Patinaj #B15: Sır

3

Patinaj, 2017 sezonunda şok bir şekilde Formula 1’e katılmış Arkalion Racing adlı kurgusal bir takımın ve pilotlarının maceralarını anlatan yazı dizisidir, anlatılanlar tamamen hayal ürünüdür.

Patinaj’da daha önce…

Bahreyn GP, 35. tur

Mete’nin nefesi artık vücuduna yetmiyordu. Genzi acıyor, ciğerleri yanıyordu. Dilinin üzerinde kurum tadını alabiliyordu. Konuşmaya çalıştı ama beceremedi. Telsizin düğmesine baştı ve Xevi’nin bir şeyler anlamasını umdu.

Xevi, telsize kulak kabarttı. Duyduğu ise sadece kısa ve sık nefesler ve bunların arasında zaman zaman kısa inlemelerden ibaretti.

– Mete ne oluyor, iyi misin?

Bu sorunun çok aptalca olduğunu fark etti ve takıma alarm verdi.

– Dave, Charlie’yi ara, Mete’nin başı dertte. Doktora ihtiyacı var!

 

Patinaj Bölüm 15

Bahreyn GP, 35. tur

Mete sol tarafından gelen bir sarsıntı ile kendine geldi. Panik halinde etrafına bakındı.

‘Baba, neredesin!’

Kendi sesini çok net duyabiliyordu. Başına dokundu. Kaskını fark etti. Pistte, aracının kokpitindeydi. Nasıl olduğunu hatırlamasa da ilk virajı almış ancak ikinci viraj öncesinde kaçış alanına çıkmıştı. Aracın sol ön tekerleği yoktu. Sol tarafta bariyerlerin bitimine çarpmış ve oradan piste doğru sekmiş olmalıydı. 2. virajın apeksinde, hemen dışarıdaydı.

Sağ el baş parmağı istemsizce telsiz butonuna bastı.

– BABAAAAA, ORADA MISIN? BABAAAAA!

– Mete, seni anlamıyorum, İngilizce konuş, iyi misin?

– BABAAA, ANNEM NEREDE?

Timur Bey garajdan pit duvarına koşup Xevi’nin yanına gelmişti. Kulaklığıyla Mete’yi duyabiliyor ama konuşamıyordu. Xevi’nin kulaklığını başından çekti.

– Evlat, sakin ol, yanına geliyorum tamam mı, orada bekle. Hiç korkma tamam mı… hiç korkmaz benim oğlum.

Kulaklığı başından attığı gibi pit duvarından fırladı. Medikal aracın hareketlendiğini gördü. Pit çıkışına kadar koştu ve oradaki pist görevlilerini fark etti. Birkaçı pistte bir pilotun kalması durumunda onları alıp getirmekle görevli olanlardı. Scooteri olan birini kolundan tutup şöyle bir kenara çektikten sonra scootere atlayıp ikinci virajın yolunu tuttu. Ona engel olmak isteyenlere de hiç aldırış etmedi.

Aracın yanına vardığında Mete’nin araçtan çıkarılmış olduğunu gördü. Kaskı da başında değildi ve medikal araca binmek üzereydi.

– Evlat, evlat!

Mete durdu ve sesin geldiği yöne döndü. Timur Bey Mete’nin ıslak yanaklarını fark etti hemen. Tişörtünü göbeğinden kaldırdığı gibi oğlunun yanaklarını sildi.

– Tamam oğlum, buradayım. Hepsi geçti. Biliyordum zaten bu gece yarışı denen menem şeyin böyle yapacağını. Şimdi doktor seni bi kontrol etsin, sonra buradan çeker gideriz. Seninle bi rakı içeriz ha!

– İyiyim baba.

– İyisin tabi oğlum, cin gibisin. Hadi bakalım, bin şuna!

-o-

Mete ambulans ile doktor kontrolü için hastaneye giderken yaşadıklarının kariyeri için başına bela olup olmayacağını düşünüyordu. Pistte gördüğü kıvılcımların, çocukluğuna ait kötü anılarını ve korkularını ortaya çıkarması öyle herkese anlatabileceği bir şey değildi. Olduğu gibi anlatsa süper lisansı tehlikeye girer miydi? “Bu riski asla almayacağım!” dedi kendi kendine.

Peki yarışların birinde önünde kaza yapıp yanmaya başlayan bir araç olursa ne olacaktı, daha kötüsü kendi aracı alev aldığında ne yapacaktı? İşte bu riski almaya razıydı Mete. Her pilotun kendince üstlendiği riskler vardı mutlaka, bu da onun riskiydi işte. Buna rağmen aracına binecek ve hız yapacaktı. Lisansını kaybetmesi onun için çok daha yıkıcıydı. Hayır, bunu doktorlara ya da bir başkasına anlatamazdı. “…ya babam, O birilerine bahsetti mi acaba. Yok hayır, bunun ne denli önemli olduğunu biliyor, yapmamıştır. Ancak yine de bu paniği için güçlü bir neden bulmalıyım. Dahası kaza için de bir neden bulsam iyi olacak!”

Mete hastanenin uzak olmadığını biliyordu. 3-4 dakika sonra orada olacaklardı ve söyleyecek bir şeyler bulmalıydı.

– Bay Atay, sizin standartlarınıza göre pek de büyük olmayan bir kaza geçirdiğinizi duyduk.

Doktor bunu söylerken Mete’nin gözlerine ışık tutuyor, sonrasında ise başının her iki yanında küçük el hareketleri yapıyordu. Hemen sonrasında kan alındı ve sırasıyla akciğer görüntülemesi, kafa görüntülemesi, refleks ve motor fonksiyon testleri yapıldı. Doktor ilk kontrollerde hiçbir sorunla karşılaşmadıklarına ilişkin bir rapor yazdığında kazadan buyana sadece 43 dakika geçmişti.

Buradaki doktor ona kaza ile ilgili olarak neredeyse hiçbir şey sormamıştı. Demek ki onun görevi sadece kazazede pilotun durumunu ve gerekirse ilk tedavisini belirlemekti. Mete kazaya bir neden uydurmak için zaman kazandığını fark edince biraz rahatladı.

– Şimdi ne yapıyoruz doktor, gidebilir miyim?

– Herhangi bir vatandaşımız olsaydı ona bu gece için burada kalmasını önerirdim. Aslına bakarsanız size de öneriyorum Mete.

– Sanıyorum ki bu durumla takım doktorumuz da ilgilenebilir. Buradan hemen gitmek istiyorum mümkünse.

– Çıkışınız için evrakları göndereyim. İmzaladıktan sonra gidebilirsiniz. Takım doktorunuzla konuşup sizi kontrol altında tutmasını önereceğim.

– Elbette doktor.

Timur Bey tüm bu sırada oldukça sakindi, çünkü benzer olayları birkaç kez yaşamışlığı vardı. Mete küçükken bununla sıkça mücadele etmek zorunda kalmıştı ama yaşı ilerledikçe oğlunun geçirdiği nöbetler de azalmıştı. Hatta sonuncusu neredeyse 3 yıl önceydi. Ondan önceki de bir 3 yıl önce.

Elbette takımdan da orada olanlar vardı. Dave, Jonah, Annie ve Mete’nin babası için tuttuğu tercüman Filiz. Jonah telefonda idi, büyük olasılıkla Axel ile konuşuyordu.

Dave: Orada ne oldu Timur? Bu olmaması gereken bir kazaydı.

Timur Bey bir an ne söyleyeceğini düşündü. sıradan bir olay olduğunu hissettirmesi gerekiyordu.

Timur: Sanırım bunu Mete’ye sormamız gerek.

Dave: Timur, orada bilmemiz gereken bir şeyler oldu. Baskı altında değildi ama yine de bir şeyler kötüye gitti. Araçta sorun yoktu, lastikler iyiydi. Ona atak yapacak kimse yoktu. Ancak olay sırasında senin yaşadığın paniği unutmayacağım Timur.

Dave, Timur Beyi zor bir duruma sokmuştu. Olağandışı bir şey olduğunun farkındaydı ve öğrenmek için zorlayacaktı belli ki.

Timur: Telsizde söylediklerini anlamadığını biliyorum Dave. Kendi dilinde “Baba” diye seslendi. Ben de babalık yaptım evlat, hepsi bu!

Dave: Pekala, şimdi sırası değil zaten. Ancak bunu konuşacağız!

-o-

Quick Nick epeyce arkada da olsa önünde olanları görebiliyordu. Mete’nin viraj için direksiyonu çevirdiği anda spin attığını görmüştü.

Nick: Mete’ye ne oldu? İyi mi?

Xevi: Bilmiyoruz Nick, kendinde değil gibiydi. İlgileniyoruz. Çift sarı bayraklara dikkat et.

Nick: Yine mi o sorun! Kahretsin! Ben de durayım mı?

Xevi: Sorun yok Nick, devam ediyorsun.

Nick: Ya bana da olursa? Sorun olmadığına emin misin? Yine elektrik kaçağı olmasın!

Xevi: Mete’nin telemetrisi normal Nick, sorun kendisi ile ilgili gibi görünüyor. Araç sağlam.

Nick: Kızarmak istemiyorum!

Xevi: Sorun yok Nick, yarışına odaklan.

Nick’in konsantrasyonu biraz bozulmuştu, ancak yine de Daniel Ricciardo’yu DRS’in yardımıyla da olsa geçmeyi başarmıştı. Ancak bitime geldiğinde önündeki Kimi Raikkonen’den 10 saniye kadar uzaktı.

Xevi: Tebrikler Nick. Güzel sürüştü.

Nick: Beşinciliğe sevinemem, hele ki Mete sorun yaşamışken! O nasıl?

Xevi: Hastanede, yürüyerek gitti. O iyi.

-o-

Hastaneden çıktıklarında Timur Bey, Dave’in söylediklerini düşünüyordu; “Bunu konuşacağız!” Bu endişe edilmesi gereken bir durum gibi görünüyordu.

Timur: Evlat, konuşmamız gerek!

Mete: Biliyorum baba, bizimkilerin önüne çıkmadan bir şeyler bulmam gerek.

Timur: Şimdilik sakin ol, bugün rahatız.

Mete araca suç bulamazdı, lastiklere de öyle. Valtteri de ona sorun yaşatabileceği mesafenin dışındaydı. Anlaşılan sadece büyük bir hata yaptığını söylemesi gerekecekti. “Dalıp gittiğimi söyleyebilirim. Frenlemeyi kaçırmak için iyi bir bahane olabilir.”

Peki ya “baba” diye bağırışını nasıl açıklayacaktı? Aklına annesi geldi. Bunu kullanmak zorunda kalmamayı umdu. Bu çok aşağılıkça olurdu. Ama yine de bu seçeneği cebine koydu Mete, son çare olarak.

 

Rusya GP, Perşembe günü

– Kalk canım, biraz işimiz var

……..

– Mete, hadi uyan!

– Ha?, Aaa Annie? Günaydın.

Annie Mete’nin yatağına oturmuş, üzerine doğru uzanmış ve yanaklarına ufak tokatlar vuruyordu.

– Günaydın tatlıım! 10 dakikadır seni uyandırmaya çalışıyorum, neredeyse başka şeyler deneyecektim!

Mete kıkırdadı;

– Başka şeyler? Nasıl başka? Vaktim var!

– Su şişesini kafana boşaltacaktım aptal! Haydi kalk, doktora gidiyoruz.

– Ne doktoru?

– Piste çıkıp çıkamayacağın konusunda. Heyet karar verecek. İyisin, değil mi? Hey! 1,2,3 yukarı, yüzüme bak!

– Ha, pardon, görmüyor musun iyiyim!

– Kafan karışık değil, değil mi? Yarışta olanlar açısından yani.

– Sen burada durdukça daha da karışıyor tatlığğğm!

Mete ‘tatlığğğm’ kısmını sesini incelterek ve Annie’yi taklit ederek söylemişti.

– Belli ki domuz gibisin, hadi giyin gidiyoruz.

-o-

Pistin tıbbi merkezine varmışlardı ve Dave Ryan da oradaydı. Doktorlar onu bekliyorlardı.

– Mete K. Atay, merhaba. Bu K neyin kısaltmasıdır, yazmıyor burada?

– Önemli değil, aaa aslında çok önemli de, neyse. Merhaba.

– Bahreyn Grand Prix’inin 35. turunda önünüzdeki aracı takip ederken yarım spin atıp bariyerlere çarparak kaza geçirdiniz. Araçtan alınan verilere göre o virajı dönerken hiç frene basmadığınız anlaşılıyor. İlk müdahaleye gelen arkadaşlarımız da bilincinizin yerinde olmadığını söyledi. Telsiz kayıtları da normal değil. Kaza yapmadan hemen önce telsizi açmışsınız, ancak hiçbir şey söylememişsiniz. Kendinizde miydiniz?

Tam olarak kendimdeydim diyemem aslında. Yarış çok sıkıcı ilerliyordu ve kendimi diri tutmak için bir şeyler yapma ihtiyacı hissediyordum.

– Peki kendinizi “diri tutmak” için neler yaptınız?

– Aaa, sıkıldığımda ne yaptıysam onu. Düşüncelere daldım, yapmamam gerektiğini biliyorum ama oldu işte… Çaylak hatası olmalı!

– Aracınızı 300 km/h üzerinde kullanırken ve etrafınızda bunu yapan başkaları da varken hangi düşüncelere daldınız?

Mete sıkışmaya başladığını hissetti. Bu görüşmenin de bir sağlık taraması olmasını bekliyordu ancak doktorlar daha çok işin psikolojik tarafıyla ilgileniyor gibiydiler.

– Sadece çok sıkıldığınızda aklınıza gelmesine engel olamayacağınız türden şeyler efendim. Hepiniz yapmışsınızdır, ülkemdeyken arabayla yaptığım yolculuklar, babamın tamirhanesindeki günler, lisedeki sevgilim… Böyle şeyler işte.

– Bay Atay, kazadan hemen sonra alınan kan örneklerinde alkole rastladık, çok değil, ancak belli ki önceki gece bir miktar aldınız. Bu da kafa karışıklığına neden olmuş olabilir. Bundan sonra yarışlardan önceki gece alkol kullanmamanızı tavsiye ediyorum.

– Nesi var? Tabi ki aldım, siz de almışsınızdır!

– Benim tavsiyem bu yönde Bay Atay, sağlığınızı düşünmek zorundayım, bence siz de bunu düşünün. O kaza çok daha ciddi olabilirdi.

– Teşekkürler efendim, anladım.

– Şimdi diğer kontroller için bazı görüntülemeler yapılacak, şöyle buyrun, hemşire sizi yönlendirecek.

‘Hemşire beni yönlendirsin bakalım!’

Mete hemşire ile aynı odada yalnız kaldığında konuşma ihtiyacı hissetti. Tansiyonu ölçülürken;

– Aaa, kalbim biraz hızlı atıyor olabilir.

– Hımm bunun gerekçesi nedir acaba, bu sabah ilaç aldınız mı?

– Hayır.

– Son 30 dakika içinde koştunuz mu ya da efor sarf ettirecek başka herhangi bir şey yaptınız mı?

– Aaa, hayır.

– Peki kalbiniz neden hızlı atıyor olabilir?

Hemşire o sırada Mete’nin kalbinin dakikada 98 atım yaptığını gördü.

– Hızlı atıyor çünkü bana çok yakın duruyorsun!

– Oww, eğer geçen hafta evlenmemiş olsaydım işe yarayabilirdi Küçük Bey!

– Küçük Bey? kaç yaşındasın ki?

– Bu yanlış bir soru…

– Yaniii…. en çok 24 görünüyorsun demek istedim!

– Ahh elbette… Şimdi şu cihaza uzanman gerek. … ve hayır oraya ikimiz birden sığmayız!

Bunu söylerken parmağındaki tek taşı da Mete’nin gözüne sokmuştu. Gerçekten de büyük bir pırlantaydı. Kadınların parmaklarını kontrol etmeyi hep unutuyordu.

– Hımm, şimdi bu şey çalışırken ne düşüneceğimi biliyorum.

-o-

“FIA ve Koenigsegg Arkalion Racing Formula 1 Takımı’na; Alınan örnekler ve çekilen filmler sonucunda Mete K. Atay’ın Rusya GP’sinde Formula 1 aracı kullanabilmesine bir engel olmadığı anlaşılmıştır.”

 

Rusya GP, Sıralama öncesi

Mete yine garaja inmekte geç kalmıştır. Ancak karşısında bu kez iki yerine üç kişi bulur.

Mete: Haa, Mark Webber…. Mark Webber! Merhaba, ben Mete!

Mark: Merhaba Mete, tanıştığımıza memnun oldum.

Mete: B.. ben de! Bu arada, özür dilerim merhaba Xevi, Merhaba Nick.

Xevi: Merhaba Mete, Mark’ı tanıyorsun. Kendisi de artık takımın bir parçası. Sportif danışman rolünde.

Mete: WOOWW! Demek sakladığın şey buydu ha! Mark Webber benim sportif danışmanım mı oluyor? İnanamıyorum, hep seni takip etmişimdir, kazanmanı istemişimdir. İnanamıyorum.

Mark: Teşekkürler Mete, artık ben de seni takip ediyorum.

Nick: Beni unuttun eski dostum!

Mark: Hey eski takım arkadaşım! Seni takip etmeme gerek yok ki, hep önümdesin! Mete, sportif danışmanlık olayını biraz açıklayayım. Bunu biraz reklam yüzü gibi düşün, takım adına demeçler vereceğim, belki alınacak kararlarda tecrübe katarak fikir verebilirim. Sportif olarak Nick’ten çok şey öğrenebilirsin, ne de olsa ben emekli bir adamım!

Mete: Hımm, Lauda gibi, Marko gibi! Ortalığı karıştıracaksın?

Xevi garajdaki herkesin duyacağı bir kahkaha attı, Nick ve Mark da ona katıldılar.

Mark: Ahaaa, bir nevi, ancak Bay Axel’in benden istediği şey onların antileri olmam, yani olabilecek en doğru, en dürüst şeylerin söylenmesini istiyorlar. Politika yok, saçmalık yok. Ben de doğal olarak bunu yapan birisiyim, yani kendim olacağım, hatta belki geçmişte olduğumdan daha açık sözlü bile olabilirim!

Mete: Wow! Burası gerçekten bir parti evine dönecek dostlar!

Nick: Kesinlikle Mete, bu seviyede bir takımda bunların olduğu duyulmamıştır. Bu yüzden buradayım işte.

Xevi: Haydi beyler, araçlarınıza! Geç kalmak yok, sonra sarılara takılıyorsunuz!

Nick Mete’ye döndü;

– Dersler alındı galiba!

-o-

Mete: Hey Xevi, Ultralar da ne demek şimdi? Daha ilk seans!

Xevi: Bu pistte iyi görünmüyoruz, risk yok. Fazla yüklenme, bu lastik yarışta da lazım olabilir.

Arkalion Racing pilotları ilk denemelerinde oldukça iyi bir zaman elde edebilmişlerdi. Mete 1:34.853 ile dördüncü, Nick ise 1:35.353 ile yedinci olmuşlardı.

Xevi: Evet beyler devam etmiyoruz, bunlar yeterli.

Mete: Bir sıkıntı olmasın?

Xevi: McLaren’lar bizi yakalayamaz dostum, Sauber’ler de öyle.

Mete aracın içinde diğerlerinin turlarını izlerken giderek daha fazla stres sahibi oluyordu. Neyse ki son anda Palmer ve Wehrlein’ın spinleri sarı bayraklara yol açtı, ve turlar yarıda bırakılmak zorunda kalındı.

İkinci seansı da oldukça rahat bir şekilde geçtiler. Nick’in fazladan bir tur daha atması gerekmişti sadece.

Xevi: Şampiyonlar, sizi piste davet ediyorum, çıkın ve eve geri dönün.

Mete: Champs! Bu lafı hep sevmişimdir!

İlk garantici turlardan sonra Mete beşinci, Nick ise yedinci sıradaydı.

Mete pistin sıkıcı olduğunu daha yeni fark ediyordu. O kadar simülatör çalışması, üç antrenman seansı, iki sıralama seansı ve şimdi pistin çok sıkıcı olduğunu düşünmeye başladı.

‘İlk viraj, viraj değil. İkincisi, doksan derece, dördüncü viraj, dööön baba dööönnn, beşinci viraj, yine doksan derece, yine doksan derece, aha kırk beş derece mi o? Derkeeen, kahretsin yine doksan!…’

Xevi: Harika Mete, altıncı sıra.

Mete: Pehh kötü. Nick?

Xevi: Sekiz Mete, çok yakındı.

Mete: Hadi be!

Mete Nick’in geride kalmalarına hiç alışamamıştı. Onun gibi tecrübeli ve harika bir pilot nasıl kendisinden yavaş kalıyordu? Porsche Supercup’ta herkesten hızlı olduğunu iddia edebilirdi, ancak Formula 1’de sonuncu olmaya bile razıydı. Ancak etrafındaki pilotların hayal ettiği seviyeden çok uzaktaki kalitesi onu şaşırtıyordu.

 

Rusya GP, Yarış günü

– Uyan Mete! Otelde uyudun zaten! Bir de burada uyuyorsun! Canım, uyan.

– Uyumuyordum Annie! Beni uyandırırken neler yapacağını merak ettim! Ahaha!

– Ne yapacaktım ya! Neden seni bana verdiler ki zaten? Başımın belası!

Annie son söylediklerini gülümseyerek söylemişti.

– Babamı gördün mü? Gece de odasında yoktu, Jonah da görünmedi.

-Buralardadır. Hadi gidelim tatlım. Hadi giyin.

– Bakma!

Mete tulumunu giydi ve motorhome’un merdivenlerden inerken babasının garajda olmasını umuyordu.

Mete: Merhaba millet!

Xevi: Hey Mete, nasılsın?

Mete: İyiyim, babam ortalarda yok sadece.

Xevi: Jonah da yok. Onu düşünme sen. Yarıştan sonra buralarda olurlar herhalde. Neyse, tek pit yapacağız, herkes öyle yapacak. Ultralarla başlayacağımızı biliyorsunuz, süper yumuşaklarla da bitireceğiz, anormal bir durum olmazsa. 2 pite dönme olasılığı yok. Red Bull’ların önünde kalıp öndekileri avlamaya çalışacağız. Hedefimiz kazanmak elbette.

Mete: Yihhaaa elbette kazanacağız! Tabi gerçekçi olmalıyız.

Mark: Gerçekçi olursan kazanamazsın, hayal kurarsan gerçeği bükersin.

Mete: Hımm, demek sportif danışmanlık böyle oluyor!

-o-

‘Yan, yan, lan! noldu?’

Xevi: Bir formasyon daha atılacak beyler, lastiklere dikkat!

Mete’nin konsantrasyonu dağılmıştı, kendisini yarışmak için fazlasıyla hazır hissediyordu. Işıkların yanmasını beklerken de kendini fazla kastığını fark etti.

Xevi: İyi şanslar beyler!

-o-

‘Yan, yan, yan, yan, yan, sön, sön, hah’

2017 Rusya GP nihayet başlamıştı.

‘Lan! o Red Bull da nereden çıktı!’

Mete kalkışta önündeki Red Bull pilotu Ricciardo’yu geçmişti ancak diğer taraftan diğer Red Bull da onu geçmişti.

Xevi: Güvenlik aracı! Güvenlik aracı! Dışarıda kalıyoruz beyler.

Mete: Hay skiim!

Xevi: Anlamadım! Tekrar et.

Mete: Boş ver dostum, yarışmak istiyordum!

Xevi: Yarışacaksın Mete, küfürlerini telsiz kapalıyken et!

Mete: Özür dilerim, Nick nerede?

Xevi: Sekiz.

-o-

Xevi: SC çıkıyor beyler, yarışmaya hazır olun!

Xevi Pujolar’ın sesi böyle çifte anonslarda hayat dolu oluyordu. O sıkıcı adamdan bu heyecanlı sesin nasıl çıktığını kimse anlayamıyordu. Yarış hayvanı dedikleri bu olmalıydı.

Arkalion Corporation’un İzmir’de yarış araçları için kompozit gövde parçaları üreten fabrikası olduğunu, Mete’yi orada tanıdıklarını, biliyor muydunuz?

Mete önündeki Verstappen’i gözüne kestirmişti. Az önceki geçişinin ve Çin’de yaptıklarının intikamını almalıydı. ARK01’ini tam güç moduna aldı. Verstappen’i düzlükten hemen sonra geçecekti. Pist ışıkları yeşile dönmüş ve yarış ikinci kez başlamıştı. Verstappen aynalarında giderek büyüyen mavi ejderi görüyordu ve yolu ortalamış şekilde giderken frenlemede ne yapacağını biliyordu. Ancak bu saygısız Hollandalının düşündüklerini Mete de düşünüyordu ve bu kez onu avlayacaktı.

İkinci viraj için frenlemeye başlamadan hemen önce Mete sola, dış tarafa geçer gibi yaptı ve gözü aynalarında olan Verstappen direksiyonu bir anda o yöne doğru kırdı. Ancak Mete, Verstappen’in tepki veremeyeceği hızda tekrar sağa kırdı ve geç frenle yanına geldi. Verstappen yarış çizgisinin de dışında kalmıştı.

‘İşte budur sidikli velet!’

Xevi: Çok iyi Mete, lastiklerini koru. Cevap verebileceğini düşünmüyorum. Geri çekilecektir.

Mete: DRS’siz geçiş yapılır, beş dakikada teslim edilir!

Xevi: Anlayamadım Mete, İngilizce lütfen!

Mete: Bu söz Türkiye’dekiler içindi.

Verstappen’in kaç senedir kullandığı manevrası kendisine karşı kullanılmış ve jeneriklik bir geçişte kaybeden taraf olmuştu. Aptal gibi göründüğünün farkındaydı.

-o-

Mete lastikleri yavaş yavaş bitmeye başlamasına rağmen sessiz kalmayı tercih etti. Xevi bir şekilde tam telsizi açacağı zaman açıp ne yapacaklarını söyleyecekti zaten. 25. tura gelmiş, pistten iyice sıkılmaya başlamıştı.

Xevi: ARK 01 moduna geç ve lastiklerini bitir, pite geliyorsun.

Mete: Roger!

‘İşte biraz heyecan geldi!’

Mete’nin ARK01’ine süper yumuşak lastikler takılmıştı ve yarışın sonuna kadar bu lastiklerle devam edecekti.

Mete: Önümde kim var? Geçebilir miyiz?

Xevi: Hamilton var, denge sorunu yaşıyor, ancak yine de geçemeyiz. Böyle bitir.

‘Böyle bitir, bu muydu yarış ruhu? Xevi haklıydı, geçemeyecek kadar yavaşsak neden lastiklerimizi bitirip risk alalım ki?’

Mete: Sıkıcı yarış, bölüm iki!

Xevi: Biraz öyle, ancak sen yine de uyanık ol. SC’ye hazır olmalıyız.

-o-

“Böyle bitirecekmişim. Hah, şu profesyonellik dedikleri şey yok mu, anlaması gerçekten zor. Ne var sanki dibine kadar zorlasak! Yani sadece ben değil tabi, diğer tüm pilotlar da yapsa, birbirimizi öldüresiye gazlasak ya. Lastikler bitermiş… Kardeşim hepimiz lastiklerin canına okuyarak yarışsak bize adam gibi lastik yaparlar işte. Yok efendim yakıt tasarrufuymuş… bırakın yahu. Petrol devleri diye bir şey var. Adamlar dünyayı yönetmiyor muydu? Onlar söyleyene kadar gerçek anlamda yakıt tasarrufu diye bir şey olamaz belli ki. Ne diye zorluyorsunuz ki, Greenpeace’çilere şirin görünmek için mi? Hem gücü kuvveti olanlar yeşil destekçileri bile o yeşilcileri umursamıyor ki. Onların da şirin görünmek zorunda oldukları başka gözler var ki bunu yapıyorlar. Yani bırakın yarışalım işte. Ama ne, yoook… Daha üretici olan takımlar var. Neymiş efendim, müşterilerinin gözünde prestij kaybedemezlermiş. Prestij garantisi olursa sporda kalırlarmış. Bunun için de yarış kazanmak gerekiyor tabii. “

“Aman tanrım, bu herifler gerçekten anlaştıkları şekilde mi yarışıyorlar acaba? Yıllar boyu McLaren, Ferrari, Red Bull… şimdi de Mercedes, gerçekten hak ettikleri için mi kazandılar? “

“Şu elektrik motoru olayına da karşı değilim ama, şu geçmişin çığlık atan motorlarını isterdim. Ne diyorum, herkes istiyor. Maliyet kısmak için girişilen işlerin maliyet kısamadığı ortada değil mi, bunlar “Zararın neresinden dönülse kardır.” sözünü bilmiyorlar mı? V10’lar hibrid destekli olamıyor mu? Ama tabi, prestij sahibi olması gereken üreticiler yaptıkları yatırımın karşılığını almak isterler. Harcadıkları paranın mislini kazanana dek bu süpürgeleri kullanmak zorundayız. Ulan geçen seneki Porsche Supercup aracının sesi bile bundan iyi çıkıyordu!”

“Oo hayır ARK01’im benim.. sana süpürge demek istemedim. Senin suçun değil, sakın kızma. İyi gidiyoruz…bitirelim şunu.”

Mete o kadar sıkılmıştı ki, Formula 1’in sevmediği yanlarını düşünmeden edemiyordu.

“Haaah, şu viraj… Tilke 8. virajdan sonra bunu yaptığı her piste itelemek istedi tabi. İstanbul Park’da bu viraj o kadar sevilmişti ki, diğer pistlerin de sevilmesini sağlayabilirdi. Rusya ve Amerika’da bu virajın kopyaları vardı. Ama onlar birer kopyaydı işte. Peki orijinal 8. viraj nasıldı acaba? ARK01 ile orayı dönmek nasıl bir histi, ya da belki ARK02 ile?”

– Lütfen alınma ARK01!

Mete bundan hemen sonra aracına isim koymak istedi. Acaba Vettel bunu hali hazırda yaptığı için kopyacı etiketi yer miydi?

“Aahhhaaa….Hey ARK01, neden 8. viraj için bir isim bulmuyoruz? Daha önce bu virajı dönmek 7 saniye sürüyordu değil mi? 7 saniye ve 5 G! Tanrım 7 saniye boyunca bitmek tükenmek bilmeyen bir savaş! Evet, bitmeyen savaş… hadi ama buradan bir isim çıkar bence! efendim… ne dedin? Haa harika fikir dostum. 8’i yatırdığımız zaman tam olarak öyle olmuyor mu zaten. Sen tam bir dahisin Ark01… “Sonsuzluk” … “Endlessness”

Ayrıca sana bundan sonra Dahi diyeceğim. Ama Türkçe, bilesin. Evet evet, sana Türkçe öğreteceğim. Ne diyorum ben, zaten seninle Türkçe konuşuyorum.

Dahi ve Sonsuzluk… Müthiş…

-o-

Xevi: Tebrikler beyler, Mete sen beşinci, Nick sen altıncı bitirdin. ARK 09 modu ile eve gelin.

Nick de Ricciardo’nun yarış dışı kalmasının ardından önündeki Massa’nın Williams’ından da kurtulmuş ve onun dışında hiç eğlenmemişti.

Mete aracını Parc Ferme’ye çekip işlemlerden sonra garaja geldiğinde Xevi ile buluştu.

Mete: Babamı gördün mü?

Xevi: Görmedim, ama Jonah geldi. Motorhome’da, ona sorabilirsin.

Bir sinirle motorhome’a doğru yürüdü ve Jonah’ın kapısını tıklatarak içeri daldı.

Jonah: Hey Mete, tebrikler. Bir isteğin mi var?

Mete: Babam nerde?

Jonah: Oh Timur adam tam bir çılgın çıktı Mete. Otelde, uyuyor olmalı.

Mete: Neredeydiniz bütün gece? Haber de vermediniz, babamı merak edip durdum.

Jonah: Özür dilerim, bu kadar bağlı olduğunu bilmiyordum. Dün gece Rusya’yı bitirdik dostum, girmediğimiz delik kalmadı! Otele hemen dön, baban hala göndermediyse birkaçını hala yakalayabilirsin!

Mete: Çapkınlık haa! Babam ondan haber vermedi demek!

-o-

Basın demeçlerinden sonra kiralık Kuga’sına atladı ve otele gitti. Babasının odasını öğrendi ve kapısını çaldı.

– Baba! Aç kapıyı!

– Ouvvv Mete hoş geldin, yarışı izledik az önce biz de.

Mete babasının yüzüne öylece baktı, ve “Baba, şu Rusya’yı tüm gece boyunca Türkiye’de herkesin bildiği gibi yaftalamadın umarım!?

– Lan, Sıpa! Nasıl yaftalanmış bu Rusya?

– Yapma baba, ellisini geçmiş bekar bir adamsın ve Rusya’dasın. Ne düşüneceğimi sandın, Jonah sana neler yaptırdı ha?

– Ulan, Jonah kırk yaşında adam, sen de o yaşa gel bi hele… Yemek yerken ellerim titremeye başlasın, prostat olup gece boyu kırk defa tuvalete kalkmaya başlayayım, bacaklarım beni taşıdıkları gücü kaybetsin tekerlekli sandalyemi itmeye başla bi hele önce… sonra hesap sorarsın bana… sıpa! Ancak o vakte kadar Rusya senin, İspanya benim! Hayır dur bir dakika, Rusya da benim! Şimdi gel bakayım şöyle içeri, kokpitte olanları konuşacağız.

SONRAKİ BÖLÜM: Patinaj #B16: Beklenen an

Soner Küpücü/xtrabit racing

3 Yorum

  1. Mete’nin spor hakkında düşündüklerine +1 😀

    Kısaltmayla ismini yazıyım spoiler olmasın 😀 MW’nin danışman olması güzel ve eğlenceli olmuş 😀

    Kısaca gene güzel bölüm olmuş kaleminize sağlık 🙂

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]