Patinaj #B11: Elektrik

0

Patinaj, 2017 sezonunda şok bir şekilde Formula 1’e katılmış Arkalion Racing adlı kurgusal bir takımın ve pilotlarının maceralarını anlatan yazı dizisidir, anlatılanlar tamamen hayal ürünüdür.

İkinci sezon öncesi testleri üçüncü gün, öğleden sonra

Mike’ın sesindeki telaş seviyesi iyiye işaret değildi. ARK01’i üçüncü virajın çıkışında sol taraftaki kerblerin arkasına uzanan yaklaşık 3 metrelik kaçış alanında güçlükle durdurabildi.

Mete telsizdeki araçtan zıplayarak çıkma uyarısını duyduğunda bir elektrik kaçağı olduğunu anlamıştı. Bu araçların ERS’lerinde 900-1000 volt arasında bir gerilim kullanılıyordu ve bir insan için fazlasıyla ölümcüldü.

Motoru acil kapatma kısayoluyla kapattı ve 6 noktalı emniyet kemerini çözdü. Direksiyonu çıkardı ve aracın dışına fırlattı. Kokpitin üst kısmından doğrudan yere atladı ve hiç vakit kaybetmeden motorun hava alığının üzerindeki uyarı ledlerine baktı. Kırmızı renkte yanıyorlardı. Bu, aracın ERS’sinin hala dolu olduğunu gösteriyordu ve yeşile dönene kadar kimsenin araca yaklaşmaması ve dokunmaması gerektiğinin uyarısıydı.

Mete pist görevlilerinin koşarak aracın yanına geldiğini dehşetle fark etti. Bu durumdayken araca asla temas etmemeleri gerekiyordu. Görevlilerin önüne geçerek kollarını iki yana açtı ve onları durdurdu.

“Don’t touch! Electricity!” [Dokunma! Elektrik!]

Pist görevlileri ilk başta afallamış, ancak neyse ki uyarıyı anlamışlardı. Mete başını tekrar araca çevirdi, ledler yeşile dönmüştü. Demek ki ERS kendi içindeki elektriği boşaltmıştı ve artık araca dokunmak güvenliydi.

Kırmızı bayraklar sallanıyordu ve aracı çekmek için gelen çekici çoktan yola çıkmıştı. Mete de bu araçla birlikte gelen otomobillerden birine atladı ve garaja döndü.

Nick VR gözlüğü kenara bırakmış ve başını iki elinin arasına almış halde koltuğunda oturuyordu.

– Merhaba, Nick.

+ Ah Mete, bir şeyin var mı? Bir şey hissettin mi?

– Hayır, hiçbir şey hissetmedim. Araçta bir kaçak vardı sanırım, bilgin var mı?

+ Evet, çocuklar telemetride KERS motoruna bağlanan kablolardan birinin kopmuş olabileceğini fark etmişler. İyi olmana sevindim.

Mete nasıl bir felaketin eşiğinden döndüğünü şimdi anlamıştı. Acaba Jimmy’de de mi aynısı olmuştu? Bir an dizleri boşalır gibi oldu. Az önce ölebilirdi… Mike ile konuşmak istedi, elektrik sorununu soracaktı.

Mike’ı motorhome’da telefonla konuşurken buldu. Kapının dışında görüşmesinin bitmesini bekledi, bittiği gibi de içeri girdi.

– Merhaba Mike.

Mike Gascoyne Mete’yi gördüğü gibi ayağa fırladı ve ona sarıldı.

+ İyisin, değil mi dostum?

– İyiyim, sorun yok.

+ Oh, tanrım…

– Ne oldu? Elektrik kaçağıydı sanırım, Jimmy’e de mi aynısı oldu?

+ Şimdi Cosworth’teki tasarım ekibi ile konuştum. Böyle bir şeyin bir daha asla olmaması gerektiğini söyledim, inceleyecekler.

– Mike, bu bana da olabilirdi, Nick de aşağıda sarsılmış durumda. Biz bir daha o araca nasıl oturacağız?

+ Haklısın, kesin çözüm bulunmadan piste tekrar çıkmayacağız. Bana güven!

-o-

Mete pistten çıktıktan sonra babasını otele bıraktı. Olanlardan bahsetmemişti. Nick ve Xevi ile lobide buluşup hastaneye gideceklerdi, ancak Nick moralinin daha da bozulacağını bahane ederek gelmemeyi tercih etti.

Yoldayken Mete bu ziyarete Türkiye’deki gibi kolonya, çay ya da muz ile gitse nasıl karşılanır diye düşündü. Yurt dışında yaşayan akrabalarından batı halklarında hasta ziyaretinin hoş karşılanan bir şey olmadığını duymuştu. Filmlerdeki hastane ziyareti sekanslarında sorun yoktu. O sahnelerde herkes tıpkı bizim gibiydi. Ziyarete çiçekler gelen yakın arkadaşlar, aile yakınları…Ziyaretçileri gördüğünde mutlu olan hastalar. Ancak gerçek hayatta durum böyle değildi. Birçokları bunu saygısızca bir hareket olarak algılıyordu. Bu ve bunun gibi tonla anlamsız duruma alışması gerekecekti.

Tüm bunların yanında Mete, Jimmy ile bu şekilde tanışmanın rahatsız edici olacağından emindi. Tabi Jimmy’i uyandırdılarsa.

Jimmy’nin odasının önüne geldiklerinde hemen kapının önüne konmuş ikili koltukta oturan Bay ve Bayan Eriksson’u gördüler. Anlaşılan Jimmy hâlâ uyutuluyordu. Dave, Mete’yi onlarla tanıştırdı ve Mini’nin İngilizce’sinin pek iyi olmadığını da ekledi.

Mete : Sorun değil, benimki de yeterince kötü.

“Bayan Eriksson, bu şekilde tanışmak zorunda olduğumuz için üzgünüm. Garajdayken Jimmy’nin yanında duracağımı düşünüyordum.”

Mini : Oh evet, biz de onun için çok şey düşünmüştük. Sanırım sıradaki sensin!

Mete bu cümlede nefret sezmişti. Ancak bir annenin acı çektiğini anlamak zor değildir. Bayan Eriksson’un söyleyeceği sözler, verilecek tepkilerden muaf tutulmalıydı.

Mete : Gerçekten böyle olmasını istemezdim.

Albin : Demek Jimmy’nin yerine geçecek olan genç adam bu!

Dave : Kimse Jimmy’nin yerini doldurmaya çalışmıyor Albin.

Xevi : Mete de bugün büyük bir tehlike atlattı. Bu sayede Jimmy’nin kazasına neyin yol açtığını anlayabildiğimizi düşünüyorum. Ancak henüz kesin bir şey söylemek için erken.

Mini : Ne olmuş, hemen söyleyin lütfen?

Dave : Aracın ERS sisteminde meydana gelen bir kaçak yüzünden Jimmy elektrik akımına kapılmış. Vücudu kasıldığı için araca hakim olması mümkün olmamış.

Albin : Jimmy’nin bir hata yapmadığını biliyordum.

Mini : Lanet sporunuzun, boktan işleri. Reklamınızı yapmak için milyonlarca risk aldığınızı söylüyorsunuz ama riski alan sadece benim oğlumdu. Şimdi söyle bana lanet herif, kazanacağın hangi zafer oğluma eski günlerini verebilecek ha! Defolun, defolun… defoluuun!

Dave ve Xevi hiçbir şey yapmadan öylece duruyorlardı. Mete de şoktaydı. Kimsenin kendisini sevgiyle karşılamasını beklemiyordu, ancak bu kadarını da ummamıştı. Bayan Eriksson’ı durdurmak için yapabilecekleri bir şey yoktu elbette. Her söylediğinde haklı olabilirdi. Onu sakinleştirebilme gücü şu anda sadece Bay Eriksson’daydı. O da eşini sakinleştirmeye çalışıyordu zaten.

Dave: Üzgünüm Mini, gerçekten üzgünüm. Ne yazık ki elimizden bir şey gelmiyor.

Xevi, Dave’e göz işereti ile gitmeleri gerektiğini söylemeye çalıştı. Üçü birden Eriksson’ların yanından ayrılırken Xevi  Mete’ye bakıp şunları söyledi. “Mini’nin tepkisi sana değildi.”

———————————————————————————————————————-

İkinci sezon öncesi testleri, dördüncü gün, sabah

Arkalion Racing araçtaki sorunu çözene kadar piste çıkmayacağını duyurmuştu. Neyse ki olay dikkat çekmemiş, basit bir elektrik sorunu olarak geçiştirilmişti.

Mete ve Nick sabah erkenden piste geldiler ve araçtaki çalışmaları görmek istediler. Arkalion ve Cosworth mühendisleri vites kutusunun yanına yerleştirdikleri, Mercedes ile Ferrari’yle protestoluk olmalarına neden olan KERS’in kablolarını inceliyorlardı. Arkalion AB mühendisleri kablo kontak noktalarında bakırdan ve altından daha iyi olan gümüş bağlantılar kullanmışlardı. Bu gümüş bağlantılar aracın titreşimlerine dayanamıyor gibi görünüyordu.

Cosworth’ün kullanabilmesi için, aynı parçaların altından dökülmüş olanları çoktan üretilmeye başlanmıştı bile. Ancak parçaların gelmesi birkaç saati bulacaktı.

Mete ve Nick motorhome’daki odalarına giderek dinlenmeye çekildiler.

Padok alanından motorhome’a yürürken gökyüzünde güneş olmasına rahmen hava biraz kasvetli göründü Mete’ye. Gökyüzü kül rengi, karaktersiz bir hava, gece mi gündüz mü belli değil. İçeri girer girmez sparco ayakkabılarını çıkardı ve yatağının yanına doğru fırlattı. Buzdolabını açıp bir şişe maden suyu aldı. Gözleri açacağı ararken babasının bu şişeleri her zaman çakmağı ile açtığını anımsadı. Ancak açacak aramaktan kurtulabilmesi için önce sigaraya başlaması gerekiyordu galiba. Gerçi yanında çakmak taşıyabilirdi, zararından çok yararı olurdu heralde. Şişenin ağzını tezgahın yanına dayayıp eliyle vurarak açma fikri geldi aklına. Ama öğleden sonra bu eller direksiyon üzerinden gelecek onlarca kilo yükü taşıyacaktı. Riske girmek istemedi. Ama kendini fazla çıtkırıldım hissetmekten de alıkoyamadı. Buna sırıtırken buzdolabının üzerinde mıknatıslanmış açacağı gördü.

Maden suyu elinde yatağına uzandı. Yastığını sırtına alıp arkasına yaslandı.

-Mete, aracına geçme zamanı tatlım.

Aracının kokpitine geçti ama bu kez öncekiler kadar mutlu değildi. Suratı asıktı ve bir Formula 1 otomobilini kullanmak istemeyebileceği bir anı yaşadığı için hayretler içindeydi. Hayatı boyunca hayalini kurduğu bu koltuk, birilerinin kabusu olmuştu bile. Felç kalmak istemiyordu. Senna’nınki gibi olmasını daha kabul edilebilir buldu. Pist üzerinde ve çok hızlı şekilde. Gerçi Zanardi örneği de vardı. Bacakları olmadan yarışan 5 kez dünya şampiyonu pilot. Üç tekerlekli bir tür bisikletle de yarışlara katılıyordu hatta. Fiziksel performans gerektiren sınavlardan kaçınmıyor, birçoklarına da örnek oluyordu. Ama yine de böyle bir hayatı istemiyordu Mete. Kalabalığın içindeyken belki insanlar ona alkış tutacaklardı ama, yalnız kaldığında tekerlekli sandalyesinden tuvalete geçmek için hayli uğraşması gerekecekti. Bunu zamanında beceremezse yaşayacağı rezillik onun için daha büyük bir sınav olurdu. Ya kaldırımlarda tekerlekli sandalye rampalarının önüne park eden öküzlere ne demeli. Onlara ne yapacaktı ki? Gerçi birkaçının aracını boydan boya çizmişti ve bunu yaptığına da hiç pişman olmamıştı. Ya asansörler, yaşıtları artık asansör sırasında tekerlekli sandalyede olan adama öncelik vermiyorlardı, çünkü o zaten ayakta dikilip yorulmuyordu. Hayır hayır, bu hayata katlanması mümkün değildi. Alkışlar ve imza isteyen güzel kızların yeterli tatmini sağlayabilmesi mümkün değildi. Ölse daha iyiydi.

Kendisine pit çıkışında sağ taraf gösterildiğinde gaza yüklendi. Pit alanı çıkışında yeşil ışık vardı, piste çıktığında da arkasında kimse yoktu. üçüncü ve dördüncü viraj arasında biraz zik zak yaptı. Dokuz ve onuncu virajlarda da bunu tekrarladı. Bulduğu düzlüklerde gaza otururken biraz da fren pedalına yükleniyordu. Start düzlüğüne gelmeden lastikleri ve frenleri ısıtmıştı.

– Evet çocuklar, ne yapmam gerekiyor?

“Çocuklar” mı, gerçekten “çocuklar” mı demişti?

+ Sadece sürmeni istiyoruz.

İstek ilginçti. O halde sürecekti. İstediği gibi hem de. Üçüncü virajı tam gaz geçti. Bu çok eğlenceli geldi ama bunu üst üste 66 kez yapmak zorunda kaldığında boynu buna hazır olsa iyi olurdu. Sekizinci virajdan çıktığında gözüçakıl havuzunun dışındaki tribüne takıldı. Gözleri önceki testte pist dışına taşmasına neden olan o grubu aradı. Kimse yoktu. Tam bu sırada gözleri lastiklerine takıldı. Lastiklerin üzerinde hamurun türünü belirten renkli çizgiler yoktu. Hatta Pirelli yazısı bile yoktu. Telsiz tuşuna bastı.

– Hey Xevi, çok ilginç lastikler bulmuşsunuz gibi. Üzerlerinde işaretçiler yok.

+ Önemi yok, sürmene bak.

Ne demekti bu, sürmene bak? İşler önemsizleşiyor muydu yoksa moraller yerine gelsin diye bir şaka mı düzenlenmişti? Bunu yapanlara iki çift sözü olacaktı. Gözlerini tekrar lastiklere kaydırdı. Bu sırada dokuzuncu virajı dönmüştü ve virajdan çıkıp vites yükseltmeye başladığında lastiklerin üst kısımlarının hareket ettiğini gördü. Küçük parçalar kopup aracın burnuna sıçrıyor sonra da kokpite doğru kayıyorlardı. Mete onuncu viraja yaklaşıyordu, Jimmy birkaç metre sonra  kaza yapmıştı değil mi? O parçacıklar artık kokpite kadar ulaşmıştı. Vücudu uyuşmaya başlamıştı sanki, bedeninin bazı parçalanı bir garip hissetmeye başlamıştı.

– Karıncalar, tanrım karıncalar. Her yer karınca doluyor. Kaskımın içine… Xevi, AAaaaAAh!

…….

Yerinden fırladı. Uzandığında başını dayadığı dolabın kenarı yüzüne iz bırakmış, maden suyu üstüne dökülmüştü. sadece iki dakika önce uyumuş gibiydi ama elli dört dakika olmuştu. Kalbi hala hızla atarken “Tulumu değiştirmeliyim,” diye düşündü.

– Mete, aracına geçme zamanı tatlım.

Mete, bu cümleyi kuran Annie’nin yüzüne büyük bir korku ifadesiyle baktı. Az önce her şey aynı cümleyle başlamıştı. Etrafında karınca olup olmadığını kontrol etti.

– Öğle yemeği vakti. Sonra da araca geçeceksin tatlım.

Annie Asplund sapsarı saçlara, masmavi gözlere ve bembeyaz bir tene sahipti. Bu tanrısal güzelliğe korku dolu gözlerle bakılması mümkün değildi ama Mete bunu başarmıştı. Acaba herkese “tatlım” diye hitap ediyor muydu? Yoksa sadece bir hafta önce tanıştırılmış olmalarına rağmen bu kendisine özel bir şey miydi? Bunu test etmeliydi.

+ Teşekkürler balım! Şu tulumu değiştirip hemen geliyorum.

Annie bir anlık durgunluğun ardından göz kırparak uzaklaştı…

Mete yemeğini yedikten sonra garaja gitmek yerine doğrudan Mike’ın odasına gitti. Ancak kimseyi bulamadı. Garaja yönelirken merdivenlerde karşılaştı.

– Mete, haydi araca geçeceksin!

+ Araç Mike, güvenli mi?

– Sorunu bulduk ve çözdük dostum, bana güven. Bu bize 75 grama mal oldu, ancak güvenlik için gerekliydi.

+ Size güveniyorum…

Mete duyduklarına inanamıyordu, Formula 1’in ne kadar limitlerde bir spor olduğunun ve ne için nelerden feragat edilebileceğinin farkına varıyordu.

“75 gram.”

“Kazanmak veya kötürüm kalmak…”

Garajda Nick’le karşılaştı ve gelişmeleri sordu. Nick’in kendisinden de endişeli olduğunu biliyordu.

+ Sorun bitti Mete, devam edebileceksin.

– Hala endişeliyim, sence çözebildiler mi?

+ Bunu garanti ediyorlar, 16 tane parça tamamen değiştirilmiş. Biraz ağırlık dezavantajı olduğunu söylediler.

– Biliyorum Nick, 75 gram! Sadece 75 gram!

Mete tekrar ARK01’in kokpitindeydi ve farklı lastiklerle önce tek turluk sıralama, ardından da sıralama turu attığı lastiklerle yarışın ilk turlarını simüle etmek için yaptığı uzun sürüşlerine devam etti.

– Mete, garaja gel, yeni ayakkabıların olacak.

+ Geliyorum.

ARK01’e yumuşak lastikler takılmıştı.

– Şimdi gerçek bir sıralama turu atacaksın. Limitörü kaldır. Azami hızın yükselecek, frenleme noktalarına dikkat et.

+ Heeeey harika! Peki diğer takımlara tüyo vermiş olmayacak mıyız?

– Orasını bana bırak Mete, sabahtan bu yana 50 kilodan fazla balast taşıyorsun, farkında değilsin!

+ Ohaaa!

* Ahahahaa! Gördün mü Mete, şişmanlamışız!

+ Haklısın Nick! Bilseydim diyetimi biraz gevşetirdim.

Nick telsizi sessize alarak Xevi’ye döndü ve;

* Hey Xevi, ohha ne demek?

– Hiçbir fikrim yok Nick! Türklerin şaşırma tepkisi olmalı.

-o-

O sırada Autosport canlı test sayfası

Mete Atay pistte, sarı renkli yumuşak lastiklere sahip.

– Arkalion’dan en iyi ilk sektör zamanı geldi.

– Mete orta sektörde kendisinin en iyi derecesini yaptı

– 1:19.835, Mete Atay ARK01 ile harika bir tur tamamlamış görünüyor.

-o-

+ Bugünlük bu kadar Mete, dinlenmeyi hak ettin!

– Daha sürebilirdim?

+ Biraz işlerimiz var, basın toplantısına gidiyoruz.

– Eeee… Konu nedir?

+ Gelince anlatırım.

Mete meraklanmış ve pite gelmek için biraz acele etmişti. Hatta pit girişinde hız sınırına düşebilmek için sert bir frenleme yapmak zorunda kaldı. Araçtan çıkar çıkmaz Nick’in yanına gitti.

– Merhaba Nick, bu neyin toplantısı?

+ Axel Dave’i aramış, ne biliyorsanız paylaşın demiş. Araçtaki elektrik sorunu ve Jimmy’e yaptıklarından bahsedilecek.

– Ooovvv gergin bir toplantı olacak yani?

+ Mutlaka. Bir de Mercedes’in protesto olayı var, o da büyük olay olacak. Mike’ın kural kitabıyla ilgili bazı kanıtları var.

– Kanıta ne gerek var ki? Kurallarda izin varsa sorun olmaz.

+ O kadar basit değil Mete, Mercedes Jimmy’nin kazasını bahane ederek hayati tehlike kozunu kullanabilir. Toto’yu iyi tanırım, bunu yapacaktır.

SONRAKİ BÖLÜM: Patinaj #B12: İlk

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]