Patinaj #B14: Annie ile bir akşam ve ateş

3

Patinaj, 2017 sezonunda şok bir şekilde Formula 1’e katılmış Arkalion Racing adlı kurgusal bir takımın ve pilotlarının maceralarını anlatan yazı dizisidir, anlatılanlar tamamen hayal ürünüdür.

Editörün notu : Patinaj’ın Bahreyn bölümü için bazı sağlık sorunları nedeniyle epey geciktik. Affola! Rusya için bu kadar bekletmeyiz tabi 🙂

Bu arada zaman sorunumuz olduğundan dolayı kestirme kullandık, Patinaj’ın bu bölümünde bazı alıntılar yaptık. Belirtmesek olmazdı.

 

Patinaj’da daha önce…

Çin GP sonrası

– Mete, hakemlerin yanına gitmen gerekiyor, benimle gel.

Xevi az önce podyuma seviniyor olsa da, şimdi suratı asıktı. Mete ile birlikte garajların en ön kısmına doğru yürümeye başladılar.

Mete: Ceza gelecek mi Xevi? Ben kötü bir şey yapmadım ki?

Xevi: Bu bir güvenlik ihlali, ceza gelebilir.

Mete: Ne ihlali! Pilotun durumunu teyit ettim, ilk yardım gibi düşün Xevi!

Xevi: Bunu hakemlere de anlatmayı denemelisin, bakalım başarılı olabilecek misin…

————-

Shanghai, yarış kontrol odası

– Evet, şu anda burada Arkalion Yarış Takımı sürücüsünün Çin Gp sıralama seansında start\finish düzlüğünde aracını tehlikeli şekilde ve kasten yavaşlatması\durdurması durumunu karara bağlamak amacı ile toplanmış bulunuyoruz. Mete, bize orada neler olduğunu anlatır mısın lütfen?

– Son virajdan sonra asfalt üzerinde çok sayıda parça vardı ve Sauber kötü görünüyordu. Antonio’nun iyi olduğundan emin olmak istedim.

– Peki Antonio iyi miydi?

– Evet, Ona el salladım ve bana karşılık verdi.

– Peki bu karşılık sence neydi?

– Anlamadım?

– Onun iyi olduğunu nasıl anladın?

– Eee, ben. Ona el hareketimle nasıl olduğunu sordum ve O da bana elini salladı, iyiydi yani.

– Bize göre el sallaması sadece el sallamaktan ibarettir. Onu tam olarak gördün mü, el hareketin ile ne anlatmaya çalıştığını anladığından nasıl emin olabiliyorsun, Onun el hareketinin tam olarak ne anlama geldiğini söyleyebilir misin?

– Ne demek istiyorsunuz siz, sadece zor durumdaki birinin iyi olup olmadığını görmek istedim. Anlamıyor musunuz?

– Peki onun iyi olup olmadığını anlayabildin mi?

– Evet dedim ya, iyiydi işte.

– Soru şuydu Mete, Antonio’nun iyi olduğunu nasıl anladın?

– El hareketiyle dedim ya, ne yapmaya çalışıyorsunuz?

– El hareketiyle… Hımmm… Bundan başka söyleyebilecek bir sözün olmadığına emin misin?

– Başka bir söze ihtiyacım yok. İyi olduğunu merak ettim ve onunla iletişim kurdum. Tıpkı yıllar önce bazı pilotların yaptığı gibi.

– …ve iyi olduğunu el işaretinden anladın?

– Eveeet!

– Yaralanmış mıydı?

– Ne, sanmıyorum.

– Kafa travması geçirmiş miydi ya da halen geçiriyor muydu?

– Bilmiyorum!

– Kan kaybediyor muydu ya da iç kanaması var mıydı?

– Tüm bunları nereden bileyim ben, aklınızı mı kaçırdınız?

– Demek bilmiyorsun, oysa ki bir el hareketi ile tüm bunları öğrendiğini sanıyorduk!

İşte tam bu anda Mete’nin başından kaynar sular iniverdi. Bu konuşmanın nereye gittiğini yeni kavramaya başlıyordu.

– Artık yıllar öncesinde değiliz Mete. Bir kaza olduğu anda bunu görebiliyor ve saniyeler içinde uzman bir doktor ile müdahale edebiliyoruz. Sadece bir el işareti ile tanı koymak zorunda kalmayan insanlarla çalışıyoruz. Telsiz konuşmalarını dinliyoruz, 12 saniye içinde kazazede pilotun yanında olabiliyor 24 saniye sonra ise ilk tıbbi müdahaleye başlayabiliyoruz. İlk 1 dakikanın sonunda piste helikopter indirebiliyor ve 4 dakika içinde pilotu hastaneye götürebiliyoruz. Medikal helikopterimizin kalkış yapamayacağı bir hava koşulu oluşmuş ise yarışı yapmıyoruz bile…

Mete tam bu noktada bir “fakat” bekliyordu. Söylenilenler içinde “fakat” varsa sonrasında söylenilenler daha önemliydi.

– Fakat, senin yavaşlamış, hatta durmuş olman tüm bu operasyonu riske attı. Güvenliği tehlikeye atıyordun ve dikkatimizi, enerjimizi bölmek zorunda kaldık. İlgimizi Antonio hak ediyordu, sen değil. Organizasyonu ve kaza geçirmiş bir pilotun hayatını tehlikeye atmandan dolayı bir yaptırım uygulanacak. Yazılı bir kınama cezası ve 10000 Euro para cezası öneriyorum. Bu aramızda görüşülecek ve karar takımına bildirilecektir. Çıkabilirsiniz.

Mete yüksek sesle;

– Geçen sene, Meksika yarışından sonrası. Hakemlere küfür etmek, hala serbest mi?

Yarış kontrol odasından uğultular yükseldi.

– Anlayamadım, ne demek istiyorsun?

– Çıkabilirsin dediniz, çıkıyorum!

-o-

İnceleme görüşmesi Mete’nin umduğu gibi gitmemişti. İyi niyetine bir anlam verememişlerdi. Türkiye’de işler böyle olmazdı. Yani olmazdı herhalde!

Evimden hiç bu kadar ayrı kalmadım. Az önce yaşadığım türden saçmalıklara alışmak zorunda kalacak mıyım? Eve gitmem gerek, annemle konuşmam gerek, Kordon’da yürümem gerek…

Onu düşüncelerinden ayıran, kolundan tutarak dışarı doğru sürüklemekte olan Xevi’nin sesiydi;

– Formula 1 pilotu olmak, aracı hızlı kullanmaktan ibaret değil.

Dave de kapıda onları bekliyordu. Xevi’nin sözlerine ekleme yaptı;

– Komple pilot olmak da öyle.

Ama Annie de oradaydı. Dave ve Xevi önde yürümeye başlamışken;

– Bugün çok üstüne gelmiş olmalılar. Belki seni rahatlatacak bir şeyler yaparız ha, bir gece kulübüne gidelim mi?

‘Gece kulübü, Annie ile… Hımmm…’

-0-

Mete’nin başı boy aynasının karşısında, seçtiği dört takım ile dertteydi. 1.71’lik boyunun bir takım elbise için kısa olduğunu düşünürdü hep. Vakit geçirmek için okuduğu erkek dergilerinde siyahın asaleti ile ilgili okuduklarından dolayı gardrobun kapağını açtığında odası kararır hale gelmişti resmen. Buraya getirdiği takımların tamamı siyahtı elbette. En sportif görüneni tercih etti ve siyah bir gömlek de ekledi.

– Kravat, elbette hayır!

Saatine baktı. Takımına uyumluydu. 20:45’i gösteriyordu. Artık Annie’nin odasına doğru gidebilirdi. Peki ya işler geç saatlere uzarsa, ekip bunu farkeder miydi?

Söz konusu Annie olduğunda önemi yok diye düşündü.

– Haydi bakalım, ne olacaksa olsun!

1307 numaralı odanın kapısında durdu ve

– Hey Annie, merhaba!

Hayır hayır, bu çok kötüydü…

– Annie, nasılsın bakalım?

Bu daha da kötüydü…

– Annie, çıkalım mı?

Derken kapı birden açılıverdi. Annie gece mavisi renginde göğüs dekolteli uzun bir elbise ile karşısındaydı.

– Heeeyy…

Koridorun her iki yanını kontrol etti ve gülümseyerek,

– Kiminle konuşuyordun?

– Aaa, hazır mısın?

– İçeri gel, sadece iki dakika.

Annie dönüp koşar adım uzaklaşırken Mete’nin gözleri çıplak ayaklarına takıldı. Yavaş adımlarla içeri girdi ve kapıyı kapattı. Annie banyoda küpelerini takıyordu. Yine koşar adım yatağın başına geldi ve yerdeki stilettolarına uzandı. Yatağa oturdu, sağ bacağını diğer bacağının üzerine attı ve tek eliyle ayakkabısını giydi. Aynı hareketi diğer bacağı ile yaparken Mete tüm yıl boyunca bu anı yaşamak istediğine karar verdi.

– İşte hazırım. Gidelim mi?

Annie o harika gülümseyişi ile kolunu Mete’ye doğru uzatmıştı. Mete de aynı şekilde karşılık verdi.

– Elbette.

Gittikleri yer bir gece kulübünden çok kokteyl mekanı gibiydi. Geniş bir salon ve ayakta durulacak kokteyl masaları. Canlı bir grup eşliğinde hafif müzik ve etrafta krep tepsileri taşıyan seksi garsonlar. Salonun bazı bölümleri saks mavi perdelerle kapatılmıştı. Yüksek tavana baktı, 20 metre kadar olmalıydı. Tavan kenarlarında hayli süslü işlemeler ve ortasında da kuşların ve bulutların cirit attığı bir gökyüzü resmi.

Mete: Faşist mimar! Sana bir şey sorabilir miyim?

Annie: Sor bakalım.

Mete: Burada ne yapıyoruz?

Annie: Aleme akıyoruz.

Mete: Hımm, ben de öyle düşündüm, bu neden karnımın guruldadığını açıklıyor.

Annie: Heheey, rahatlaa… Aaa bak şuradaki Nick değil mi?

Nick de onları görmüştü ve yanlarına gelirken Mete’nin gözleri de Max’i tanıdı.

Nick: Heeey

Mete: Şu poh pohlu götlekten nefret ediyorum!

Nick: Evet biliyorum, onu geçmek zorundasın!

Mete: Seni kovabiliyor muyum?

Nick: Eğer senin için çalışıyor olsaydım Patricia ve ben şu anda ışığı olmayan bir odada televizyon izliyor olurduk.

Mete: Hey hey hey, sen Max’i sevdin sanırım… Hadi amaaa, tıpkı beni başka bir adamla aldatıyormuşsun gibi. Hatta çocukla!

Nick: Söyleyene bak sen! Bak ne diyeceğim, sen çok daha iyisin, her zaman öyleydin, ve hep öyle kalacaksın!

Nick Annie’ye dönüp;

– Etkilendim, bu dışarı çıkmaz, parti sevmez dangalağı odasından çıkarıp buraya getirebildiğine inanamıyorum!

Annie: Tüm kadınsal cazibemi kullanmak zorunda kaldım.

Mete önce yüksek sesle sonra kısık sesle Nick’e;

…ve gülümseyişini … ve kıçını!

Annie: aha, bir arkadaşımı gördüm.. Siz biraz takılın ha, beni bulursun Mete.

Annie biraz uzaklaştığında

Nick: Sana söylemiştim dostum, ihtiyacın olan sadece düzgün bir kız.

Mete: O kadar da düzgün değil!

Nick: Hah, yaramaz mı ha?

Mete: Hey, ben sana Patricia ile olan cinsel meraklarınızı soruyor muyum?

Nick: Hiç sormamış mıydın? Tamam dur, şimdi neyden bahsediyoruz, Uslu hanım kızlardan mı yoksa yaramaz bir şeytandan mı?

Mete: Yavaş ol kaplan!

Tam o sırada marjinal sayılabilecek genç bir kadın yanlarına geldi ve Mete’yi selamladıktan sonra Nick’e döndü.

– Bana bu gece hâlâ ihtiyacın var mı?

Bunu duyar duymaz Mete’nin gözleri haylazca açıldı…

Nick: Mümkün, ama saat kaç gibi emin değilim. Neden gidip bugün yapacağını anlattığın hazırlıkları yapmıyorsun?

– Evet efendim, elbette.

Bu “evet efendim” sıradan bir evet efendim değildi. O kız bunu sol kaşını kaldırarak söylemişti ve dönerken de hayli davetkar bir kalça hareketiyle oradan ayrılmıştı. Mete bundan emindi. O sırada yanlarından geçen bir garsonun tepsisinden bir bardak kaptı ve hâlâ kızın gidişini izleyen Nick’e dönerek

– Burada neler döndüğünü bana anlatacak mısın Kazanova?

Nick: Lütfen, ben evli bir adamım.

Mete: Peki burada neler döndüğünü bana anlatacak mısın?

Bunu söylerken Nick oradan ayrılmıştı bile.

Mete şöyle bir etrafa bakındı ve aradığı WC tabelasını buldu. Pisuvarda tam pozisyon almışken yanındaki cebe gelen Max’e bakıp irkildi. Max de ona şaşkın şaşkın bakarken pozisyon aldı.

Mete: Oooww, siklerimiz dışarıdayken birbirimize meydan okumayacağımıza dair anlaşalım mı?

Max: Hah, seninkiler dışarıda mıydı?

Mete: Göt

Max: Kibar ol ve İngilizce konuş ahbap. Yine de seninle uğraşmayacağım.

Mete: Bu henüz olgunlaşmamış bir akıldan gelen olgun bir yaklaşım. Neredeyse gözlerim yaşaracak. Hey dur bir dakika, bunu sana baban tembihledi değil mi?

Max o sırada işini bitirdi ve elini Mete’nin omzuna silerek oradan uzaklaştı.

Mete: Heeyyy, ıyyğğğ!

Mete tuvaletten çıktığında boşalmış bardağını yeniledi ve Annie’yi gördü.

Annie: İşte buradasın! Gel, arkadaşım Tesa ve eşi Frank ile tanış. Çocuklar, Mete.

Tesa: Şu yarışçı olan Mete mi?

Mete: Öyle olmaya çalışıyorum. Şimdilikse sadece çaylak. Eğer beceremezsem barmen olmayı düşünebilirim!

Frank: Ahahaha, Annie takımda yaptıklarından bahsetti, hayli riskli ama eğlenceli olsa gerek?

Mete: İnanamayacaksın belki ama bazen sıkıcı olabiliyor. Buraya gelirken hiç böyle düşünmüyordum. Bu iş beni de şaşırtıyor.

Tesa: Yarın ne yapacağını şimdiden sabırsızlıkla bekliyorum.

Mete: Aslında az önce kafamda bir şeyler oluştu!

Annie: Yine biraz iznini isteyebilir miyim Mete?

Mete: Elbette.

Mete bu gece anlayışta sınır tanımıyordu. Tam yeni arkadaşlarına dönecekken arkada bir itiş kakış ve ardından gelen bazı sözler işitti ama ne olduğunu anlayamadı. Müzik grubuna yakın bir yerdeydiler. Olayın olduğu tarafa baktığında bir adamın Annie’yi ittiğini gördü. Annie’de aynı şekilde karşılık verip adamı itti. Mete yetişip Annie’yi tuttu…

Mete: Hey, ne oluyor burada?

Annie: Bu adam içkisini üzerime döktü ve bana amcık deme cüretini gösterdi.

Adam: Hadi, bir şey söylemedim, benim hatam!

Annie: Yalancı pislik!

Adam: Sadece bana kızdı o kadar.

Frank: Tatlım şu an pek yeri olmayabilir, bırak ben halledeyim olur mu?

Annie: Başımın çaresine bakabilirim.

Mete: Belli…

Frank: Nazik olmaya çalışıyor.

Annie: Hayır nazik olduğu falan yok, siz gelince böyle konuşmaya başladı.

Frank: Onu dışarı atmamı ister misin, sadece söyle yeter.

Annie: Hayır hayır… Sadece gitmek istiyorum.

Frank: Peki, haydi öyleyse. Hadi Mete.

Mete bu olayda kendini biraz zayıf hissetti. Frank mekan sahibi miydi? Öyle olduğunu düşündüğü için geride durmuştu. İyi mi yapmıştı?

Annie: Mete ben lavaboya gideceğim tamam mı, makyajımı tazeleyeyim. Bana 15 dakika ver lütfen.

Mete: Elbette, nasıl istersen. Ben buralardayım.

Annie’nin yokluğunda Nick aklına geldi. Nereye kaybolmuştu, bunun o marjinal kızla bir ilgisi var mıydı? 15 dakikada onu bulup geri dönebilir miydi?

Gözüne takılan bir koridora daldı ve ilk merdivenlerden üst kata çıktı. Burada da sadece dört odası olan uzun bir koridora geldi. Birinin kumlu cam kapısından loş bir ışık görünüyordu. Tüm haylazlığını yüklenip kapıyı çat diye açıverdi.

Mete: Hassssiktiiiir!

Nick: Haaahhh! Neden şu koduğumun kapısını çalmıyorsun ki?

Nick yerde otururken birden ayağa fırlamıştı ve elinde uzun objektifli bir fotoğraf makinesi tutuyordu. O marjinal kız da masanın üzerinde oturuyordu ve üstsüzdü.

Mete: Kapıyı neden kilitlemezsin ki?

Nick hızlı ve derin nefesler almaya başlamıştı.

Mete: Hey, Helena… Neden gidip biraz su getirmiyorsun?

İsim uydurduğu üstsüz kız öylece odadan çıktı.

Mete: Hey, sakinleş bakalım Kazanova. Şimdi kalp krizinin sırası değil. Ayrıca bu olanları karına nasıl açıklayacağını da açıklamanı istiyorum!

Nick: Ne?… Beeen…

Mete: Sakin ol kaplan!

o sırada üstsüz Helena elinde pet şişe ile odaya girdi.

Mete: Senin zamanın doldu El Mayra, Bu gecelik bu kadar.

Mete şişeyi açıp içmeye başladı…

Mete: Wuhuuu, ne kız ama!

Nick: Ver şunu!

Mete: Yapacağın ilk iş bana yumruk atmayacaksın tamam mı? Sadece bendim. Şanlısın ki odadan giren bendim, ha!? Hadi şimdi bana bak, o gözleri bir göreyim.

Nick ona döndü ve birlikte gülmeye başladılar.

Mete: Aah, evet iyisin… Onunla ben de iyi olurdum.

Derken Nick’in kafasına tokadı patlatıverdi…

Nick: Bu ne sikim şey!?

Mete: Karın olmayan aşırı seksi bir kızı sikerken aklın neredeydi senin? Ne kadar kocaman bir göt olabilirim sorusunu mu yanıtlamaya çalışıyordun?

Nick: O başlattı ama! Ben de biraz ilerletmiş olabilirim tabi.

Mete: Olabilirim?

Nick: Bilmiyorum adamım, sadece bir dakika önce karısını asla aldatmayan adamdım. Sonraki ilk saniyede kendimi 23 yaşında bir kızın çıplak kıçını şaplaklarken buldum.

Mete: Seni yargılayamam, A) Ben kimim ki ve B) Az önce söylediğin şey inanılmaz bir şeydi ahbap! Şimdi bütün gece bunu düşüneceğim. Ama yine de temizlenmen gerek. Üç çocuğun var gerizekalı.

Nick: Ben tam bir götleğim. Cezalandırılmam gerek.

Mete yumruğunu hazırladı ve gösterdi.

Nick: Bu kesinlikle bir davet değil, gerzek!

Mete: Pantolonunu giy sürtük!

Birlikte aşağı indiklerinde Mete Annie’yi gördü. Bir bardağı tek seferde boğazına boşaltıyordu ve hemen yanında üç boş bardak daha vardı.

Mete: Hey, sanırım eve dönme zamanı gelmiş genç bayan.

Annie döndü, Mete onun sallandığını görebiliyordu. Kollarından tuttu ve ilk konuşan Annie oldu.

– Beni seviyorsun değil mi Mete?

Mete şaşırdı ama bu soruyu alkole bağlamak kolaydı.

– Sana karşı bir şeyler besliyor olabilirim, ama sanırım…

Annie: Tahmin edeyim… Bunu konuşmak için biraz erken!

Annie bunları söylerken stilettolarının üzerinde durmakta zorlanıyordu ve vücudunu Mete’ye yaslamıştı. Ayrıca sesi oldukça derinden ve davetkardı.

Mete: Onun gibi bir şey, evet.

Annie: Ben ayılınca kaldığımız yerden devam edelim.

Mete: Sen şu suyu iç bakalım. Hemen dönüyorum.

Mete’nin yardımcısı Annie Asplund’un ismi 2007 İsveç güzeli Annie Oliv ve 2014 İsveç güzeli Olivia Asplund’dan türetildi. Ne kadar güzel olduğunu siz hayal edin!

Dışarı çıktı ve görevliye aracını istediğini söyledi. Buraya gelmek için Jonah’ın kullandığı şirket aracını istemişti. Kendisinin neden hala bir otomobili yoktu ki. içeri girdi. Annie’yi aldı ve kapıya çıkardı. Aracı beklerken serin hava alması iyi gelirdi. Shanghai geceleri biraz esiyordu. Araç geldiğinde Annie’yi koltuğa oturttu. Arkasını döndüğünde gitmeye hazırlanan Nick’i görüp selamlaştı. Aracın arkasından dolanırken şu olaya neden olan adamın da yanında bir kadın ile çıktığını gördü. Mete’yi fark etmemişti. Adamın, Annie’nin oturduğu Kuga’nın önünden geçerken söylediği sözleri bu kez açıkça duymuştu;

– Fuck you, cunt!

Annie de aynı sertlikte yanıt vermeyi ihmal etmedi.

Mete cama eğilip,  “Bu adam gerçekten sana “amcık” mı dedi?”

Annie: O hayır Mete, dur!

Mete: Sorun yok, sorun yok!

Hey özür dilerim bayım, bakar mısınız lütfen?

Adam sesin geldiği yöne dönene kadar Mete adamın suratının dibinde bitmişti bile. Sol yumruğu ile o dangalağın çenesine öyle sert bir kroşe çıkardı ki, adam aracının ön camına çarpıp yere yığıldı. Vücudu kasıldı ve yerde ikiye bölünmüş bir solucan gibi kıvranmaya başladı. Mete aracına dönüp hızla oradan uzaklaştı.

Annie: Sen… gerçekten… yani… nasıl… Ah tanrım, yaptığın çok havalıydı!

Mete: Elbette öyleydi.

Mete otele varıncaya kadar Annie’nin keyif dolu kahkahalarının tadını çıkardı. Araçtan inip onu kucağına aldığında ise Annie birkaç saniye içinde sızdı.

1307 numaralı odanın önünde kucağında Annie’ile dururken kapıyı açamayacağını fark etti. Kapının kartı Annie’nin çantasında olmalıydı. Peki çanta neredeydi?

– Aahh. arabada!

Tekrar asansöre yöneldi. Kendi odasına geldi. İçeri girdiklerinde Annie uyanır gibi oldu ve öğürdü. Ayağıyla lavabonun kapısını açan Mete onu klozetin önüne oturttu ve saçlarını elinde topladı. Malum hikayenin bitmesini bekledi. Avucuna aldığı suyla yüzünü sildi ve ayağa kaldırıp yatağa kadar yürüttü.

Anine: Birisi ben kusarken saçımı tutmayalı uzun zaman olmuştu.

Mete : Benim için bir onurdu.

Annie: Katılmak ister misin?

Mete: Ayık olsaydın elbette. Hadi uyu…

Mete sabah kalktığında bir süre mavi elbisesiyle yatağında uzanan Annie’yi seyretti. Saatini kontrol etti ve odayı terk etti.

-0-

Bahreyn GP, sıralama öncesi

Mete: Merhaba Xevi, Nick, naber? Yeni bir şey var mı?

Nick: Merhaba Mete, iyi

Xevi: Merhaba, her şey güzel. Hazır mısın? Bu sıralar odanda fazla vakit geçiriyorsun.

Mete: Hımmm, özür dilerim, yani işte biraz heyecan filan.

Xevi: Tabi, heyecan…

Mete: Anlamadım ama, evet hala Nick kadar rahat hissedecek tecrübem yok.

Nick: Zamanla oluşur Mete, kafana takma.

Mete: 20 yıl kadar sürer mi? Ahahaha

Nick: Ehmmmm, o kadar olmalı!

Mete: Şimdiden yaşlandım!

Xevi: Evet beyler, sarılarla başlıyoruz, kırmızıları yarışa saklamak istiyorum. Sonra gerekirse tek bir basit tur atabiliriz kırmızılarla.

Mete: Kırmızılar çabuk erimeyecek mi? Yarışta neden ihtiyacımız var ki onlara? Yakalım gitsin?

Nick: Güvenlik aracı Mete, neler olacağını bilemezsin. Zaten yeterince sarı yedeğimiz var.

Xevi: İşte bu yüzden.

Mete: İşte bunlar hep tecrübe!

Nick ve Mete sarı renkli yumuşak lastiklerle ilk seanstaki ilk turları için piste çıktılar. Bu kez Mete önden gidiyordu, Nick ise 5 saniye arkasından geliyordu.

‘Evvvett, işte başladık. Şimdi suyunu sıkma zamanı!’

Mete ilk iki virajı döndüğünde hemen önündeki Red Bull’un kendisinden uzaklaşmaya başladığını hissetti. Belli ki farklı lastikleri vardı. 10. virajdan arka düzlüğe çıktığında sordu;

Mete: Xevi, önümdeki boğada ne var?

Xevi: Dany o, kırmızılarda.

Mete: Tamamdır, rahatladım.

‘Hooop işte budur, sarılar da ne kayıyormuş!’

Xevi: İkiniz de garaja çocuklar, iyi turdu.

Son turları için zaman daralıyordu ve yumuşak hamurla attıkları derecelerin yeterli olmayacağı anlaşılmaya başlanmıştı.

Xevi: Tekrar çıkıyoruz, bu kez kırmızılarla. Tek tur, hata yapmadığınızdan emin olun.

Mete: Bu kez son saniye çıkmayacağım Xevi, bana 20 saniye ver.

Xevi: Trafiğe düşebilirsin Mete, bu riskli. Nick son başlamak istiyor.

Mete: Sorun değil, trafikte kalmak istiyorum! 20 saniye ver.

Xevi: Peki, o zaman şimdi çıkıyorsun, iyi şanslar!

Mete önceki yarıştaki lastik kumarı gibi tek sözüyle takım stratejisinin değişebileceğini bir kez daha görmüştü. Pilotların düşüncelerine ve hislerine çok değer veriliyordu, acaba diğer takımlarda da böyle miydi?

Nick: Xevi, Mete neden erken çıktı?

Xevi: Kendisi istedi, önceki gibi olmasından endişe etmiş olabilir.

Nick: Trafikte kalacak. Bu çok riskli.

Xevi: Kendi riski, moralini bozmayalım.

‘Hımm tutunma!’

Kırmızı renkli süper yumuşak lastikler Bahreyn çöllerinin sıcak asfaltına çok daha iyi tutunuyordu. 10. viraja yaklaşırken önünde pembe renkli bir araç vardı.

‘İşte trafik! Elbiseniz çok şirin küçük hanım, şimdi lütfen önümden çekilin.

Arka düzlükte Ocon’un hemen arkasındaydı, ancak yaklaştığını hissedebiliyordu. Meksikalı da hızlı turundaydı ve yavaşlamaya niyeti yoktu. Mete 13. viraj sonrası için sakladığı ERS gücünü kullanmaya karar verdi.

‘İşte buuuu, Pembe Panter artık arkamda.’

Xevi: İyi işti Mete, profesyonel işi.

Mete son virajı da döndü ve düzlüğe doğru hızlandı.

Xevi: P8 dostum, tebrikler.

-o-

O sırada Nick;

Xevi: Sainz kenarda, dikkat et çift sarı bayrak!

Nick: Ahhh kahretsin!

Carlos Sainz aracında sorun yaşayınca son düzlükten hemen öncesinde kenara çekmiş ve çift sarı bayraklar o an turlarını atmakta olan pilotların iyi derece yapmasını engellemişti.

Xevi: Turunu tamamla Nick, yetebilir.

Nick: Bence bitti! Mete haklıydı! Seni velet!

Xevi: P17 Nick, üzgünüm.

Nick: Kahretsin, Mete haklıydı, kahretsin!

Xevi: Haklıydı evet, Bilemezdik. Onun da trafikten kurtulması gerekti.

Nick: Kahretsin!

-o-

Mete bir sonraki seansa hazırlanmak için garaja çekildiğinde yan garajda Nick’in araçtan sinirli bir şekilde çıktığını gördü.

Mete: Nick ne durumda?

Xevi: O sarı bayraklara takıldı, bu kez şanslıydın

Mete: Aaaa ben söylemiştim, neden onu da erken çıkarmadınız ki… Yazık.

Xevi: Force India’yı geçemeseydin sen de kalamayacaktın ama

Mete: Ama kalmadım! Risk böyle alınır, pist üzerinde!

Xevi: Bunu sonra tartışırız, şimdi araçta ne istersin onu söyle, ikinci seans başlamak üzere.

Mete: Beni geç çıkarmayın da, yeterli. Araç şu an mükemmel durumda, değişiklik istemiyorum.

Mete ikinci seansında ilk seansta kullandığı süper yumuşak lastiklerle harika bir tur daha attı ve 1:30.205 yaparak rahat bir şekilde yeterli zamanı elde edebildi.

Xevi: P5 dostum, bu turun da harikaydı.

Mete: Araç da harikaydı, ancak bir sorun var. Karanlık çöktükçe görüşüm çok fazla değişiyor. Umarım kötü bir şey olmaz.

Xevi: Şeffaf vizörün var, kaç derece olanını istersin?

Mete: En şeffafı lütfen!

Xevi: Depon boşaltıldı, son seansa hazır mısın?

Mete: Hala mı hız saklıyoruz? Üçüncü oldu bu!

Xevi: Birazdan çıkıyorsun, tek bir ısınma, tek bir hızlı tur. Her şeyini ver.

Mete sorusuna yanıt alamadığı için bir an sinirlendi, ancak tartışma çıkaracak zaman değildi.

Piste çıkmış, lastiklerini ısıtırken arkasındaki sarı aracın düzlükte kendisini geçtiğini görmesiyle telsizin açılması bir oldu.

Xevi: O geçmemeliydi Mete, çok yavaş kaldın. Son virajdan önce geçmeye çalış, olmazsa arkasına geç.

Mete: Tamam.

‘Kahretsin! Yine işleri bok ettim lan. Dur bakalım sümbülcü, seni de geçeriz.’

Mete turuna Palmer’in arkasında başlamak zorunda kalmıştı. Yine aynı taktiği uygulayabilirdi.

Xevi: Yine aynısını yapacaksın, değil mi?

Mete: Ee. Evet, lütfen rahat bırak.

Düşündüğü gibi de olmuş, önündeki Renault 10. virajdan oldukça yavaş çıkmış ve Mete çok az ERS kullanımı ile geçmeyi başarmıştı.

‘Sarı bayrak olmasın, sarı bayrak olmasın, kırmızı hiç olmasın!’

Xevi: İyi iş Mete, P6 dostum.

Mete: Yihhaaaa! Derece kaç?

Xevi: 29.628, hiç de fena değil.

-o-

Bahreyn GP, yarış günü

Garaja indiğinde yine herkes oradadır, gruba son katılan yine Mete olmuştur.

Mete: Merhaba beyler, ailenizin pilotu geldi!

Nick: Ahahhaa gerçekten, bir anda aile olduk.

Xevi: Ailemiz daha da büyüyecek, birisi daha katılıyor bize.

Mete: Ha? Kim?

Nick de bu lafa şaşırmıştı. İki Arkalion pilotu Xevi’nin ağzından çıkacak isme odaklandılar.

Xevi: Şimdi söylemeyeyim, yarış sonunda konuşuruz.

Nick: Hadi adamım! Söyle şunu işte?

Xevi: Beklemek zorundasınız.

Mete: Nick, biz de Axel’in sabah arayıp söylediklerini söylemeyelim ona

Nick: Ne, Axel, eeeee, haaa şu mesele, tabi!

Xevi: Durun bakalım, ne oldu?

Mete: Yarış sonunu bekle!

Xevi: Her neyse, elinizden geleni yapın çocuklar, Mete önlerdesin dikkatli ol, Nick sana bir şey söylememe gerek yok zaten.

-o-

‘Yan, yan, yan, yan, yan, sön, sön, hah’

Debriyajı tutan parmağını bıraktı ve hızlanmaya başladı. Kirli tarafta olduğunu biliyordu, bir an önce sol tarafa geçmeliydi. Hemen önünde dördüncü cepten kalkan Red Bull önünü tıkamaya başlamış, aynadan baktığında hemen arkasından da diğer Red Bull’un orada olduğunu görmüştü. Ani bir hareketle en sola geçti, önündeki Red Bull tam da o anda yavaşlamıştı.

Lewis Hamilton kalkışının ortasında patinajda kalınca Daniel Ricciardo onun arkasında takılı kalmış, Max Verstappen Ricciardo’nun hemen yanına kadar gelmeyi başarmıştı. Mete o ani hamlesiyle Ricciardo’dan tam zamanında kurtulmuştu ve ilk viraja iki Red Bull, bir Arkalion, üç araç yan yana gireceklerdi. Hemen önünde Sebastian Vettel kalkamayan Hamilton’ın yanına kadar gelmiş ve onu sıkıştırıyordu.

İlk viraja sığamayacakları ortadaydı ve Mete’nin pohpohlu çaylaktan önce frenlemek gibi bir düşüncesi yoktu.

Verstappen’le aynı anda frene bastılar. İkisi de birbirini kolluyordu. Viraj için dönüşe başladılar ve ilk pes eden Ricciardo oldu. Verstappen ve Mete ilk virajı yan yana döndüler, ancak ikinci viraj için avantaj Arkalion pilotundaydı ve geçişi tamamlamayı başardı. Mete iki virajda Kimi Raikkonen ve Daniel Ricciardo’yu geride bırakmış, Verstappen tehlikesini de savuşturmuştu.

Şimdi Vettel’e geçilen Hamilton’ın arkasındaydı.

Xevi: Güzel iş Mete, çok güzel iş. Şimdi ön gruptan kopma.

Quick Nick 17. sıradan başladığı yarışta ilk turda onuncu sıraya kadar yükselmişti.

-o-

11. tur

Xevi: Vettel pitte, biz kalıyoruz.

Mete: Arkalar çok kötü görünmeye başladı. Fazla dayanamam.

Xevi: Birkaç tur daha, sonra gireceğiz. Plan B’yi mümkün hale getirebiliriz.

Xevi Pujolar’ın B planı olarak bahsettiği şey tek pit stop yapabilmekti.

Mete: Arkamdaki Red Bull içeri girdi, ne yapıyoruz? Ne yapıyoruz?

Xevi: Bekliyoruz, bu lastikler biraz daha işe yaramalı

Mete: Artık her virajda kayıyorum, arkalar bitti. Bu lastikler çok kötü.

Xevi: Max kaza yaptı, sarı bayraklara dikkat, pite gelmeye de hazır olun.

Mete kendine bile itiraf edemese de, Verstappen’in kaza yapmasına içten içe sevinmişti.

-o-

Xevi: Güvenlik aracı! İçeri içeri içeri! Herkes içeri.

13. turda Carlos Sainz ve Lance Stroll kaza yapmış ve Bernd Maylander göreve çağrılmıştı. Arkalion pilotları pite geldiler ve grubun tamamı ile birlikte sarı renkli yumuşak lastiklere geçtiler.

30. tura kadar Arkalion pilotları ve pit ekibi gerçek anlamı ile sıkılmaya başlamışlardı. 13. turda giren güvenlik aracından sonra yarışta Arkalion için neredeyse hiçbir hareket yaşanmamıştı. 29. turda Mete pite gelmiş ve softlarla 8. sırada piste dönmüştü. 31. tura başlarken Bottas pitten çıktığında Mete’nin hemen önündeydi.

-Mete, önündeki Valtteri. Sen 8. sıradasın. ikinizde de softlar var. Deneyeceksen motor modu 2, sistem modu F.

-Neden olmasın, sıkılmaya başladım.

Mete aynalarında gördüğü Hulkenberg’den çekinmesi gerekmediğini düşündü. Önündeki Mercedes’e konsantre olabilirdi. Valtteri’nin de önünde Perez vardı. Bu bir fırsat yaratabilirdi. Onun da lastikleri yeniydi, beklemeyecekti. 9. viraj sonrasında sağ eli vites yükseltirken sol eli mod düğmelerini ayarladı. Bu turda DRS mesafesine girebilirdi.

Son viraja geldiklerinde Valtteri’nin içeri dalıp Perez’i geçtiğini gördü.

Bu kadar erken olmasaydı ya… Şimdi 2 tur uğraşmam gerekecek.’

Şimdi önce Perez’i geçmeliydi. 9. virajdan sonra DRS ile yapabileceğini düşündü. Daha sonra Valtteri’ye odaklanaiblirdi.

Tıpkı düşündüğü gibi 9. virajda frenlerken Pembe Panter’in vütes kutusuna kadar girebildi. Kanadının altında kuyruğu var mı diye baktı hatta.

Keşke fotoğrafını çekebilsem. Bundan iyi bir tweet çıkarabilirdim!’

DRS ile Perez’i rahatça geçti. Son virajdan sonra Mercedes’e nişan aldı ve gazı açtı. Arada çok mesafe vardı ama bunu yapmayı seviyordu. Gerçi riskli bir hareketti. Oyun oynarken ne zaman önündeki aracı gözleriyle izlemeye başlasa, izlediği araç pist dışına taşarsa kendisi de taşıyordu. Motorlu taşıt kullanırken herkesin yaptığı en basit hata idi bu. Çünkü araç, nereye bakarsan oraya giderdi. Vücudun bunu istemsiz olarak gerçekleştirirdi. Motosiklet sürerken bu daha da tehlikeli bir hal alıyordu elbette. Valtteri’yi boş vermeli ve pistte referans aldığı noktalara odaklanmalıydı. Tam da bunu yapacağı sırada onun bir Williams’ı geçtiğini gördü. Aynı şeyi tekrarlaması gerekecekti. 9. viraj, DRS ve Massa’yı geçmek. Sonra Valtteri’ye odaklanabilirdi.

9. virajda da Massa’nın Williams’ının vites kutusuna girdi. Sonra DRS, sonra geçiş… HEr şey çok sıkıcı ilerliyordu. Öndeki pilota savunma yapma hakkı verilmeliydi. Pilotlar birbirlerini sıkıştırabilmeliydiler. Tüm bunları düşünürken esnedi. Xevi’yi de masasının üzerinde başını elinin üzerine koymuş şekilde hayal etti. Göz kapakları ağırlaşıyordu ve kafası yavaşça öne doğru düşüyordu işte. Çenesi elinden kayıp kurtulduğunda da irkilip bunu fark eden oldu mu diye çaktırmadan sağa sola bakış atıyordu heralde.

Yani ben sıkıldıysam, Xevi de en aşağı bu haldedir.’

Xevi: Mete, Valtteri’yi kovaladığını unutma. 9. viraj çıkışında dikkatli ol. Lastiklerini zorlama, ihtiyacın olacak.

Anlaşılan Xevi daha ayık durumdaydı.

Mete: Ha, tamam!

34. tura başladığında bu kez önünde bir Mercedes gördü. Arada kimse olmadan. Gözleri yine Valtteri’nin aracını izliyordu. Dünkü toplantıda ne kadar bunaldığı aklına geldi. Eve gitmek istemişti. Hala istiyordu. En azından annesinin yanına bir uğramalıydı. Bu yıl onu ihmal etmişti.

Derken Mercedes, ilk viraj için frenlemeye başladı. Mete’nin de frenleme zamanı geliyordu.

Ne, hayır… şimdi olmaz!’

Mete, frenlemeye başladığında göğsünün hemen altında bir yumru hissetti. Sanki içeriden bir şey birden bire ona vurmaya başlamıştı. Freni bıraktı, direksiyonu sıktı. ilk virajı geçmişti ama gördüğü şey daha önce hep karanlık durumların habercisi olmuştu.

Hayır… 30 küsür turdur buradayım. Neden şimdi(!)?’

Mete her şeyin kötüye gittiğini hissediyordu. Nefes alıp vermesi öyle sıklaştı ki artık ağzından nefes alıyordu. Nefesinin sesi kaskının içini öylesine doldurmuştu ki, sanki her birinde iki nefes birden alıyordu.

Yine de Valtteri’nin hemen arkasındaydı.

Xevi: DRS alanına henüz girmedin. 1.2 sn!

Mete: Uğraşıyorum!

9. virajı döndü ama DRS için yeterince yakın olmadığını anlamıştı. Ayrıca Valtteri, bir Red Bull’a çok yakındı.

– O Red Bull kim?

– Ricciardo.

Mete bir rahatlama hissetti. Ama vücudunda değil. Göğsündeki yumru hala oradaydı. Nefesi hala düzenli değildi. Xevi fark etmiş miydi?

Son virajı döndüğünde gözleri yine Mercedes’e takıldı. Tam difüzörünün bulunduğu yere. Bunu yapmaması gerektiğini biliyordu ama elinde değildi. Sanki biri göz kapaklarını alnına çakmış, başını da Mercedes’in difüzörüne doğru sabitlemişti.

Valtteri’nin DRS ile Daniel’e yaklaştığını gördü. Daniel aracını içeri konumlandırdı. Tam burada Mete’nin gözleri de Mercedes’in difüzöründen Red Bull’un difüzörüne kaydı.

Mete burnunda yanık kokusu duymaya başladı. Aynı zamanda duman kokusu da alıyordu. Duman genzini yakmaya, diline yapışmaya, midesini bulandırmaya başladı. Gözlerini açtığında etrafı bir sis perdesinin kapladığını gördü. Havada, tam baş seviyesinde duran gri renkli duman kuşağını görebiliyordu. Kapının altındansa pır pır eden sarı renkli ışıkları. Ardından bir çığlık duydu.

Neredeeee? Timur, Mete neredeeee!!!

– Reyhan, dur… bekle!

Ardından büyük bir çatırdı duydu Mete. Genzi artık resmen acıyor, nefes almaksa bu acıyı daha da katlıyordu. Acı ciğerlerine kadar işlemeye başladı.

– Anne, burd…

Genzi ve göğsü o kadar acıyordu ki, cümlesini tamamlayamadı. Gözleri de iyice sulanmış, her yeri bulanık görmeye başlamıştı. Duman kuşağı ise artık karanlık odada daha fazla yer kaplıyor gibiydi. Bir çatırtı daha duydu. Ardından da bir çığlık daha. Bu öncekinden farklıydı sanki. Önceki Mete’ye güven vermişti, annesi oradaydı. Ama ikinci çığlıkla Mete dehşete kapıldı.

Bir kaç saniye sonra…

BUUUMM.. BUUUMM..BUUMMM…

Biri sanki odasının kapısını dövüyordu. Derken kapı parçalanarak açıldı ve geniş bir gövde odanın ortasına serildi. Bu geniş gövdeyi ezbere biliyordu Mete.

– Baba

– Geldim oğlum, geldim. Sakin ol tamam mı. Seni dışarı çıkaracağım.

Babası yatağındaki yorgan ile birlikte Mete’yi kucakladığı gibi kapıya yöneldi. Timur Bey yorganı Mete’nin başına iyice örtüp, omzuna yasladı. Mete tek gözü ile etrafı saran alevleri gördü. Koridorun sağ tarafı tamamen alevlerle kaplıydı. Merdiven korkulukları da öyle. Sıcaklığı hissetti. Çıplak ayakları acımaya başlamıştı bile. Gözleri sürekli akıyor, boğazı deli gibi acıyordu. Merdivenden indiklerinde babası sanki bir şeyin üzerinden atladı. Mete gittikleri yönün aksine doğru baktığından geride bıraktıkları şeyi gördü. İlk basamağın hemen dibinde biri yatıyordu. Üzerinde beyaz geceliği olan sarışın bir kadın!

– Anne, anne…

– Tamam oğlum, onu da getireceğim. Burada bekle tamam mı? Aferim benim oğluma, hiç korkmaz benim oğlum!

Timur Bey Mete’yi bahçe kapısının eşiğine bırakıp, yanmakta olan eve geri döndü. Bu sırada biri Mete’yi kucağına aldı. Bu adamın sureti tanıdıktı ama kim olduğunu çıkaramadı Mete. Gözlerini evlerinin kapısına çevirdi. Kapının ardında görebildikleri beyaz, sarı, turuncu ve kırmızı tonlarıydındaki alevlerden ibaretti.

Sonra babasının siluetinde bir gölge alevlerin içinde belirdi. Çok daha büyüktü ama. Kapıdan sığmazdı. Siluet giderek küçüldü ve kapı kirişinin altında beliriverdi. Bu siluet iki adım sonra evin sundurmasında yere devrildi. Mete annesini ve onu taşıyan babasını seçti.

Timur Bey kadını kollarından tutup bahçeye doğru sürüklerken, Reyhan Hanım hareket etmiyordu.

-o-

Mete’nin nefesi artık vücuduna yetmiyordu. Genzi acıyor, ciğerleri yanıyordu. Dilinin üzerinde kurum tadını alabiliyordu. Konuşmaya çalıştı ama beceremedi. Telsizin düğmesine baştı ve Xevi’nin bir şeyler anlamasını umdu.

Xevi, telsize kulak kabarttı. Duyduğu ise sadece kısa ve sık nefesler ve bunların arasında zaman zaman kısa inlemelerden ibaretti.

– Mete ne oluyor, iyi misin?

Bu sorunun çok aptalca olduğunu fark etti ve takıma alarm verdi.

– Dave, Charlie’yi ara, Mete’nin başı dertte. Doktora ihtiyacı var!

SONRAKİ BÖLÜM: Patinaj #B15: Sır

Soner Küpücü/xtrabit racing

3 Yorum

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]