Patinaj #B10: Yeni pilot, yeni umutlar

1

Patinaj, 2017 sezonunda şok bir şekilde Formula 1’e katılmış Arkalion Racing adlı kurgusal bir takımın ve pilotlarının maceralarını anlatan yazı dizisidir, anlatılanlar tamamen hayal ürünüdür.

İkinci sezon öncesi testleri, ikinci gün, Dave Ryan’ın basın toplantısı

DR: Şimdilik bu kadar, teşekkürler. Yarın sabah dokuzda garajımızın önünde bir toplantımız daha olacak, sizler için ilgi çekici olacağına inanıyorum.

Basın toplantısının bu şekilde bitmesi yapılacak haber servisinin gidişatını da değiştirmişti. Sky Sports F1’den Ted Kravitz derhal canlı yayına geçti.

“Arkalion Takımı’nın yarın sabah garaj önünde bir basın toplantısı ile yeni pilotunu açıklanacağını düşünüyoruz. Jimmy’nin ciddi omurilik yaralanması olduğu açıklandı, ne yazık ki Formula 1 macerası onun için erken bitmiş gibi görünüyor, umarız tekrar sağlığına kavuşur.”

“Dave Ryan yeni pilotun geçici olduğunu ve Jimmy’nin iyileştiği an kokpite geri döneceğinin altını çizdi. Pazar günü Sauber aracı ile  Fiorano’da test yaptığı öğrenilen pilotun Arkalion’ın yeni pilotu olduğunu tahmin ediyoruz. Takım, Jimmy’de de aynı yolu izlemişti.”

-o-

İkinci sezon öncesi testleri, üçüncü gün, sabah 08:55

Gazeteciler Arkalion garajının önüne toplanmış ve sabahın erken saatlerinden bu yana orada üzeri örtülü halde bekleyen ARK01’i inceliyorlardı. Aracı örten turkuaz renkli ipek örtünün altında beyaz renkli puntolarla yazılmış araç numarası okunabiliyordu: 35

35 numaraya sahip bilinen bir pilot yoktu ve belli ki Formula 1’e yeni bir pilot dahil oluyordu.

Dave Ryan gazetecileri bilinçli olarak bekletiyor, mümkün olduğunca ne konuştuklarını dinlemeye çalışıyordu. Beş dakika kadar sonra garajın arka bölümünden kendini belli ederek yürümüş, bu sayede de gazetecilerin karşısına geçtiğinde uğultunun kesilmesini beklemek zorunda kalmamıştı.

Dave Ryan, aracın arkasına kadar geldiğinde kanat üzerinden sağ eliyle örtüyü çekiverdi. Bunu yaparken kolunu dairesel bir hareketle önce yukarı sonra geriye doğru hareket ettirdiğinden sanki bir süper kahraman, pelerinini ardına savuruyormuş gibi görünmüştü. Ancak buradaki süper kahraman elbette ARK01’di. Sonra araç ile gazeteciler arasına girip sözlerine başladı.

– Bildiğiniz gibi ilk testlerin üçüncü gününde büyük bir talihsizlik yaşadık. Jimmy hala hastanede ve iyileşmesini bekliyoruz. Ancak bu gerçekleşirken Formula 1’de motorlar çalışmaya devam ediyor ve bizim iki pilota ihtiyacımız var. Dolayısıyla Jimmy’nin dinlenme sürecinde bizimle birlikte olması için önceden temasta olduğumuz yetenekli bir pilota teklif sunduk. Teklifimizi olgunlukla karşıladı ve ilk aşamada sezon öncesi testler için bizimle olmayı kabul etti. Şimdi Arkalion CEO’su Axel Nordström’ün de konuyla ilgili söylemek istedikleri var.

Onun gazetecilere yaklaşması ile çakan flaşların sayısı arttı.

– Bugün, sezon öncesi testler başladığından beri takıma katılabildiğim ilk gün. Dave’in de dediği gibi, gerekli olan tüm süre boyunca Eriksson ailesi ile birlikte olacağımızın bilinmesini istiyorum.

Burada takımın harika işler çıkardığını görmek gerçekten gurur verici ve Nick bizi tamamen sırtlamış durumda. Yaptığı bu kadar işten sonra omuzlarındaki yükü biraz olsun hafifletmek de bizim sorumluluğumuz. Artık Nick’in tecrübelerini aktarabileceği ve yükünü paylaşabileceği güvenilir bir pilotumuz var.

Bu sırada karanlığa bürünmüş Arkalion garajından turkuaz renkli bir tulumun yaklaştığı görülüyordu. 20’li yaşlarının başında görünen genç bir adam ve 50’li yaşlarında orta boylu hafif göbekli bir adam Dave’e doğru yaklaşıyorlardı. Her ikisi de Dave ile el sıkışıp beklemeye başladılar.

– Bu genç adamın bizi etkilediği kadar sizleri de etkilemesini ve Formula 1 için büyük işler başarmasını umuyorum. Sanırım sizleri onunla tanıştırma işini, Dave’e bırakacağım.

Nordström genç pilotun ve babası olabileceği düşünülen adamın elini sıktı ve hemen Dave ile ikisinin arkasına geçti.

Dave Ryan yeni pilotunu da yanına alarak gazetecilere yaklaştı. Fotoğraf makinelerinin deklanşör sesleri ve ard arda çakan flaşlar yüzünden birkaç saniye öylece beklemeleri gerekti.

– Tanıştırayım; Koenigsegg Arkalion Racing’in yeni pilotu Mete Atay!

O sırada genç Mete’nin gözleri Axel’in üzerindeydi.

Axel Nordström, bakıldığında insanı eksik hissettirebilen bir adamdı. Yürüdüğünde gittiği yere resmen karanlığı taşıyordu. Kurtuluş Günü filminde koca şehirlerin güneş görmesini engelleyen dev uzay gemileri gibiydi. Devasa gövdesinin gölgesinde pekala iki kişi piknik yapabilirdi. 1.73’lük boyu ile Dave Ryan, bu adamın yanında pek göze gelmiyordu. Her sefere mutlaka götürülmesi gereken yenilmez bir Viking savaşçısı, ya da etrafına korku salan bir Jarl* görüntüsü sunuyordu. Daha da iyisi vardı, resmen mitolojik bir tanrı gibiydi.

Fotoğraf makineleri tekrar çalışmaya başlamıştı. Mete, şu anki görüntü ile az önceki görüntüsünün bir farkı olup olmadığını düşündü. Ancak az önce iki kolu da bedeninin yanında serbestçe uzanıyordu. O sırada çekilen karelerde çok aptalca bir görüntü çizdiğini düşündü. Kaskı yanında değildi. Kaskı yanında olmayan bir yarış pilotu her iki elini de beline koyarak poz verirdi. Flaş patlamaları bitmeden önce her iki elini de beline götürmeliydi. Böylece haber fotoğrafı için seçim yapılırken bu klasik pozun tercih edileceğini düşünerek biraz rahatladı. Daha az aptal görünmüş olmayı umuyordu. Ayrıca gazetecilerden hiçbiri, ismi söylendiğinde tepki vermemişti. Onlar için anlaşılması zor bir isim miydi acaba?

– Onu uluslararası Porsche Supercup serisinde destekledik ve performansını görmüş olduk. Daha önce ülkesindeki yerel seride dikkatimizi çekmişti. O Formula 1’e şampiyon unvanı ile giriş yapmış pilotlar arasında yerini alacak. Şimdi isterseniz birkaç sorunuzu yanıtlaması için vaktimiz var.

S : Ülkesinde şampiyon derken, nerelisin?

MA : Ben Türk’üm.

Bu yanıttan sonra Mete’nin gözleri karşısında bulunan tüm yabancı kalabalığı milisaniyeler içinde taradı. İçlerinde genç olanların Türkiye’nin haritadaki yerini bildiklerinden bile emin değildi. Yaşları nispeten büyük olanların hepsi değilse de birkaçı Türkiye GP’lerinde görev yapmış olmalıydılar. Ancak kendisine bakan suratlarda merak uyandıran bir ifade göremediği için biraz canı sıkıldı. Çoğunun verdiği tepki deklanşöre basmaktı.

S : Kaç yaşında olduğunu öğrenebilir miyiz?

MA : 24. Umarım Formula 1’e girmek için yaşlı olduğumu düşünmüyorsunuzdur.

Gazetecilerden çoğu gülüşünce Mete onlarla iletişim kurmaya başladığını düşünüp biraz rahatladı.

S : Yanındaki beyefendi baban mı acaba?

MA : Evet, Arkalion’un teklifini aldığımda yanımdaydı, buraya geldiğimde yanımdaydı. Ne diyorum ben, hayatım boyunca yanımdaydı.

S : Jimmy hakkında ne düşünüyorsun?

MA : Onun yaşadıkları büyük bir talihsizlik. Hiçbir pilot aracında böyle bir şey yaşamamalı. Umarım onu yine garajda görebiliriz.

S : Bugün için kendini nasıl hissediyorsun?

MA : Birazdan kokpite geçeceğimi bilmek benim için henüz hazmetmesi kolay bir durum değil. Ancak elbette bunun için sabırsızlanıyorum.

DR : Sabırsızlanmak demişken, şimdilik bu kadar çocuklar. Artık test sürüşü için hazırlanması gerekiyor.

S : Son bir soru lütfen, Mete. Kendin için 35 numarayı seçmişsin. Bu rakamın senin için özel bir anlamı var mı?

MA : Ah evet, yaşadığım şehri temsil ediyor.

Dave’e göre 24 yaşındaki bu genç adam durumla iyi baş etmişti.

Mete, muhabir sorduğunda babasını ismi ile tanıştırmadığını fark etti. Canı sıkıldı ve utanarak babasına baktı. Gözleri dolmuş olan bu adam biraz kızarmış yanaklarıyla gülümsüyordu.

-o-

Timur Bey, garajda oğlunu Arkalion aracına yaklaşırken izliyordu. Mete aracın yanına geldiğinde ayakları birbirine dolanmıştı. Zaten çok istediği bir işe başlayacağı sırada hep böyle olurdu. Eli ayağına dolaşırdı Mete’nin. Küçük bir ayrıntı dikkatini çekti. Kaskın içinden görebiliyordu. Mete’nin balaklavası siyah renkliydi. Siyah renkli balaklava mı olurdu? Şimdiye dek gördüklerinin, kullandıklarının hepsi beyazdı, daha doğrusu bej.

Mete aracına ilk kez otururken fazlasıyla heyecanlıydı. Kokpite girerken önce sol ayağını mı yoksa sağ ayağını mı atsa bilemedi. Halbuki basitti. “Aracın sol tarafındasın, sağ ayağını at gir işte budala” diye geçirdi içinden.

Pazar günü FIA gözetiminde Sauber aracının kokpitindeydi ve tavsiyelere uyarak gerçek limitlerin oldukça altı olduğunu düşündüğü bir hızda sürmüştü. FIA azami performans yerine fiziksel dayanıklılık, temel pist ve yarış kuralları ile ilgileniyordu. Sürüşten önce FIA’nın küçük yazılı sınavını da başarıyla tamamlamıştı. Neyse ki sorular daha önce yarışırken öğrenmesi gerekenlerle birebir aynıydı da, tam puan almıştı.

Şimdi ise kafası allak bullaktı, üç gündür Arkalion mühendislerinin incelemesi için kendisine verdiği 500 sayfanın üzerindeki belgeyi tamamlamaya çalışıyordu ve geceleri de heyecandan uyuyamıyordu. Hatta ilk gece babasını da uyutmamıştı. Bir piyese hazırlanan oyuncular gibi senaryoyu paylaşıp sırayla okumuşlardı. Tabi iş grafikleri incelemeye geldiğinde Timur Bey tekli koltukta biraz kestirmişti.

Emniyet kemerleri sıkılaştırılırken daldığı hayal dünyasından gerçek dünyaya döndü. Telsizin sesiyle irkilmişti. Konuşan Xevi’ydi.

– Hoş geldin Mete. Neler hissediyorsun?

+ Aşık olmakla ölmek üzere olmak arası bir kalp çarpıntısı.

– İlkler her zaman güzeldir, piste çıktığın an sakinleşirsin. Araç kontrol prosedürlerini bildiğini varsayıyorum, onların üzerinden geçmek için vaktimiz yok, onaylıyor musun?

+ Evet, devam edelim.

– Bu senin ilk sürüşün, hiçbir şey denemiyoruz ve hiçbir şey beklemiyoruz. Piste çıkıp araca alışmaya çalışacaksın. Ben ve Nick telsizin ucunda seni takip ediyor olacağız. Her şeyi sor, olağan dışı bir durumda hemen iletişime geç.

+ Tamam, anlaşıldı.

* Merhaba Mete

+ Merhaba Nick, işte şimdi heyecanlandım.

Mete aracına ilk hareketi vermek için gaz verirken debriyaj kulakçığını yavaş yavaş bırakmaya başladı. Aracının stop etmesinden öyle korkuyordu ki fazla gaz verip patinajda kalmaya razıydı. Tahmin ettiği gibi, garaj çıkışında fazla gaz vermişti ve aracının arkası dışarıdan çok estetik görünecek şekilde kaydığı halde pit yoluna girdi.

Hala olanlara inanamıyordu. Bundan iki ay önce bir pazar gününde, babasının eski bir arkadaşının getirip rica minnet bıraktığı bir 92 model Escort RS’in Cosworth üretimi motorunu indirme işine girişmişlerdi. Motorda sorun yoktu ama sol ön taraftan gelen çatırtılı sesin şasideki bir soruna delalet ettiğini söylemişti Timur usta. Evet, iş yaparken o adam baba değil Timur Usta idi Mete için. Küçüklüğünden beri böyle terbiye görmüş daha 15 yaşındayken o zamanlar şasici dediği yere babası tarafından götürülüp çıraklık yapması için bırakıldığında da, tanıştığı İsveçli ve İngiliz mühendislere bile usta diye seslenmişti. Orada tanıştığı mühendislerden birkaçı şu anda Arkalion garajındaydı ve içlerinden biri daha 2 ay önce “Benimle İngiltere’ye gelmek ister misin?” diye sorarak başladığı sohbetin sonunda, Mete’ye rüya gibi bir teklif sunmuştu.

– Motor modunu X9’a getir. Bu daha kolay adapte olmanı sağlayacak.

+ Tamam, beklediğimden daha iyi durumdayım.

– Çok daha iyilerini yapabilirsin Mete, seni bunun için seçtik.

Mete nostalji dünyasından çıktı. Catalunya pistini oyunlar ve simülatör sürüşlerinden sonra artık iyi tanıyordu. Hızını yavaş yavaş artırmayı deneyecekti.

İlk turda lastikleri ve frenleri ısıtması söylenmişti. Nick gibi yapmayacaktı demek ki. Bulduğu her düzlükte önce yavaşlayıp sonra gaza yüklendi ve zik zaklar cizdi. Kendini Mebourne’de  formasyon turu sırasında hayal ediyordu. Direksiyon hareketlerini Alonso’nunkiler kadar sert yapmayı denemek istiyordu ama şimdilik ağırdan almak en iyisiydi. Pistin son virajını dönerken hızlandı. Formula 1’in açılış grand prixinde ilk metrelerdeydi. Harika bir kalkış yapmıştı. Hemen solunda Vettel, onunda solunda Hamilton vardı. İlk viraj için çok içerde kalmıştı, frene herkesten önce basmalıydı.

“Hhaa nee…aaaahhhhasss sıçtım!”

Mete’nin ilk sürpriziyle karşılaşması uzun sürmedi, hiç uzun sürmedi. Pistteki ikinci turunun başında, henüz ilk virajı hem fazla içerden dönmüş hem de en içte olmasına rağmen gazı fazla okşayınca Cosworth motorundaki beygirleri zapt edememiş ve ağzını da tutamamıştı.

– Ne dedin? Anlayamadım.

* Görmedin Xevi, spin attı. Bence küfür etti.

+ Kesinlikle! Özür dilerim, üzgünüm.

– Sorun değil, titreşim var mı?

+ Oldukça fazla, pite gelmem gerekiyor.

– Düzlüklerde yavaş kal, araca zarar vermek istemezsin. Yine orta hamurla devam edeceksin.

+ Anlaşıldı.

* Xevi, bence süper yumuşakları verelim, başlangıçta çok hata affeder.

– Anlaşıldı, Mete turunu yavaşlat, garajı hazırlatıyorum.

+ Anlaşıldı.

Mete yaklaşık 1000 beygirlik aşırı yol tutan bir Formula 1 aracında olmayacak bir hayal kurmanın bedelini çok hafif ödediğini düşündü. Henüz ilk gerçekçi turunda hata yapmış olması kimsenin gözüne batmazdı herhalde. Ama asıl olay, nasıl bu kadar aptal olabildiği idi. Bunu nasıl yapmıştı ki? Catalunya’da test sırasında Albert Park’da olduğunu hayal etmek hangi hayal gücüne sığabilecek bir saçmalıktı(!)? İki pistin de ilk virajları benzer yapıdaydı belki ama solundaki Vettel ve Hamilton işi bozmuştu. Bir dahaki hayaline bu ikisini dahil etmeyecekti.

Yine saçmalıyordu. Yüksek G kuvveti buna neden olabilir miydi? Henüz yüksek G kuvveti görmemişti ki! Evet evet, yine saçmalıyordu.

Aracını piste sokup 3. viraja yöneldi. Yavaşça ilerlerken arkadan gelen araçlara yol vermenin ne kadar stresli olduğunu fark etti. Yanından önce Vettel ardında da Hamilton geçti.

“Aptal, aptal, aptal! Yaptığım şey şimdiden haber sitelerine manşet olmuştur bile.”

Pite girdiğinde “ya durmam gereken yerde duramazsam?” paniği yaşadı ama sadece 60 km/saat ile geldiğinden aracı pit alanına konumlandırmak daha kolay oldu. Yarıştayken sadece 2,5 saniyelik pitler yapması gerekecekti. Aracı durdurmak bile çok stresli bir iş olmalıydı.

Küçük bir sarsıntı ile yere çarptığını hissetti. Kırmızı çizgili lastikler aracına takılmış ve sehpalardan indirilmişti. Debriyajı çekti, gaz pedalına birkaç milimetre yüklendi ve debriyaj kolunu bıraktı. İlk çıkışındaki estetik kaymayı burada da yaptı. Giderek daha fazla eğleneceğini düşündü. Sonra hemen bu düşünceyi aklından kovdu.

“Daha fazla eğlenmek yok. Eğlence yok, hayal yok. Önüne bak!”

SS’ler ile 12 turu tamamladığı sırada telsizin cızırtısını duydu…

Pite gel, lastiklerini değiştirelim.

+ Anlaşıldı.

ARK01’e yine orta sertlikteki Pirelli’ler takılmıştı. Lastiklerin oldukça sert oldukları daha pit cebinden kalkarken anlaşılıyordu. Mete süper yumuşak lastiklerin tutuş farkını hemen idrak etmişti.

“İşte şimdi iyi iş çıkarmalıyım.”

Turlar turları kovalarken Mete araca iyiden iyiye alışmıştı. Süper lisans testinde kullandığı Sauber C34’ten çok farklıydı, ancak motor [artık niyeyse adı güç ünitesi olmuştu] çok da farklı değildi. ARK01 yeni kurallara göre hazırlanmıştı ve çok fazla yere basma kuvveti üretebiliyordu.

* Biraz daha hızlan Mete, o araç tahmin ettiğinden daha iyi yol tutuyor.

Nick doğru söylüyordu, önceki gün VR ile onu izlerken aracın limitlerini açıkça görebilmişti. Ancak daha hızlı gitmek için kendine güvenemiyordu. Daha önce bu aracın beşte biri kadar bile yere basan bir şey sürmemişti ve aracın limitlerine ulaşamaması doğaldı. Tabi bir de ilk virajdaki saçmalık vardı. Bunu birilerine anlatsa ne olurdu diye düşündü. Hemen sonra “saçmalamayı bırakmalıyım” dedi. Sanki ciddiyetini takınırsa başına kötü bir şey gelecekmiş gibi hissediyordu. Araç içinde düşünce saçmalıkları onu rahatlatıyor gibiydi ama artık dikkatini toplaması gerekiyordu.

Kararını vermişti. Gözünü karartacak ve her viraja öncekinden daha hızlı girecekti, ta ki kayma hissedene kadar… Kayacak olursa da bir şekilde toplayabilmeyi umdu.

Xevi gözünü telemetri verilerinden ayırıp tur surelerine baktı:

1:22.931

1:22.447

1:21.642

1:21.127

– Mete biraz yavaş ol, performansımızı göstermek istemiyoruz.

* Bu önemli Mete, dün ben de kendimi zor tuttum. Harika gidiyorsun!

+ O kadar hızlı mıyım? Boş verin, söylemeseniz daha iyi, inanın bana!

Bu sırada 3. viraja girmek üzereydi. Burada normalde telsiz konuşması olmazdı. Çünkü ARK01 bu virajı tam gaz dönebiliyordu ve artık boynu ağrımaya başlamıştı. Mete fiziksel dayanıklılığına çok güveniyordu, ancak şimdilik ARK01’e yenildiğini kabul etmek üzereydi. ilk viraja test hızında girmiş ikinci viraj çıkısında telsizi duyunca yavaşlamıştı ve böyle devam ediyordu.

5. virajı dönerken bir an için de olsa her şeyi başardığını düşündü. Artık rahatlamıştı, daha hızlı olması istenmiyordu ve gitgide aracın tepkilerine alışması bekleniyordu. 7. ve 8. virajları döndü ve 9. viraja gelirken gözü kaçış alanının sonundaki tribünde ayağa kalkan yaklaşık 20 kişilik bir gruba takıldı. Aralarında uzun saçları salınanlar sayıca çoktu. Mete yaklaştıkça bu taraftarlar kollarını açıyor ve büyük bir enerjiyle yerlerinden sıçrıyorlardı. Birkaç flaş ışığının çaktığını gördü ve…

“Hayıııırrrr…Olamaz, tekrar olamaz!’”

Mete fazla rahatlamıştı ve dikkati de dağılınca dokuzuncu virajda dışarı fena taşmıştı.

– Mete dikkatli ol, araçta bir şey var mı?

+ Özür dilerim, iyi görünüyor.

* Konsantrasyon Mete, konsantrasyon. 1.5 saatlik satranç oyunu.

+ Anladım Nick, tekrar özür dilerim.

* Sürmeye devam et, spin atmak aracın, dışarı taşmak pistin sınırlarını kaçırmaktır. Aracı zorlarken bu doğal, ancak pist hep aynı. Orada hata.

+ Anladım.

Mete bunun bir aşağılama mı yoksa eğitiminin bir parçası mı olduğunu anlayamamıştı. Belki de aşağılanmak eğitiminin bir parçasıydı. Nick’in onu aşağıladığını düşünmüyordu ama bunu kesinlikle hak etmişti. Çok az kişinin yaşayabildiği bir rüyayı yaşıyordu ve aklından geçenler 10 üzerinden en çok 4.8 alırdı. Ayrıca bu rüyayı yaşama şansını elde ettikten sonra hayatı kökten değişmiş bir dengi vardı. Tabi bu değişim her zaman olumlu yönde olmayabiliyordu. Jimmy’i görmeye gitmeliydi. Canı sıkıldı, kaskının içine yerleştirdiği ebleh gülümsemeyi yok etti.

– Öğle yemeği, herkes içeriye!

+ Geliyorum.

Mete inanılmaz rahatlamıştı. Boynu sabahtan bu yana attığı 68 turun ardından iyiden iyiye ağrımaya başlamıştı. Yemek arasındaki masajın kendisini rahatlatmasını umdu.

Öğleden sonra tam garaja dönecekken yanına gelen yardımcısı biraz daha dinlenebileceğini söyledi.

– Motor değişimi yapılacak. 1 saat kadar sürecektir, ben sana haber vereceğim.

Boynundaki ağrı azalmıştı, ancak tam olarak rahatlayamamıştı. Motorda sorun olduğuna üzülmesi mi sevinmesi mi gerektiğini bilemiyordu. Neyse ki yeni motor.. ahh pardon güç ünitesi araca yerleştirilirken biraz daha dinlenebilecekti.

Yerel saatle 14:30 olmuştu, ancak gelen giden yoktu. Motorhome’daki klostrofobik odasında dinlenmeye devam ediyordu. Motoru değiştirmesi uzun sürmüştü anlaşılan, kalkıp garaja gitmeyi düşündü, bu çalışma esnasında ekibini izlemek istiyordu. Tam yatağından doğrulduğunda kapı açıldı, ve yardımcısı içeri girdi.

– Aracın 15 dakika kadar sonra hazır olacak. Hazırlanmaya başla.

+ Motorda sorun mu çıktı? Neden bu kadar uzun sürdü?

– Çocuklar testlerin başından bu yana hiç motor değiştirmedi. Şanslıyız, Cosworth motoru oldukça dayanıklı çıktı. Şimdi de sorun yok, ilk yarışa çıkacak güncel ünite araca yerleştiriliyor.

+ Anladım, teşekkürler. Geliyorum.

– Bekliyorum tatlım!

Mete çok mutlu olmuştu. Yan garajlarda McLaren ve Renault’nun motor sorunları ile yolda kalıp durduklarını öğrenmişti. Cosworth motorunun sorun çıkardığından korktuğu sırada değişimin yeni motor için yapıldığını öğrenmişti.

“Bu harika!”

– Tekrar hoş geldin Mete, farklı lastiklerle denemeler yapacaksın.

+ Yumuşaklarla başlıyoruz sanırım, modu ayarladım.

– Evet. İlk başladığın gibi, giderek hızlanacaksın ve dur dediğim zaman duracaksın. Aracı riske atma.

+ Anlaşıldı.

Garajdan çıkarken bu kez de aynı şekilde gaz verdiğinde arka taraf bu kez daha sakin kaymıştı. Yumuşak lastiklerin farkı da bu olmalıydı.

Orta sert hamurlarla üçüncü virajda pamuk ipliğinde olan ARK01 bu kez rayda gider gibi gidiyordu. Araçta yine bir şeyler değişmiş gibiydi, demek ki Arkalion mühendisleri arkasından ayar denemeleri yapıyordu.

* Şanslısın Mete, benim ayarlarım sana da uyuyor gibi görünüyor. Yenisinden memnun musun?

+ Kesinlikle, ön kısım sakinleşmiş görünüyor.

* Doğru tespit, ön kısımda değişiklik yapıldı.

Xevi Pujolar hastaneye Jimmy’nin yanına dönen Dave Ryan’ın işlerini tekrar devralmak zorunda kalmıştı. Mete’yi ise Nick’in tecrübesine emanet etmişti. Olağanüstü şartlar vardı ve Nick pit ekibinin hareketlerini de planlamak zorunda kalmıştı.

* Mete içeri gel, pembeleri giyeceksin

+ Hahahaha! Çok isterim, bilirsin!

1:20.222

1:20.010

1:19.998

1:19.628

* Mete yavaş! Polü alacaksın!

+ Tamam, sakinim.

* Şimdi bu lastiklerle öyle bir tempo tuttur ki, gidebildiğin kadar uzun git.

+ Anlaşıldı. Sıkıcı.

Mete yarışın herhangi bir noktasında tam gaz gitmemeye hiçbir zaman anlam verememişti. LMP’ler bile dayanıklı olmaları gerekirken başından sonuna kadar zorluyorlardı.

* Mete içeri gel, SS’ler bekliyor.

+ Anlaşıldı.

x Dur! derhal güvenli bir yerde dur ve motoru kapat! derhal dur ve motoru kapat!

+ An. an.. anlaşıldı.

x Sakın araçtan yavaş ineyim deme, bir ayağın yerde, diğeri araçta olmasın, havaya zıpla ve araca dokunmadan yere düş! Derhal!

Telsizdeki ses ARK01’in şef tasarımcısı Mike Gascoyne’a aitti.


Jarl: Earl (kadınsa kontes), konta denk bir İngiliz asalet unvanı. Eski Norveççede Jarl unvanı ile ilişkilidir. Kökenine bakıldığında “cesur adam” veya “savaşçı” anlamlarına gelir. Earl unvanı, “kabile şefi” anlamında bir İskandinav ve Anglo Sakson unvanı olarak ortaya çıktı.

SONRAKİ BÖLÜM: Patinaj #B11: Elektrik

1 YORUM

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]