydi?” diye düşündü ve cümleye girdi.

M.A.: Tam olarak öyle değil, bugün Nick’i geride bırakmış değilim. O kendisini geçmemi sağladı. O çok tecrübeli ve ben de Nick’den çok şey öğreniyorum. Onun çabaları bugün onun önünde olmamı sağladı.

Cümlesini bitirir bitirmez sağ elini yanında duran kadının sırtına koydu ve…

– Tam olarak öyle değil, bugün Nick’i…

de la Rosa şaşırmış hissediyordu. Mete Atay ile mi yoksa ismini bilmediği bu güzel kadın ile mi konuşmalıydı? Daha önce de bir çevirmen aracılığı ile konuşmuştu ve bunun konuşmaya odaklanmayı zorlaştırdığını düşünmüştü hep. Dahası kendisine Mete Atay’ın çevirmen kullanacağı bilgisi verilmemişti.

P.dl.R: Tam olarak anladığımdan emin değilim Mete. Nick’in onu geçmen için yarışı kontrol ettiğini mi söylemeye çalışıyorsun, takım böyle bir strateji mi belirledi?

M.A.: Hayır hayır, böyle bir stratejiyi kabul edemeyiz. Bu olacaksa bile birimizin gerçek bir sorun yaşaması gerek sanırım. Kastettiğim şey, yarışa çıktığımda hızlı olabilmem ve geçiş yapabilmem için Nick’in çok şey öğrettiği. Pist dışındayken daha hızlı olmam ve kazanmam için çok çalışıyor ancak ikimiz de pistteyken bunu yapmasına gerek yok, yapmamalı da!

– Hayır hayır, böyle bir stratejiyi kabul edemeyiz…

P.dl.R: Nick ile rakip değil misiniz yani, buralarda iyi bilinir ki, gerçek rakibimiz takım arkadaşımızdır?

M.A.: Nick’in beni rakip olarak görmesine gerek yok. Ona rakip olmak için daha çok yolum var. Şunu anlamalısınız ki Arkalion Racing sizin alışageldiğiniz bir yarış takımı değil.

– Nick’in beni rakip olarak görmesine…

P.dl.R: Söylediklerin ilginç. Bir gün devamını da duyabilmeyi umuyorum. / Öyleyse bugünün üçüncüsüne, yanındaki güzel hanımefendiye ve takıma tebrikler… veee gelelim günün daha hızlısına…

-o-

Mete podyum karmaşasından kurtulduktan sonra garajına döndü. Onunla aynı anda biri daha garaja geldi. Hatta garajın arka kapısı önünde karşılaştılar. Bu geniş gövdeli kel adam gülümsedi ve başı ile selam verdikten sonra “Merhaba Mete, ben Christian.” dedi ve elini uzattı. Mete eli geri çevirmedi ve bu adama önden geçmesi için müsaade etti.

Acaba yanlış mı yapmıştı, tanımadığı bir adamı garaja neden davet etmişti ki? Davet etmemişti elbette ama öyle görünmüştü. Padok kartı olan bir taraftar mıydı acaba… eğer öyleyse biraz gücenirdi. Bir süre kapı önünde öylece kaldıktan sonra kendine geldi ve içeri girdi. Bu adamı garajda göremedi, nereye kaybolmuştu ki? Canı sıkıldı çünkü bu adam yüzünden başının ağrıyabileceği hissine kapılmıştı.

Jonah: Hey Mete, garajı toplamaya yardım etmeye geldiysen…

Mete: Şu adamı gördün mü, kel olan?

Jonah: Eee hayır, kimseyi görmedim. Ama Dave’in biriyle konuşarak uzaklaştığını işittim. Arkadaşıdır. Şunu biraz tut…

İspanya GP sonrası, Pazartesi, Barselona pisti

Arkalion pilotları ve Mark’a, yarıştan hemen sonra çarşamba günü için bir etkinlik planlandığı haberi verilmişti. Dave, İsveç’den ağır toplar gelecek demişti.

Mete, Axel’den daha ağırını bilmiyordu. Onunla birlikte birkaç üst düzey şirket yöneticisi gelecekti herhalde. Gerçi gerek yoktu, Axel’i tüm şirkete bedel görüyordu. Onu her gördüğünde çene altındaki sakalı, hayvan postundan kıyafeti, dev vücudunu sarmalayan deriden yapılmış kemerleri, çizmeleri ve elinde görkemli bir savaş baltasıyla hayal ediyordu. Bunu yaptığında da Axel’in karşısında ciddiyetini koruması zor oluyordu ama sonuçta elinde taşıdığı bir savaş baltasıydı. Sıradan bir ölümlü, Axel Nordström ile ters düşmek istemezdi. Yine de o görkemli görüntüsünün aksine sevecen biri gibi görünüyordu. Onunla sadece kendisinin basına tanıtıldığı gün kısa bir görüşme yapmıştı.

-o-

Mete, Çarşamba sabahı çalan telefonunda Jonah’ın ismini görerek uyandı. Aynı zamanda da odasının kapısı yumruklanıyordu.

– Tamam Jonah, kapıyı rahat bırakabilirsin. Uyandım.

– Ha, etkinlik için hazırlık yapıyoruz, pistteyim. Gitmek için bana ihtiyacın var mı diye sormak için aradım.

Bum bum bum bum bum….

Mete kapıyı açtığında babasının gür sesi ile karşılaştı…

– Ulan eşşek sıpası, ben arayınca duymuyorsun da o kız arayınca mı…

– Jonah baba…

Eşşek sıpası…‘ Böyle söylediği her seferinde babasını da bir eşek olarak düşündüğünden sırıtmaya başlıyordu…

– Kes sırıtmayı!

– Jonah, burada aracımız var mı, yoksa bizi alırsan harika olur.

– Araç yok. öğleden sonrası için hazır ol. Sana geleceğim saati haber vereceğim.

– Madem araç olmadığını biliyorsun…

-Tamam tamam tamam… seni söylediğine pişman edeceğim şeyler söyleme!

– Hah, kapattım ben!

Timur odaya geçmiş, Mete’nin bavulunu toparlamaya başlamıştı bile.

– Ben alırım baba… Hem ayrıca neden bavulu alıyoruz. Buradan yarın ayrılacağız.

– Plan değişti, bugün etkinlikten sonra ayrılıyoruz. Her şey hazır, oyalanma.

-o-

Jonah, Timur, Mete ve Annie Barcelona’nın en ikonik yapılarıyla çevrili Mandarin Oriental’den ayrıldılar ve bu yıl için son kez Catalunya pistine doğru hareket ettiler.

Garaj alanına vardıklarında tüm takım garajları toplanmıştı. Sadece Arkalion garajında temel malzemeler duruyordu ve pilot tabelaları kaldırılmamıştı. Garajı geçip pit yoluna çıktıklarında ise Mete’nin gözleri parladı. Göz kamaştıran Koenigsegg araçları pit yolunda diziliydiler.

Mete pit yolunu yürümeye başladı, tüm Koenigsegg modelleri buraya getirilmişti; Agera R, Agera S, Agera, CCXR Special Edition, CCXR Trevita, CCXR Edition, CCXR, CCX Edition, CCX, CCGT, CCR, CC8S, CC Prototype… ve ayrıca garajların birinde duran yeni modeller; Regera, Agera RS ve One:1

Mete garajların önü dahilindeki tüm pit yolunu yürümüştü, telefonu çaldı.

Nick: Evet evet, şu anki gibi ağzın açık şekilde 90 dakika daha izlersen benim şimdi olduğum noktaya geleceksin. Şimdi salyalarını sil ve geri dön ufaklık!

Mete: Aslında 90 dakika kadar burada kalmayı planlıyordum.

Nick: Garaja geri dön, tanışman gereken önemli kişiler var. Bir de basın halleri işte. Kapılar açılmak üzere.

Mete mümkün olduğu kadar yavaş adımlarla geri dönerken sondan üçüncü araç olan CCR’ın önünde durdu ve kapısını açmak istedi. Sonuçta kim ne diyecekti ki, takımın araçları sayılırdı bunlar. Kilitli olabileceklerini düşündü ama kendine hakim olamıyordu. Kapının nasıl açıldığını düşündü. Daha önce birine hiç bu kadar yakın olmamıştı. Kapı üzerinde bir kol görünmüyordu. Posterlerde de gördüğünü hatırlamıyordu. Diz çöktü ve kapı altındaki hava alığı yapısını inceledi. Kapının önünden arkasına doğru derinleşen bu yapının alt kısmında kapının bittiği noktada iki tane perçin başına benzeyen yuvarlak parçalar gördü. Bunlardan birine dokundu ve kapıdan tok bir kilit sesi duyuldu. Kapıyı çektikçe hem öne hem yana hareket ettiğini fark etti ve biraz gerilemesi gerekti. Bunu yaparken neredeyse geriye doğru düşüyordu. Aracın kırmızı siyah iç döşemelerine bakarken telefonunun sesini bir kez daha duydu.

Nick: Ben de orada olmak istiyorum ama buraya gel artık be adam. Salyalarını da döşemelerden uzak tut.

Mete: Salyalarımı senin için saklayacağım.

Nick: Onlar için daha iyi planların olmalı.

Mete: Seni vıcık herif!

Nick: Hey Jonah, gidip şunu yaka paça getirelim, kendi isteğiyle geleceği yok.

Mete: Tamaaam, geliyorum…geliyorum…

Nick: Çok yavaşsın!

Mete: Bunun için beni suçlayamazsın?

Nick: Bu sözü sana yediririm.

-o-

Mete sonunda garaja geldiğinde alan epey kalabalıktı. Tüm takım oradaydı. Herkesin omuz hizasının epey üzerinde olan Axel ilk fark edilendi. Takım elbise yerine spor bir giyim tercih etmişti. Hatta deri ceket. Barcelona’da, 30 küsür derecede… İsveçliler…

Birkaç adım sonra da arka kapıda karşılaştığı kel adamı gördü. Rahatlasa mı yoksa paniklese mi iyi bilemedi. Yaklaştıkça takım mekanikerleri ile sohbet halinde olan kel adamdan şu sözleri duydu;

– … aaa teşekkür ederim, farklı açılar denemek istiyorum, farklı olmak istiyorum… Elbette bu işi yapan herkes bunu istiyor, aslına bakarsanız ne kadar farklı olduğum konusunda hiçbir fikrim yok…

Dave: Ahha, işte genç sürücümüz de geldi.

Mete Dave, Xevi, Axel ve Kel Adam dörtlüsüne yaklaşırken iyice gerildi.

Dave: Mete, Axel ile daha önce tanışmıştın.

Axel: Hoş geldin genç adam.

Mete: Siz de hoş geldiniz Bay Nordström.

Axel: Podyumda dediğin gibi Mete, bana Axel diyebilirsin.

Dave: Mete, tanıştırayım; Christian von Koenigsegg.

Christian von Koenigsegg… Koenigsegg!… Koenigsegg!!… Koenigsegg!!!…

Bu isim Mete’nin kulaklarında sonsuza kadar eko yapmaya devam edecek gibiydi. Beyninin ısındığını, kafatasının çatlamak üzere olduğunu hissetti. Nefesini tuttu çünkü nefes verirse beyni burnundan akıp gidebilirdi.

Çok güzel bir kız ile buluşup söyleyecek şey bulamayınca oluşan ve süreleri giderek artan sessizlik çevrimine girmişti. Ama bu çok daha kötüsüydü. Adamla tokalaşıyordu ama bu sessizlik Mete’yi her an daha derinlere gömüyordu. Bir an suratının nasıl bir şekle girdiğini düşündü. Bir deprem olması için yalvardı, bir deprem için ruhunu satabilirdi… şöyle 12 şiddetinde bir deprem ama, ortalık yerle bir olmalıydı. Eğer bu olurs…

Dave: Bu genç adam da…

C.V. Koenigsegg: Genç yeteneğimiz Mete, daha önce bir kez karşılaştık!

Mete: Aaa evet Bay Koenigsegg, özür dilerim… çok aptalım!

C.V. Koenigsegg: Hey, yanımda duran bu dev adam ismiyle seslenmene izin verirken ben aksini yaparsam baltasını boynuma indiriverir ha! Chiristian, ya da Chris… hem böyle daha genç oluyorum!

Axel: Sadece 45 yaşındasın Chris… Ama 24 olmak niyetindesin sanırım!

Mete: Aaaa…eeeeee…. teşekkürler Chris, ne desem bilemiyorum. Sanırım gidip ötanazi hakkımı kullanacağım!

C.V. Koenigsegg: Yap tabi, özel hayatına karışmak istemem ama 193 yıl kadar sonra olsun bence. Hem bugün ismimi taşıyan araçlardan birkaçını denersin diye umuyorum.

Mete: Haaahh, şimdi ez azından 20.000 yıl ömür istiyorum!

C.V. Koenigsegg: Ar-Ge’ye iletirim. Daha uzun ömürlü materyal ve kompozitler üzerinde çalışmaya başlasınlar.

Axel: Kompozit kısmını bize bırak!

C.V. Koenigsegg: Aahhh doğru, sen ölümsüzdün!

Mete hala rahat hissedemiyordu. Bu tatlı adam karşısında düştüğü durumu “mahcubiyet” sözcüğü ile tarif etmek mümkün değildi.

Xevi saatini göstererek araya giriverdi; başlayalım mı, ne dersiniz?

Mete, Nick ve Mark için birer Koenigsegg hazırlanmıştı; CCX, CCXR ve CCGT

Xevi Mete’yi CCX’in yanına götürdü. Mete’nin gözü GT’de idi gerçi. Bu kadar araç arasında tek pist modeliydi.

Xevi: O bugün Mark’a ait.

Mark: İzle ve ağla çaylak!

Mete: Heeey, CCX’e laf mı ettin sen(!)?

Mark kötü tongaya geldiğini anladı. Göz ucu ile C. V. Koenigsegg’i kesti.

Mark: Hadi ama hangimiz CCX’i ilk gördüğümüzde iç geçirmedik ki. Hangimiz o kapılar açıldığında “işte sonunda birileri LSD’den daha etkileyici bir stil ortaya koydu” diye rahatlamadık ki ha!”

Nick Mark’ın kulağına yaklaşıp; Woouw… iyi toparladın!

C.V. Koenigsegg: Bu adam konuşmayı biliyor!

Mete: Jonah, Hollanda’ya ilk uçak ne zaman?

Jonah: Hıı? …. haaa!

Nick CCXR’ın yanına giderken tüm grup kahkahalara boğuldu.

Arkalion ekibi o gün piste gelen tüm Koenigsegg’leri tek tek denedi. Sadece pilotlar da değil. Mekanikerler dahil her takım üyesi o gün bir Koenigsegg kullandı. Büyük şovlar ise tabi ki Arkalion’un pilotlarından geldi. Hava kararmadan önce C. V. Koenigsegg de pilotlara katıldı ve Regera’sını gerçekten zorladı. Mete One:1 ile onu takip ederken çizgisinin ne kadar da pürüzsüz olduğunu gördü. Şaşırmamak mümkün değildi. C. V. Koenigsegg resmen babasının sakalsız ve göbeksiz haliydi. Babası demişken, Timur da bir CCXR Edition’u yanında bir test pilotu ile birlikte kullanıyordu. Mete ayağını gazdan çekti ve CCXR’ı bekledi. Önce Nick geçti birkaç saniye sonra Mete aynalarında babasını gördü. Yaklaşmasına izin verdi ve babasının o an ne kadar da genç göründüğüne hayret etti.

-o-

İki hafta sonra, Monako GP öncesi, Çarşamba

Dave: Hey, sence mavi mi yoksa turuncu mu?

Mete: Mavi demezsem kızacak mısın?

Dave: Etrafta yeterince mavi var değil mi?

Mete: Öyleyse beyaz…

Dave: Heeey, bu seçeneklerde yok!

Mete: Öyleyse kesinlikle beyaz! Aklındaki ne ha?

Dave: Yeni dekorasyon işi.

Mete: Arkalion mavi, Koenigsegg turuncu, Sauber beyaz… bilemedim!

Dave: Sauber de mavi…

Mete: Beyazken iyiydi…

Dave: Tamaaaaammm, beyaz olsun!

Mete: Ha şöyle, ha şöyleee!

Dave: İngilizce konuş!

Mete: That’s it, that’s it!

‘Eee, bunu niye sordu ki adam? Neyse…’

-o-

Perşembe günü, antrenman sabahı, Monako…

– Günaydın şampiyooon!

Annie’nin bir meleği andıran sesi Mete’yi yine rüyasının ortasında yakalamıştı.

– Mmmhh aşkıhmmm

– Mete, uyan hadi uyan!

– …ıııı… aşkım gelsene yanı…maaaahhhhh!

Annie Asplund bu sözlere daha fazla dayanamamış ve muhtemelen yan odadan da duyulacak kalibrede bir tokadı Mete’nin suratına patlatmıştı.

– Uyan sapık adam! 10 dakikadır seninle uğraşıyorum. Aşkım ne demek şimdi? Ne görüyordun sen rüyanda?

Mete durumun ciddiyetini henüz kavramamıştı, karmakarışık rüyasından ve Annie’den yediği tokattan sonra da hemen anlayabilmesine imkan yoktu.

– Seniii!

Çaaaat!

– Lan! Ne vurup duruyorsun!

– Ne? İngilizce konuş! Uyandığından beri, hatta uykudayken bile bana sarkıyorsun! Elbette vururum.

– Sana sarkmazsam haksızlık etmiş olurum, ayrıca diğerlerinden de hayli geri kalmış olurum. Uykumda ne dediğimi bilmiyorum, ama rüyamda seni görmüyordum.

– Neyse, tamam kalk hadi. Elbiselerini hazırladım, bak sandalyenin üzerinde. Çabuk hazırlan. Aşağıda bekliyorum.

– Peki tatlığğğğmmm

– Hala mı… gel buraya!

Mete yatağından fırladığı gibi banyoya doğru koştu ve kapıyı kapattı. Sinirli Annie oraya da girecek değildi elbette. Üzerindekileri çıkarmaya yeltendi.

‘Lan! Hassss. Nasıl koştum lan ben buraya!’

Mete rahat edemeyip çıplak yattığını unutmuştu. Annie’nin gözü önünde yataktan fırlamış ve çırılçıplak banyoya kaçmıştı. Üstelik Annie de o sinirle banyo kapısına kadar kendisini kovalamıştı.

‘Ulan, düştüğümüz hale bak!’

Arkalion’ın kiralık aracını Annie kullanıyordu ve piste gelene kadar tek kelime etmedi. Belli ki Mete’nin konuşmasını bekliyordu. Mete zaman zaman bu sessizliği bozmak istese de duruma biraz daha gizem katmak istedi ve söyleyecek çok fazla şeyi olmasına rağmen ağzını açmadı. Sessizlik çevrimi bu kez işine geliyordu.

-o-

Mete Monako GP’nin ilk antrenman seansı için hazırdı, tulumunu giymiş ve garaja inmişti. Xevi Pujolar ile Nick Heidfeld’i seslerini yükseltmiş halde tartışırlarken buldu. Yanlarına geldi ama konuşmadı. Dinlemeye başladı.

Nick: Kaç yıldır sürüyorum ben, sen o tavsiyeleri git Lance’e ver, hah bak geldi Mete’ye ver o tavsiyeleri.

Xevi: Nick anlamıyorsun, kaç yıldır sürdüğün için söylüyorum zaten bunları. O şikanda dikkatli olman gerek, baştan öğrenmenin gerekeceğini söylüyorum.

Nick: Neden öğrenmem gereksin? Yeni bir duruma ayak uyduramayacaksam burada ne işim var benim? Lütfen aşağılayıcı konuşma benle.

Xevi: Araçlar 200 milimetre daha geniş ve bu her iki yandan 100’er milimetre daha geniş olması demek. Hepiniz orayı ezbere dönüyorsunuz. Bu fark bariyere çarpmanıza neden olacak. Aracı kaybetmek istemiyoruz, burada antrenmanlar çok önemli.

Bu ecnebi mühendisler de ne çok seviyor milimetrelerle konuşmayı, 3.5 metre demez 3500 milimetre der. Bu daha mı havalı? Biz hesap yapamayan adamlar mıyız?

Nick: Anladım Xevi, sadece bana çaylak gibi davranmana alındım.

Mete: Ben hiç alınmam, bana her şeyi söyleyin!

Xevi: Anlıyorum Nick, ancak senin araca hasar vermenden endişe ediyorum. Senin buradaki sürüşün önemli olacak. Araçta ayar tecrübemiz yok, geçen seneden çekip uyarlayamayız, geçen sene yok. Beni anlaman gerek. O aracı çarpma ve istikrarlı ol. Bunu istiyorum.

Nick: Anlaşıldı.

Mete: Ben ne yapacağım? Çaylağım ve her lafı yutarım!

Xevi tam ağzını açacakken, Nick biraz sinirli şekilde araya girdi: “Sen aracı çarpabilirsin sanırım!”

Xevi: Hayır sen de çarpamazsın. Sen de ayarlarını kendin yapacaksın. Sabah başarılı olamazsan yine Nick’in bulduklarını sana uyarlayacağız.

Xevi sözlerini bitirmeden Nick’e döndü: İşte bu yüzden senin çarpmaman lazım. İkiniz de simülatöre gelmek için fazla tembeldiniz ve hiç tecrübe edinmediniz. Mark pilotların simülatörde zorlandıklarını, sürekli bariyerleri öptüklerini duymuş.

Mete: Ne kulak varmış be Mark’ta! Sahi, o nerede?

Xevi: O buradaki her pilotu, her mühendisi tanıyor ve kimse ondan bir şey saklamaz. İsveç’te, Axel ile döndüler. Sözleşmesini imzalayacak.

Mete şaşkın: Çoktan imzalamış olması gerekmiyor mu? Kaçıncı yarış oldu…

Xevi: Aslında sözleşme filan yoktu, Mark ısrar etti. Arkalion’da söz kontrattır. Hadi beyler araçlarınıza. Zaman değerli.

Mete kendisinin de hiçbir evrak imzalamadığını yeni fark etti. Şimdiye kadar imzaladıkları sadece FIA ile ilgili evraklardı.

‘Arkalion’da söz kontrattır.’

-o-

Mete piste çıktığında başına gelecekleri yeni fark etmeye başlamıştı. Monako pistine aşinaydı, ancak önceki sene orada Supercup’ın Porsche GT3’leriyle yarışmıştı. Bir Formula 1 aracıyla hiç sürüş yapmamıştı. Porsche yarışındaki antrenman seansını da aynaları olmadan bitirmişti.

En azından bu kez aynalar arabaların içinde, onları çarpamam.

Mete kurulum turu sonrasındaki ilk ciddi turunda yavaş yavaş hızlanmaya başlarken Xevi’nin sesini duydu.

– Yüzme havuzunda bariyere ve sarı kerbe dikkat et.

– Tamam.

Mete daha önce dar olan F1 araçlarını hiç sürmediği için araçların genişlemesi onu etkilemeyecekti, ancak Porsche aracından başka tecrübesinin olmaması onu çok daha fazla etkiliyordu. Yüzme havuzu şikanını iki kez kaçırdı, ancak erken davranıp şikanı doğrudan kesmiş ve kerbden de kurtulmuştu.

Üçüncü sürüşü sırasında tüneldeyken, direksiyonundaki sarı bayrak ışıklarının yandığını fark etti. Ama Xevi telsizden konuşmamıştı. Böyle durumlarda iki telsizi birden açar ve neredeyse sarı ışıklarla birlikte iki pilota da aynı anda bilgi verirdi.

Xevi: Sarı bayrak Mete, Nick bariyere temas etti.

Mete: Nick mi! Nerede? Durumu nasıl?

Xevi: Yüzme havuzu, sorun yok, süspansiyonu kırık, pite sürünüyor. Ona dikkat et.

Mete: Tamam.

Mete Nick’in kaza yapmasına şaşırmıştı. Xevi’nin anlatmak istediği buydu demek ki. Süspansiyonu kırık halde devam edebildiğine göre bariyere sadece sürtmüştü, doğrudan çarpma yoktu. Buna sevindi.

Antrenmanın bitiminde Xevi’nin yanına gitti. Nick de oradaydı.

Mete: Nick, bariyere çarpmışsın, nasıl oldu?

Nick, Xevi’yi gösterip gülerek: Bu adam dediği için oldu! Bağırdı, çağırdı, uyardı, gösterdi, gittim tam oraya çarptım. Beni kaza yapmam için kodladı resmen! Direksiyon kolu sola kaydı sadece, ancak değişimi zaman aldı. Pite girmek için dönerken düz tutuyordum mesela!

Mete: Ahahah, ben de iki kez orayı kaçırdım. Ama bariyerle işim olmadı henüz. Sarı kerbleri atlatmam gerekti. Onları koyanı şamarlamak gerek. Doğrudan bariyer koysaymış daha iyiymiş. Kerb görünce üzerine çıkasım geliyor.

Nick kahkahayı bastı: Kerb pilotun dostudur!

-o-

Mete, ikinci antrenman için piste çıktığında tutuşun arttığını hemen anlamıştı. Şimdi hızlı turlara başlama zamanıydı. Yine Xevi’nin telsizi açtığını duyuran bip sesini duydu.

Xevi: Lastikleri ısıtman yine zaman alacak, iki ısıtma turundan sonra peş peşe sıralama turu atacaksın. Sonra bir soğuma ve içeriye. Ne zaman bırakacağını söyleyeceğim.

Mete’nin en sevdiği antrenman seansı türüydü bu.

Mete: Tamam dostum!

Mete iki ısıtma turunu atmış ve hızlı turlarına başlamıştı. Tempoyu giderek yükseltiyordu. Kendi icadı olan tik-tak taktiğini uyguluyordu. Bir hızlı tur atıyor, hemen peşinden nispeten güvenli ve daha sakin bir tur atıyordu. Ardından yine bir hızlı tur, ardından yine bir yavaş…

‘Woohooo! Oğlum Dahi burada süpersin lan! Yaşadık bence!’

Hızlı turunun ardından bir ‘tik’ atmaya başladı, bu turları kaymanın başladığı yeri kestirmek için kullanıyordu.

‘Tünelden çık, yine kör olduk, fren, dön, lan burası ne sıkıntıymış, hızlan, hoop yüzme havuzu derler burayaaa…’

’aaaaaaaaaaaaah ah ufff!!!!’

Mete yine kendi hatasına yenik düşmüştü, rahat turlar atarken ya kendi kendine konuşuyor, ya da hayal dünyasına dalıyordu. Yüzme havuzu çıkışında, ilk antrenmanda Quick Nick’in temas ettiği bariyere çarpmış ve dönemeyince sarı renkli katil kerblerin üzerinden sekip bariyere girmişti.

Xevi: Mete, iyi misin?

Mete: Şimdi ben tecrübeli mi oldum?

Xevi: İyi misin Mete? Nasıl hissediyorsun?

Mete: Hay anlayışı kıt adam! İyiyim elbette, nasıl anlamazsın!

Xevi: Güzel. Aracı tamamen kapat ve gel.

Xevi’nin bu asker kafası hallerinden nefret ediyordu. Espriyle verilen cevapları asla anlayamıyordu. İngilizlerde mizah anlayışı çok farklı, onu biliyordu, İspanyollarda da mı böyleydi yani!

‘Shutdown proc, OK… Full Shutdown, OK… ICE OFF, yine OK bas… MGU Shutdown proc. hay ananı senin, sana da OK… YES lan! Bir de emin misin diyor denyo!’

O sırada pist görevlileri aracının yanına gelmiş ve koluna dokunup iyi olup olmadığını anlamaya çalışıyorlardı. Mete elinin başparmağını yukarı kaldırıp iyiyim işaretini yaptı, ancak direksiyondaki işler bitmemişti.

‘AUX SYS OFF, sana da OK… MAIN OFF, sen de OK hah bitti.’

– Dur çekiştirip durma, iyiyim dedim ya!

– İyi misiniz efendim?

– Bak hala soruyor, gel kalbime de bak atıyor mu diye!

Garaja geldiğinde Xevi hala pit duvarında, Nick’in antrenmanını yönetiyordu. Yanına gitti.

Mete: Merhaba Xevi

Xevi: Hey, iyisin değil mi?

Mete: İyiyim, özür dilerim.

-o-

Sıralamalar

Arkalion pilotları üçüncü antrenmanı tamamladıklarında araçlarından memnundular. Monako GP sıralama turlarına kendilerinden emin bir şekilde başlıyorlardı. Mete ve Nick ilk sıralama seansını rahat bir şekilde geçmişlerdi.

Xevi: Evet çocuklar, ARK 01 motor modunda olun. Hedefiniz 1:13’ün altına inmek. Bu güvenli olacaktır.

Mete: ARK 01S diye bir şey daha var. Neden ona geçmiyoruz? O daha hızlı değil mi?

Xevi: O tam performans modu, motor için zararlı. Q3’te onu kullanacağız.

‘Haa! Vana…’

Cosworth mühendisleri yaptıkları motor modu güncellemelerine gizliden gizliye bunu da dahil etmişti.

Nick ilk turunda neredeyse kusursuzdu, 1:12.920’lik turu kendisini beşinci sıraya yerleştirmişti ve oldukça güvende görünüyordu. Mete ise ilk virajda bariyerleri sıyırmıştı ve refleks olarak gazı kapatınca biraz zaman kaybetmişti.

Xevi: 1:13.353 Mete, bu yeterli olmayabilir. Yeni setlerle ikinci kez çıkmak için içeri gel.

‘Bu süreye kafam girsin!’

Seansın bitimine yakın piste çıktı ve hızlı turuna başladı. İlk sektördeki hatasını bu kez yapmadı ve ikinci sektöre girdiğinde önceki en iyi ilk sektöründen 0.5 saniye daha hızlı olduğunu gördü. Artık rahattı.

‘S..Sarı… Lan yine mi!’

Mete tünelin karanlığında direksiyonda iki tarafta yanık şekilde kalan sarı bayrak ışıklarını açıkça görmüştü. Belli ki önünde kaza vardı.

Xevi: Turu bırak Mete, Vandoorne duvarda, yüzme havuzu.

Mete: Elendim mi şimdi? Ne oldu?

Xevi: Dokuzuncu sıra, son seansa geçtin. Herkesin turu iptal oldu.

Quick Nick de artık sarı bayrak anlarından etkilenmek istemiyordu.

Nick: Tura erken başlamak istiyorum. Risk istemem.

Xevi: Peki, beraber çıkıyorsunuz. Mete, sen önde ol.

Bu son cümle Arkalion’un Mete’nin daha hızlı olduğuna inandığının tabelasıydı ve Nick bunu çoktan anlamıştı. Mete kadar hızlı değildi ve onun yolunu tıkamaması mantıklıydı. Ancak yeni araçların sürüşünü beğenmişti ve daha da önemlisi Arkalion takımının yönetim şekline hayrandı. 10 yıl yenilse de burada kalmaya razıydı.

Nick gerçekten de hızlı turlarında Mete’nin kendisinden adım adım uzaklaştığını görebiliyordu. Çizgiyi geçtiklerinde fark göz hesabıyla 0.3-0.4 saniye kadardı. Saniyenin üçte biri.

Nick: Neresi?

Xevi: 1:12.587 Nick, üzgünüm, altıncı sıra.

Nick: Fena sayılmaz. Mete nasıl?

Xevi: 1:12.277 yaptı, dördüncü başlayacak.

Nick’in kafa hesabı doğru çıkmıştı. 0.3 saniyelik fark aralarına Verstappen’in girmesine neden olmuştu. Neyse ki Ricciardo çok iyi bir derece yapamamıştı ve arkasında kalmıştı.

-o-

2017 Monako GP, Yarış

Mete yarışa dördüncü sıradan, yani kirli taraftan başlayacağı için huzursuzdu. Formasyon turuna başladı. Ne diyordu Şimşek McQueenn; Beeeen hızzzlıyımm! İşe yarar mıydı ki?

3900 vites değişimi, 1482 viraj, 260 km mesafe, 78 tur, 20 pilot, 10 takım, 1 kazanan… Beeen hızzlıyııımmm!

Turun bitiminde aracını üçüncü sıradaki Bottas’a doğru konumlandırdı.

Yan, yan, yan, yan, yan, sön, sön, ateş!”

Kötü sayılmayacak bir kalkış yapmıştı. Bottas kalkar kalkmaz sağ tarafa, ilk viraj için içe yönelmiş ve Mete de sol tarafa yönelmekle hata yaptığını anlamıştı. Bottas’ın solunda, dışta kalmaktan başka çaresi yoktu.

‘Kahretsin, kaldık! Neyse ki temiz oldu.’

Xevi telsizi endişeli açmıştı: Araçta sorun var mı? Hasar var mı?

Mete şaşırdı, neyin hasarı, yine kendinden mi geçti, Xevi ne diyor?

Mete: Hasar mı var? Ne oldu?

Xevi: İlk viraj, Verstappen’le lastikleriniz temas etti ya!

Mete: Öyle mi oldu?

Xevi pilotunun bunu hissetmemiş olduğuna inanamıyordu.

Xevi: Küçük bir temastı, sorun var mı?

Mete: Temas hissetmedim, araç da iyi.

Xevi: Tamam Mete, iyi gidiyorsun. Önündekilerden kopmamaya çalış, mümkünse Bottas’ı geç.

Mete ilk viraja girerken ufak bir sarsıntı hissettiğini hatırladı, ancak onun kerbden veya bir tümsekten geldiğini düşünmüştü. Gerçekte ise, Verstappen ile temas etmişti.

‘Max’i dürttük ha! İyi o zaman. Ha, geçebiliyorsak Bottas’ı geçeceğiz…’

Mete ikinci turda Loews’e içeriden dalmayı denedi, ancak başarılı olamadı. Bottas’ın yanına gelmiş olsaydı bile, iki araçla oraya sığmaları mümkün değildi. Kaza kaçınılmazdı.

Mete: Geçemeyeceğim, mümkün değil.

Xevi: Tamam, onlardan kopma. Tünel çıkışında çizgini değiştir. Motorunun temiz havaya ihtiyacı var. Sol sidepod.

‘Sol sidepod… Demek ki su ve yağ soğutucusu o taraftaymış. Sağdaki ne o zaman? Haa, intercooler. Hay turbo canını senin…’

-o-

Mete önündeki Bottas’ın pite daldığını gördü. Direksiyonuna baktı, 33. turdaydı. Lastikleri iyiydi, pite girmesine gerek olmadığını düşündü.

Xevi: Bottas içeride, süper yumuşak. Bizi avlayabilir.

Mete: Süperle mi avlayacak? Mümkün değil.

Xevi: İlk an performanslarını bilmiyoruz. Lastiklerin iyi görünmüyorsa girelim.

Mete: Bu lastiklerin tüm yarışı götüreceğini söylemediniz mi? Şu anda çok iyiler, 4-5 tur deneyelim, dışarıda kalabilirim.

Xevi: Peki Mete, kalıyorsun. Hızlı turlar atmaya çalış.

Bu konuşmalar olurken lider giden Raikkonen de pite gelmişti. Vettel dışarıdaydı. Mete de dışarıda kalıp hızlı tur atarken, lastiklerini mümkün olduğu kadar uzun kullanmaya çalışacaktı.

Xevi: Lastiklerini mahvet, içeri gel. İçeri gel.

Mete Xevi’nin sesindeki kendinden emin tonu anlamıştı. Doğru şeyi yapmışlardı. Süper yumuşaklarla pitten çıktığında Bottas’ın önüne geçmişti hatta Ricciardo’nun da önündeydi. En öndeyse sadece Ferrari pilotları Vettel ve Raikkonen kalmıştı. Fin pilot da erken pite girmenin kurbanı olmuştu.

Mete: Vettel pite geldi mi? Nick nasıl?

Xevi: Evet geldi. Kırmızılarla yarışıyoruz. Nick pite erken gelmeyi seçti ve kaybetti. Yedinci sırada. Bu lastikleri sonuna kadar kullanacaksın. Son turlarda yağmur ihtimali de var.

‘Yağmur! … Yağmur! … Yağmur!Monako!

Yağmur Mete’nin en sevdiği sürüş ortamıydı. Böyle günlerde babasının S70T5’ini kaçırıp kaya kaya sürüşler yapardı.

-o-

69. tura gelinmişti. Wehrlein ve Button’ın kazası sonucunda çıkan güvenlik aracı periyodu atlatılmış, yarış tekrar rayına oturmuştu. Bu kez telsiz konuşmaları çok daha azdı. Mete yalnız ve istediği gibi hissediyordu. Hava da biraz kapanmış gibiydi, ancak yağmur yağması pek mümkün görünmüyordu.

‘Lan, yağmur!’

Mete tünel çıkışında frenlerken neredeyse spin atacaktı. Tünele kuru bir havada girmişken çıkışında sanki başka bir dünyaya geçmişti. Yağmur az, ama büyük damlalar şeklinde yağıyordu. Telsizden Xevi’nin çifte emri geldi.

“İkiniz de pite, yoğun yağmur geliyor! Herkes pite!”

Beklenen yağmur yarışın son turlarında fena bastırmıştı. Tünelden az önce çıktığında yeni başlayan yağmur pit girişine geldiğinde doluya benzer bir kıvama dönüşmüştü. Mete önündeki ‘kırmızıların’ da pite geldiğini gördü.

Mete: Ne! Mavi’ler mi! Ne gerek var?

Xevi: Kimse risk almıyor Mete, bu en güvenli olanı. Yağmur dinmeyebilir.

Mete pitten çıkarken Ferrari’lere daha yakın olduğunu gördü. Yağmur da şiddetini biraz daha artırmıştı.

Xevi: Risk alma, böyle bitir. Atak deneme.

‘Atak denemeymiş… Hadi lan oradan!’

Mete: Yapabilirim, bu bizim fırsatımız!

Xevi: Çok tehlikeli, podyum bizim için harika bir sonuç.

Mete kızdı: O önceki yarıştaydı! Şimdi daha fazlası!

-o-

76. turda Raikkonen’e çok yaklaşmıştı. Vettel ise hemen önündeydi, ancak farkı açıyordu. Loews’de şansını denemeliydi.

‘Evvet pizzaaaa, kapınızda!’

Bunu neden söylediğini bilmiyordu, sadece televizyonda bir komedi programında duyduğu bir replikti. Loews’e yaklaşırken iç kısma geçmiş ve Raikkonen’le aynı anda frenlemeye karar vermişti. Ancak Raikkonen beklediğinden önce fren yapınca iç kısımda önde kalıvermişti. Zaten normal zamanda fren yaptığı için rahatça yavaşlayabilmiş ve viraja girmişti. Raikkonen’in sığmayacağı açıktı, yavaşlamak zorunda kaldı.

Xevi: Bravo Mete, bravo! Vettel biraz uzakta, bence deneme! İkincilik önceki yarıştan daha iyi bir derece!

Xevi Mete’ye engel olmaya çalışıyordu. Mete çoğu sözcüğü duymadı…ve bu telsize cevap bile vermedi. Direksiyondaki ‘OK’ tuşuna basmakla yetindi. Bu düğme, Xevi’nin kulaklığına belirli bir ton gönderiyordu ve mesajın alındığının anlamasını sağlıyordu.

Gel bakalım parmak çocuk, av başlasın!

Mete Vettel’in Ferrari’sinin 2.9 saniye ardında ardında La Rascasse’dan çıkarken ilginç bir “şey” oldu… Çevrede bir değişiklik seziyordu, her şey aynı değildi sanki. Ortalığa bir karanlık hakimdi, gökyüzü yağmur bulutlarıyla kaplı, biliyordu. Ama bu bir başkaydı işte. Anthony Noghes’den çıkıp virajdan bozma düzlüğe geçerken nerede olduğunu anladı.

…ve önce gökyüzü kayboldu… Sainte Devote’a geldiğinde sol bariyerlerin arkasında kalan binaların da yokolduğunu gördü. Ama gözleriyle değil!

Beau Rivage’ı tırmanırken her şey netleşti. Artık sadece Armco’lar*, asfalt zemin, ARK01 ve vizöre çarpan yağmur damlaları vardı. Her şey o kadar ama o kadar yavaşlamış gibiydi ki! Massenet’e geldiğinde sol eli dördüncü vitesi bulurken sol ayağı da fren pedalına masaj yapıyordu. Monako, ARK01, yağmur ve Mete… Sanki zamanın başlangıcından beri bir arada yaşayan kusursuz bir organizma gibiydiler. Kendilerinden başka hiçbir şeye ihtiyaçları yoktu.

Casino ardından Mirabeau, Loews… Mete her kaldırım taşını, vizörüne çarpan her yağmur damlasını, lastiklerinden ayrılıp giden her bir parçayı görüyor gibiydi. Sanki 400 fps bir hayat sürüyordu. Her şeye hakim olmak, kontrolü sağlamak o kadar kolaydı ki!

Herkes yoğun yağmur lastiğine geçmişti ve son 5-6 turu sorunsuz geçmeye gayret ediyordu.

O sırada Sky Sports F1’den Ted Kravitz;

Takımlar şu an sadece yarışı bitirmeye çalışıyorlar. Ferrari pit duvarında bir hareketlilik var. Scuderia’nın takım patronu Maurizio Arrivabene,  FIA hakem odasına gitti. Yarışın durdurulması yönünde baskı yapmak istiyor olabilir. Mete Atay sanırım galibiyeti ellerinden almak üzere çılgınca sürüyor. Vettel’in telsizi de bunu kanıtlıyor. Önce kendisine ‘şu an yarışmak çok tehlikeli, değil mi? Bunu doğrula’ dendi. O da aynen bunları söyledi. FIA’nın kararı bu konuşmadan etkilenebilir.

Xevi artık telsiz mesajlarıyla Mete’yi durduramayacağını biliyordu.

O sırada Serhan Acar;

“Mete! Mete! Mete ikinci sektörde Sebastian Vettel’den tam 2.5 saniye aldı! Ferrari’nin galibiyet umutları yağmurla birlikte yıkanıp gitmek üzere! Mete Atay… Monako’da…, Formula 1’in en prestijli yarışında galibiyeti kovalıyor!

Mete, sıra Tünel’e geldiğinde önlerinde bir engel olduğunu fark etti. Sürekli ilerlemeye devam eden bir engel. Tünelde ona yaklaşabilir hatta veda edebilirdi. Burada yağmurun olmayışı bile önemli değildi. Yağmur Mete’nin bir uzvuydu… ve her şey o kadar yavaştı ki!

Öndeki kırmızı aracın sola doğru yanaştığını gördü. Bu şimdi mi gerçekleşiyordu, yoksa geleceği mi görüyordu! ARK01 istifini bozmadı. Sağ tarafta ideal çizgideki küçük tümseği geçerken Mete’nin gözleri, kırmızı aracın arka tekerlekleri ile Nouvelle şikanının kerblerini inceledi. ARK01’in tetiğine basmak için doğru anı bulmasını sol ayağı sağlayacaktı. Kırmızı ise içerde kalmıştı ve daha yavaş olacaktı.

Sol ayak, sağ ayak için gerekli izni çıkardığında Mete’nin kolları direksiyonu sağa çevirmeye başlamıştı. ARK01’in sağ lastikleri kerblerin üzerinden geçti. Sol lastikleri ise kırmızı aracın sağ lastiklerini öpüyordu… ARK01 Nouvelle’den çıkana dek kerblerin üzerinde kaldı. Bu onun rakibine saygısıydı. Şikan çıkışında sağ ayak son derece pürüzsüz bir ivmelenme yakaladı. Yağmur damlaları ardı arkası kesilmeden ARK01’in vizörünü selamlarken solundaki kırmızı araçla Tabac virajına yaklaşıyorlardı. Islak zeminde Tabac için vites düşürürken her şey olabilirdi. Ama bugün ne olacağı çok önceden yazılmış olmalıydı ve Mete bunları okumuş gibiydi. Yağmur onun için gelmişti… O yağmur olmuştu…

ARK01, Tabac girişi için vites düşürüp Louis Chiron için hızlanmaya başladığında yanındaki kırmızı siluet görüntüden eksilivermişti. O kadar basitti. Hepsi buydu…

Bu andan itibaren Piscine, Rascasse, Anthony Noghes ve diğerleri…sadece ona aitti. 77. tura gidiyordu…

Mete bir an başının döndüğünü hissetti. Yoğun yağmur altında iki Ferrari’yi de geçmişti ve Monako’da galibiyete ilerliyordu.

Xevi: Kırmızı bayrak, Kırmızı bayrak, KIRMIZI BAYRAK!

o-

Tüm pilotlar pit alanında durmuş, yarışın tekrar başlatılmasını bekliyorlardı. Trenin en önünde ise mavi renkli ARK01’i ile Mete duruyordu. Direksiyonundaki kırmızı ışıklar yandığında yarışın bitimine sadece 1 tur ve 2 viraj kalmıştı. Muhtemelen güvenlik aracı altında dönülerek noktalanacaktı.

Telsizden Xevi’nin sesi duyuldu.

Xevi: Çocuklar… Üzgünüm…gerçekten üzgünüm!

Nick: Kahretsin! Şike bu!

Mete: Neler oluyor… hadi Xevi…

Xevi: Araçları terk edebilirsiniz çocuklar!

Mete: Ne… Nasıl… ne oluyor?

Mete ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Şike neredeydi ki? Pist yarışmak için çok mu tehlikeliydi? Muhtemelen evet, kırmızı bayrakları anlayabiliyordu. Ne de olsa grid süt çocukları ile doluydu!

O sırada Sky Sports F1’den David Croft neler olduğunu özetlemişti bile.

Yarış kırmızı bayrakla durdurulduğunda ve yeniden başlatılmadığında bir önceki turun klasmanı geçerli olur. Bu durumda Monako GP’nin galibi Sebastian Vettel. Diğer Ferrari Kimi Raikkonen ikinci, yarış durdurulduğunda ikisini de geçmiş olan Mete Atay ise önceki turdaki yerini, üçüncülüğü aldı.

Martin Brundle araya girdi: “Büyük skandal, gerçekten büyük skandal. FIA’nın bunu açıklaması gerekecek. Yarış, durdurulduğu andaki koşullarda tam 6 tur devam etti. Herhangi bir kaza olmamasına rağmen, Ferrari pilotlarının geçildiği zaman durduruldu. FIA’nın başı bununla belaya girmeli.

Mete garaja geldi ve Xevi, Dave ve Nick’i hararetle tartışırlarken buldu. Ayakları yere basmıyordu ve yüzündeki sırıtmaya engel olamıyordu.

Mete: Na’ber beyler?

Nick: Galibiyeti kaybettin, biliyorsun değil mi?

Mete: Nasıl? Kazandım işte, Vettel’i geçtim.

Xevi araya girdi: Kırmızı bayrakla durdurulan ve tekrar başlatılmayan yarışlarda durdurulma anından bir tur önceki pozisyonlar sonucu belirler. Sen Kimi ve Seb’i son turda geçtin. Geçerli turda üçüncüydün. Son basamak, podyum seni bekliyor. Bence hemen git.

Mete’nin zihni bir anda açılmıştı. Son turda yaptığı o iki mükemmel geçiş kırmızı bayrakla hiç edilmişti. Etrafındaki dünya büyüdü…Mete küçüldü… Ama hayır. Bunu ödetmeliydi. Biri bunun hesabını vermeliydi. Birileri bu saçmalığın farkında olmalıydı. Bir sinirle podyuma yürüdü.

“Ve üçüncü sırada, Koenigsegg Arkalion Racing pilotu Mete Atay!”

Mete kupasını aldı ve ayaklarının arasına koydu. Şampanya partisi başlamak üzereyken hiçbir şey demeden podyumdan indi ve garajlara doğru yöneldi. Üçüncülük kupasını da orada bırakmıştı.

Serhan Acar neredeyse ağlayacaktı.

Gururumuz Mete, hak ederek kazandığı yarışta o anlamsız kırmızı bayrak sebebiyle üçüncülüğe düşürüldü ve haklı tepkisini podyumu terk ederek gösterdi. Tarihi bir güne tanıklık ediyoruz. Bu olay çok konuşulacak. FIA’nın bu kararı çok konuşulacak.

Sky Sports F1’den Ted Kravitz ise daha netti.

Bay Arrivabene’nin ziyareti işe yaramış görünüyor. FIA kırmızı bayrak ile galibiyeti manipüle etti.

-o-

Monako, podyum sonrası

Mete podyumdan inerken kendini hala buruk hissediyordu. Yarışı kazanmıştı ama kazanmasına izin verilmemişti. Bunun sorumlusu kimdi, Mark’a soracaktı. Formula 1 de mi diğer yüzünü kimseye göstermeyen ay gibiydi… tabi ki öyleydi. Bununla nasıl başa çıkılırdı, daha hızlı olarak mı? Bugün birinciliği alması birkaç tur önce olabilir miydi? Oturup tüm turları gözden geçirmeliydi… bir dakika, bunu neden daha önce hiç yapmamıştı? Porsche Supercup’da yapıyordu ama burada neden daha önce aklına gelmemişti, Formula 1’de bunu yapan pilot yok muydu? Nick böyle bir şey yapıp yapmadığından hiç bahsetmemişti.

…veee başına gelen o şey… Tam olarak ne olmuştu. Sanki her şey paralel bir evrende yaşanıyor gibiydi ama Xevi’nin telsizi ile tümü son bulmuştu. Bambaşka bir evrenin kapıları kapanmış ve tekrar açılmamıştı…

-Ne oldu orada(!)?

Bunları düşünürken motorhome’a kadar gelmişti Mete. Hızlıca üzerini değiştirdi. Sinirli olduğunun farkındaydı. Bu akşam bir yere gitmese iyi olacaktı. Kapının açıldığını duydu;

Annie: Heey, şampiyon!

Mete: O sözcük için çok erken.

Annie: Oo sinirli miyiz?

Mete: Elbette sinirliyim!

Annie: Bence yarışı kazandın.

Mete: Elbette kazandım. Öyle hatırlanmayacak ama!

Mete bunları söylerken etrafta acemice tavırlarla bir tişört arıyordu. Masa lambasının üzerine atılmış olan bir tane buldu ve giydi.

Annie: Onu dün giymiştin.

Mete: Umurumda değil. Hem bunu yanlış bir şeymiş gibi söyledin.

Annie: Aslınd…

Mete: Gitmem gerek Annie.

Mete hızlı hareketlerle motorhome’dan çıktı ve telefonunu cebinden çıkardı.

-Hey Mark, neredesin?

Mark: Bugün değil Mete.

Mete: Ne?

Mark: Ne konuşmak istediğini biliyorum, bugün olmaz güven bana. Yarın yemeğe ne dersin, ben ısmarlarım.

Mete: Dediğin gibi olsun.

Mark: Bugün bir yerleri yumruklamaya kalkma.

Mete: Elimden geleni yaparım.

Bu sırada Mete kendisine doğru seyirten gazeteci ordusunu fark etti. Konuşmak istemiyordu. Sol tarafından Jonah’ın kendisine doğru koşturduğunu gördü ve biraz rahatladı.

Mikrofonu uzatanın kim olduğuna bakmadı bile, ancak biriyle konuşurken her zaman yaptığı gibi güneş gözlüklerini çıkardı. Bu kapalı havada onları neden taktığını da bilmiyordu.

– Atay, bugünkü üçüncülüğün için bir şeyler söylemek ister misin, senin için harika değil miydi?

Tam bu sırada Jonah gazetecilerin arasından geçerek Mete’nin yanına kadar sokuldu ve kulağına yaklaşıp;

“Sakin ol ve kısa kes!”

Mete: Siz yarışı izlediniz mi? Bugünün üçüncüsü falan değilim. Yarıştım ve kazandım. Bir yarışçıysanız, yarışmadan kazanamazsınız! Şimdi gitmem gerek, teşekkürler.

Hızlı adımlarla kalabalıktan uzaklaşmaya çalışırlarken;

Jonah: Kısa kestiğin iyi oldu, ilk önerimi de dinleseydin daha da iyi olacaktı!

Mete: Sakinim işte Jonah, ne kadar sakin olunabilirse o kadar sakinim!

————————————————————————————————–
*Armco: Pist kenarındaki modüler yapıya sahip güvenlik bariyerleri.

-son-

SONRAKİ BÖLÜM: Patinaj #B18: Kanada GP, Davetiye

Soner Küpücü/xtrabit racing

2 Yorum

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]