Herşey şunu izlememle başladı. Bir anda kafama atmosfer basıncıyla hücum edip egzantriğimi yamulttu. Yazmam gerek.

Bir örnek daha: Bu da hafızada yer etmiş bir deneydir…

Bir abim “Bunlar laptop’ta mı kullanmamış hiç?” yorumunu yaptı. 🙂

Form olarak pek ilgisi olmadığını belirttim. Bu biraz belki hiç görmemiş birine 2017 F1 aracı yanında 85 F1 aracını anlatmak, çalıştırma demek gibi. Kabindeki kol ve bazı switch’lerin neye yaradığını anlamakta güçlük çekebilirler.

Ve teknoloji çağında ara form olduğunu belirterek ona şunu sordum; 1870-1910 model bir buharlıyı hızlıca çalıştırabilir misin? 🙂

Peki niçin bu kadar geriden bir örnek aldık. Konumuz ilgisinde gelişimin ilerleme hızından dolayı. Ay’a gidiş ve TV pek kolay anlaşılabilir değildi.

Bizler genellikle kendi zamanımız üzerinden bir gelecek algısı, uygulama düşüncesi ortaya koyuyoruz. Fakat büyük değişimleri yaşamamış olanlar için düzey değerlendirmeleri pek anlaşılabilir olmayabilir.

* 80-90’larda bilgisayarlar ile tanışmış olanlarımız halen hayatta ve onları rahatlıkla programcılar olarak kabul edebiliriz. Bugün birçoğu farklı işlerle meşgul. Yine de o bilgisayarların başına geçmek isteyeni pek az!

Bugün böyle bir katılımcı, kullanıcı düzey değerlendirmesi söz konusu değil.

* 60-70’lerde otomobil sahiplerinin belki de çoğunluğu otomobillerini tamir edebilecek, sorunlarını kolay anlayabilecek durumdaydı. Fakat meraklıları dışında yinede o araçlarla gündelik yaşamlarında uğraşmak isterler mi?

2000’lerde doğanların çoğunluğu babalarını otomobilleriyle uğraşırken, tamir etmeye çalışırken göremedi. Yada mahallelerinde mevcut olan tamir atölyelerinde yaz hayat stajlarını tamamlayabilenleri pek olmadı.

Video’yu izlediğimde aklıma gelen, (elbette formun nasıl olacağını henüz bilmiyoruz) “Yarının bilgisayar kullanıcıları, bugün çok basit görülen düzeltme ve yönetme işlemlerini dahi yapamayacak mı acaba?” sorusuydu.

Kısaca bu örnekler üzerinden teknolojik uygulama ve sosyal düzeyin sahiplik ve yaygınlık oranını da düşünmenizi istiyorum.

Bu girişi yaptıktan sonra benim birçok ortamda ortaya attığım bir yargıyı tekrar değerlendirmek istiyor ve fikirlerinizi merak ediyorum.

Sadede gelelim.

Acaba 2050’de, hiç yoksa 70’lerde, bugün devasa izleyici ve paranın döndüğü Formula 1 varlık boyutunu sürdüremeyerek yok olabilir mi? Veya sadece küçük bir ilgili topluluğun takip, merak alanına evrilebilir mi. Bu tabi Formula 1 başlığında birçok motorsporları, kulvarı itibariyle akla geliyor.

Bunun mevcutta kan kaybı yaşanan uygulama ve yönetimsel hata olarak gördüğümüz kopuşun tamamen dışında bir değerlendirme ve sorgu olduğunu belirtmek isterim. Tabi yinede ne kadar soyutlanabilirsiniz ki.

10’ar yıllık periyotlarla konuşma alışkanlığından 2000’lerde doğanlar bu seri ile daha kolay bir şekilde tanıştı ve sıkı takipçiler olduğu görülüyor. Ancak bu fikirlerde onların kabulleri, tercihleri üzerinden ortaya çıktı.

Konu sadece veri paylaşımı olmayabilir. Bugünün gençleri 10-20 yıl önceki gençlerin bu makineleri anlama, değerlendirebilme durumundan daha gerideymiş gibi düşünüyoruz.
Tabi diğer taraftan bu makineleri anlamak, sindirebilmek önceki nesiller dahil olmak üzere herkes için güçleşti.

Geçmişin otomobillerini, yarış makinelerinin temel dinamiklerini, yönetilebilirliğini anlamamız daha kolaydı bugün uygulamaların değişimi ile bu mümkün olmayacak hale dönüşüyor.

Peki ya gelecek? Güçlüğü ne kadar daha devam ettirebilirsiniz?

Diğer spor türleri içinde benzer şikayetler mevcut. Kurallar artık daha girift, müsabakalar artık çok daha karmaşık dinamiklerle yönetiliyor. Fakat yine de onlar mekanik değil.

Burada F1 izleyiciliğinin çoğunluk ilgi alanının pilotlar yani insan olduğunu hatırda tutalım.

Belki de Windows’un (Mesela 3.1 den Windows 10’a) değişiminden daha büyük bir değişimdir. Hybrid denilen bir evrim söz konusu.

Bugün işinizi görebilecek olsa dahi Windows XP’li bir kocaman bilgisayara hevesle vakit ayırmak ister miydiniz? İşte bu da başka bir soru. Çağınızın sosyal dinamiklerine uygun olmayan, akıcılığı sorunlu bir yayın için vakit ayırır mıydınız?

Bugüne sorunsuz bir şekilde gelen 2 saatlik yayının, sıkı takipçileri dışında pek de mantıklı bulunmamaya başlandığını okuyoruz.

Peki bunu ne kadar dönüştürebilir, küçültebilir veya cazip hale sokabilirsiniz.

Mesela 2050’nin hafta sonu koşusunda bir kulak tıkacına sığdırılmış müzik playerı varken 2000’lerin ‘ilkel’ iPod’unu taşımak ister miydiniz.

Her ne kadar otomobillerin karmaşıklaşma problemlerinden bahsetsek de, bizim gibi kaskafalı sevdalılarının (!) dışında varlık ve hedef prensiplerinin artık çok değiştiğini görebiliyoruz.

Vasıtaların korunumu söz konusu olacaktır. Zira vasıtalar şartlara göre kolay evrimleşebilir.

Peki ya Formula 1?

Yeni nesillerin günlerinde onlara ulaşabilir mi?

Ben motorsporları sanayisinin robotikleşme ve sosyal oyun/eğlence alanı dışında yok olacağını düşünenlerdenim.

20 Yorum

  1. Bu arada ek olarak aşağıda ki video’u izleyin mutlaka arkadaşlar. Belki çok iyi bir anlatım dili değil ancak konumuz ile yakından ilgili.

    Hızlanıyoruz, hızlandığımız algısıyla kaybediyoruz. Kısa, fani denilen hayatta hemen herşeyimizi kaybediyoruz pişmanlık ise ardından geliyor bazen çok geç geliyor. Özellikle birçok popüler, dünyanın çok yerinde hemen tanınan insanların ölüm döşeklerinde ki hüzün, itiraflarıyla.. belki de en ortak temel itirafları; keşke sevdiklerime daha fazla vakit ayırsaydım… Elbette ki bu click’lerden teşkil sanal dünya olmaması lazım.
    Neyse bu değildi konu.

    Doyamadan çoğunluk izleyici kitlesiyle Formula 1’i, makineleri çok hızlı tüketiyoruz. Birilerinin yaptıkları yada oluşan beklentiler üzere girdikleri senaryo, sahneler üzere sindiremeden atlıyoruz binlerce şeyi.
    Ve bu sonsuz bir hız değil, olamamalı. Mevcut bilim bize diyor ki limitin şu hızdır (ışık) ötesine çıkamazsın eh bu da görecelik ile bir limitin olduğunu ortaya koyar. Belki bir nevi varlığının sahneden silindiği başka bir enerji boyutuna geçtiğin andır. Bu her kişi için en geç miktarıyla ölümü olmalı. 🙂
    Yani teolojik kabullerin dediği her kişinin ölümü kıyametidir.. son pişmanlığıdır. Hayatın kaybolduğu, tadın kaçtığı An.
    Bazı insanlar F1’in 400 km/h’leri geçip geçemeyeceğini, bazıları ise özel şartlar olmadan 600 km/h’leri geçip geçilemeyeceğini sıklıkla merak ediyor. Ancak bu beklentinin karşılığını ciddi olarak yapan pek az insan var.

    70-79 arasını, 80-89, 91-99 arasını bir düşünelim süreğenliliğini, akışını hatırlamaya çalışalım bir de 2000’lere bakalım. Daha 17. yılında kaç değişiklik yaptık… Ve tatmin olamıyoruz.
    Çok zaman sınırlandığımızı, sınırlandırıldığını sanıyoruz ancak bunlar asıl önceki o örnek devirlerde olduğu görülüyor. Biz durağanlığa dönüşmeden dokunup duruyoruz.

    Kısaca bu değişim alışkanlığı nereye kadar devam eder meçhul malum dedik ki herşeyin bir sınırı var ve o sınır sakın parçalanma evresi olmasın…

    https://www.youtube.com/watch?v=AXwCU6cPqfU

  2. ”Yarının bilgisayar kullanıcıları, bugün çok basit görülen düzeltme ve yönetme işlemlerini dahi yapamayacak mı acaba?” sorusuydu.”

    Bugün F1 veya Ralliler de, hatta bir çok serilerde, giriş çıkış açıları ve frene ne kadar basıp basmama vb muhabbetlerini, acaba ne kadar mühendis oturupta defterde trigonometri hesabı ve integral-alan hesapları yaparak pilota geri bildirimde bulunabilir ? merak ediyorum.

    • Peki bunun önemi nedir? hedeflenen ne?

      Sanki biraz da düzey farklılığı mevcut. Son kullanıcı seviyesi yani tabandan mı bahsediyoruz yoksa ehli eğitim, meslek erbablarından mı yani pilotlar. ?

      Cevap yönünden ise dediğin şartların hesabı o tip 4-5 koşulla pek mümkün değil. Yüzeyde ki herhangi bir eğim, atm bar farkı, araçta ki ısı dahi önemli o yüzden onları derleyen toplayan, sonuç üreten şeylere simülasyon deniyor.

      Şöyle bir ek cevap daha verebilirim. Seyis ile jokey arasında ekseri tecrübe, uzmanlık yönünden farklar mevcut.
      Mühendis kişi o herşeyi kağıda, uygulamaya döküp bir makinenin iyi istatistiklerle dönmesini sağlayabilir buna programlama ile Roborace diyebiliriz. Fakat insanın karşısına koyduğunuzda yine de dezavantajları olur. Form, formül sabit olduğunda mesela gezegenlere binbir hesapla, gerektiğinde şaşmaları da düzelterek araç gönderme gibi… bu çok stabil çalışır ancak…
      İnsanın tam hakim olamadığı beyinsel aktiviteleri sonucu duyu görüleri var bilgisayarın olasılık hesabında dahil gördüğü ancak başvurmadığı tepkiye insan o tur da başvurabilir bunu da kod haline dönüştürülemeyen hisleri ile yapar. Yani mesela fren pedalını aracın, pedalın geri titreşimi ile ölçekler daha limitte bir ivme kaybı oluşturur ve o düzlüğün sonunda geçebilir. Mesela yazılım ısı vs kontrol ederek bazı durumları elimine eder ancak insan onlara başvurur ve sonra ki etaplarda dinlenme süresini arttırabilir.
      Çünkü zaten araçlar ardı ardına gitmek zorunda kalan ve ortam şartlarını değiştiren (hava aerodinamiği, toz seviyesi, toprak çakıl ezilmesi vs) makinelerdir. Önde, arkada durmak yan yana durmak gibi değil malum.

      İşte o yüzden her zaman pilotlara ihtiyacı var ehl-i deneyin, mühendisin. O software platformu oturtuncaya kadar da, akabinde hataları keşfetmek için de ihtiyacı var.
      Çünkü o mühendisler formülü bilir ancak aracı limitlerinde sürmeyi bilmez. Bu daha çok köprü betonunu formüle etmek ile dökmek arasında ki fark gibi. O mühendis uygulamaya geçince o işi eliyle yapamaz, başka usta denilen insanlara ihtiyaç duyar.

      Alıntılanan konu ise bence bunlardan çok farklı. Biraz fazla uzun oldu ama. 🙂
      Bunu ufak ufak gördüğümden böyle yukarda ki gibi videolarla çeşitlendiği, deneylendiğinden dolayı da temellendiriyordum. XP döneminin insanları sık bluescreen ile karşılaştığından basit çözümleri duya, yapa öğrenmişlerdi bunlar ortadan kalkmaya başladı sayılır bu müdahaleleri o gün kullanıcı olmayan kişiler bilmiyorlar.
      Hani demiştim biz meslek içerisinde programcılığın kenarından dokunabildik. Şuan da olmayan düzeyle bir çoğumuz assembler gibi en temel mimariye en azından sosyal diyaloğu ile ulaşabildi.
      Bunun kullandığın şeyleri algılamada, mouse’la tıkladığın şeylerin arka planını oto kontrol ile düşünmede büyük getirileri var. Bir şanzımanı, bir group n rally’i, mekanik AWD’i görmüş insanın farkı gibi…

      Bizden öncekiler ise programcılık nesli… hiç yoksa dergilerde ellerine ulaşan basic kodları merakla uyguladılar işte o neslin ilerileri Linux’u, Google, Facebook yazan, kuran adamlar…
      (fakat o günlerde 14 yaşında pek birşeye ulaşmak mümkün değilken bugün özel bir çaba harcayan çocuk kişisi mobile oyun yazıyor da olabiliyor)
      Fakat çocuk bunu yaparken hata ile döngüye soktuğunda bilgisayar mavi ekran vermiyor, çökmüyor.
      ESP onu kurtarıyor, yapmayı bilmediği limit braking de ABS kıçının burnuna girmesini engelliyor…
      Bunların kısıtlı olan zamanı dağıtma konusunda da farklılıkları var.

      • İşte hepsi bilgisayar vb şeylerden yararlandıkları için onlara atıfta bulundum. Valla matematik ”ci” diye adlandırdığımız (ki bilirsiniz ci kavramını) bizzzat kendisi bunların hepsinin hesabını matematiksel olarak yapılabileceğini bizzat bana söylemiştir. Keza kendi dalımdada yaptığımız çoğu şeyin matematiksel bir ifadesi ve çözümü çıkıyor ortama. Hani racede de söylenen şeylerin hesabı bilakis yapılabilir. En azından düşününce saçma gelmiyor ona bakarsan adam kalkıp sana bir nesnenin matematik hesabını çıkarsa hadi lan ordan dersin 🙂 🙂

        • Demem niye diyim. Matematik yani sebepler dairesi yani evren norm, kanunlarına dayan, yani herşey matematik ile anlatılabilir tabi ki. Onu diye kişi haklı, varlığı tamamen matematiğin varlığına dayanan ürünlerin, herşeyi elbette ki matematik ile hesaplanabilir. Ancak o işte öyle 5 matematikçiyle, 1000 kağıt üstüne yapılamaz. Biraz o meal de yaklaştık. Simülasyon dediğin şeyin kendisi matematiğin master degree’si, Dart Vader’ı değil midir zaten, Öyledir..
          Matematikçilerden başka kimsenin konuşmaya hakkı olmamalı aslında. 🙂
          Zira neyi tutarsan tut matematiktir aslında malum. İster jinekoloji, ister adamın fişini çekme, ister kimya, ister fizik, ister metafizik, ister optik.. ne aklına gelirse… Dinler dahi matematik üzere kurulu. 🙂 1/3, 10x, 7, 300″, 1, 40… Felsebe bile matematiğin olduğu yerde biz yokuz der, orada mantık, logic dersi başlar. 🙂
          Lakin fazla matematikte adamı bozar bir papatyayı 20 yaprağına göre vermezsin, verirsin biter.

  3. Hatırlayın, küçükken bizler büyüklerimizin kimi huylarına anlam veremezdik. Onlar da bize “kuşak farkı” diyerek açıklamaya çalışırlardı. Şimdilerdeyse bizler bizden sonrakilerin eski kuşakları haline geliyoruz. 20 yaşındaki yeğenim, arkadaşlarımın 15 civarı yaşlardaki çocukları ile zevklerimiz bir değil elbette. Aynı olaya yaklaşım açılarımız ve değerlendirme şeklimiz, ilgi düzeyimiz de aynı değil.
    2000 sonrası gençlik üretici için bir korku filmi gibiler. Zekice planlanmış olsa da üretilen nesneyi ya da fikri hızlıca tüketiyorlar. Emek ve zaman harcanarak üretilen onca varlığın böylesine hızlı tüketilmesi, üretici olanı her ne üretecekse bunu üzerinde çok düşünmemeye çok da zaman harcamamaya itti.
    Tabi çok da özenilmemiş ve ucuza mâledilen bu ürünleri kullanacak bir gelecek yaratmak da gerekti; özensizce yapılan işleri anlaşılamaz bulup, sadece süslü yüzeyiyle ilgilenecek bir nesil! Ne ilginçtir ki büyüklerimiz de bizim kuşak için benzer düşüncelere sahip olabilirler.
    Düşünsenize, bizler “Tamagotchi” diye bir olay atlattık. Şu anahtarlık formunda herkesin elinde gezdirdiği ve özel ilgi isteyen dijital hayvancıklar. Televole, neslimizi ne hale getirdi! Şimdilerde senaryolu evlendirme programları, kayın bilmem nesi ile ya da kuzeni ile olan ilişkiler, manipulasyondan başka bir işe yaramayan TV dizileri, yayınları…
    Bunları yemeyen genlik ise kafasını sosyal medyaya gömüyor. Yazarak yada fotoğrafla uzaktan ilişki kurmanın, takipçi ve beğeni sayılarının önemli olduğu zamanlardayız. Sevgili medya sektörümüz de bunun farkına vardı ki en geniş video platformu youtube’da bildik medya patronlarının iştiraki olan kanallar mantar gibi çoğaldı ve kafasını buraya gömmüş olan gençliği de bu şekilde eline alıyor.
    Yani yeni gençliğimizin istediği şey nedir… eğlence. Eğlence ve ilgi çekmek!

    Artık Formula 1’in yeni sahipleri de bu kulvarda oynayacaklardır. Örneğin VR teknolojisi. Arkalion takımı şimdiden bunu kullanıyor… ve bence yakın gelecekte ekran başındaki izleyiciler de kullanabilecek. Belki pilotun kaskı üzerine yada vizör yüzeyine yerleştirilecek bir görsel işleyici, kafasına VR geçirmiş herhangi bir izleyiciyi F1 aracının kokpitine oturtmuş olacak ve tüm yarışı bu şekilde izlemesine imkan tanıyacak (hımmm bu fikri Patinaj’da kullansak mı?).
    Ancak böylesi güzel ambalajlar izleyiciyi daha ne kadar ilgili tutabilir? Burada M1CHAEL’e katılmamak elde değil.

    Belki de 2050’lerden sonra Formula 1, Star Wars Episode I – The Phantom Menace’daki gibi pod yarışlarına döner!

    https://www.youtube.com/watch?v=Hn2OEZ0HFjE

    ya da Death Race filmindeki gibi yapılır (Orjinali 1975 yapımı Death Race 2000’dir).

    https://www.youtube.com/watch?v=C8bxcJZrus0&t=4s

    Hadi bu kadar uçmayalım, bunlar olmasın da denemeleri yapılan Robo Race olsun.Tüm bunlarla izleyici bir süre daha oyalanır … Sonuç olarak iş bir gün teknik olmaktan çıkacaktır. Ancak izleyici denen gûruhu oyalamanın yolu her zaman bulunur.

  4. Eline sağlık, işte böyle olunca insanlar işin daha çok magazin kısmıyla ilgilenmeye başlıyorlar. Motorları takan yok, takımın verdiği emekleri, yaptıklarını takan yok. Kazanınca pilotu öven, kaybedince takıma söven insanlar ortaya çıktı.

    Liberty aslında tam da bunu yapmayı düşünüyordu; NASCAR’da araçların yarış öncesi incelemeleri tüm takımlara açık yapılıyormuş, bunu kamera çekimleri ile destekleyerek basitliğin yolları yakalanabilir.
    F1’deki paketleme bunu zorlaştırsa da, illa ki bir şeyler görülür. Elbette ondan önce biraz daha basitleştirme gerekecek, onu da 2021’de yapmayı düşünüyorlar, nasıl halledeceklerse…

    Videoda “95 derken 1895 mi” diyen kıza da ayrıca tebrikler 😀 Şimdiki kullanıcılar kesinlikle PC okur yazarı değiller. Hepsi istisnasız tarayıcı kullanıcısı, zaten furya da web application’a doğru gidiyor. Adam o kadar okul okumuş, dersler vs görmüş, bilgisayarına Skype’ı kuramıyor. İndililenler klasöründen haberi yok, neyin niye indiğini bilmiyor. Ona vereceksin web sitesini, ona da Google’a yazarak ulaşacak. Tarayıcının ana sayfası Google değilse yine kalıyor 😀

    • Eyw. yorumun için.
      İnsanlıkta neseb, nesille değil sadece düzeylemede genel bir şikayet söz konusu. Prof. lar bunu zirve ölçeği ile artık diploma harici Prof.’ların, hatta bilim adamı kültüründe insanın yetişmediği ile ifade ediyor.
      Bunların sadece eski nesil değerlendirmesi olabileceğini görünmüyorum. Aristo’nun, 30’dakilerin laflarını da unutmuyor değiliz tabi. 🙂 Ancak onların söylediği şeyler de biraz farklı.. [daha çok sosyal yönden değerlendirmişler.]
      Yani gelecek hep iyi olacak gözüyle bakılıyor nasıl iyi olacağı bende koca bir meçhul haline geliyor. Gezegeni dünya yapan, ikame-mimari eden organizma insan, organizmalar içerisinde ayrımını küçülttükçe içinde ki bir miktarı iyileşse bile nasıl olacak kestirmek güç.

      Komik belki mesela daha az hasta olmak, geç ölmek mi marifet. Bunu bilmeden yapan hatta binlerce yıl bireylerine taşımış binlerce 2 ayağı üzerinde dik yürüyemeyen hayvan var. Daha fazla sosyalleşmek, binlerce bireyle takipleşmek, kaynaşmak mı mesele. Her yıl millerce öteye göç eden, mekan-alan tanımayan, binlerce bireyden oluşan toplulukta dokunanları da var. 🙂

      Neyse şu önümüzde ki yakın dönem karmaşıklığı, oldukça kısır fikirleriyle dahi bize net fikirler şimdiden vermiyor. En’leri belki bir miktar keşfediyoruz. Lakin birşeyleri bu görece dar zaman alanında değiştirerek kısa zamanda oturtamazlarsa 2030’ları ön görmek çok da güç hale dönmüyor. İşte pek de uzakta olmayan 50’ler o yüzden büyük sorular doğuruyor bence. Onu tartalım istedik beraberce.

      Bu son paragrafın bana birşeyi hatırlatıyor. Mevcut ile 90’larda ki otomobil kullanıcılarının farkını…
      Bugün ESP, ABS olmadan araç kullanamayacaklar, otomotik şanz. olmadan 500 bin km gidemeyecekler oluştu hatta bunlar çok lüzumsuz olduğuna kökten inanan nesiller. İdareler bu yönde bunları değerlendirmekle birlikte işin yetkinlik ve global ürün düzey farkından dolayı da bu isteği gerçekleştirmede çok kararsız…
      Yoksa tabi ki gelişim dengesini buluyor. Bugün yılda 2-3 set lastik kullanımı gereğini oluştu, mecbur tutmaya çalışıyorlar insanlar. Fakat işte herşey aynı ilerleme çizgisine sahip değil galiba kullanıcıları bir araya geldiğinde kendisinin nasıl kurtardığını anlatacağına, ESP’nin kendisini nasıl kurtardığını heyecanla anlatıyor…
      🙂

      İşte o yüzden güneş patlarsa mevcudun hayatta kalma işi oldukça zor. 2050’lere kadar patlar mı onu da bilmiyoruz. 🙂 ya patlamaz ama inandıramazlarsa işte bazı sanayiler meslek kollarının kaybı, evrimleşmesi gibi ortadan kalkabilir diye düşünüyoruz.

      Velhasıl gençler bir ders ile size tavsiyem 🙂 etrafınızda ki 7 eminleri, hurdalıkları, anadolları, tofaşları iyi analiz edin.:) Hiç düşünmediğiniz, istemeyeceğiniz birşeyler olursa bu merkezinde koca boğaz olan şehirden kaçamamamakla birlikte, herkesten farklı bir planınız olmazsa sevdiklerinizle birlikte bu kabristanda yaşam şansınız kalmaz. Hayatta pek lazım gibi gelmesede bazen olur ve vurur ki Instragramın ayar özelliklerinden kazma, kürek sapı tutabilmek daha önemli hale gelir. 🙂
      Bunlar sadece bu ülke değil tüm dünya için geçerli.

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]