Geride bıraktığımız Kanada GP efsane pilot Gilles Villeneuve’ün hatıralarını tekrar canlandırdı. F1’in mevcut kadrosu oldukça iyi yeteneklerle dolu, ancak bunlardan sadece birisi Villeneuve’ün kalitesine sahip.

Nigel Roebuck Villeneuve’ün varisini araştırdı.

Benim neslimdeki herkes için, Montreal padoku bir noktada Gilles Villeneuve’ü düşünmenizi sağlar. Trajik şekilde biten kariyerinde, Gilles bu pistte sadece dört kez yarıştı ve birinci, ikinci, üçüncü ve beşinci oldu.

1980 yılıydı, Ferrari’nin korkun. 312T5’inin sezonuydu. Önceki sezonun T4’ü başarılıydı, Jody Scheckter ve Villeneuve sezonu birinci ve ikinci tamamlamışlardı, ancak T5 nispeten az gelişmişti.

Lotus 79 ile birlikte ortaya çıkan verimli ‘yer etkisi’ tasarımına sahip şasi artık rekabet için temel gereklilikti ve Ferrari’nin 12 silindirli ‘düz’ boksör motoru böyle bir şeyin yapılmasına engel oluyordu. Kanada GP’ye geldiklerinde, Gilles puanlamada 15. iken, Jody 19. sıradaydı.

O yıl Montreal çok çok soğuktu ve herkes lastik sıcaklıklarını istenen seviyeye getirmekle boğuşuyordu. Ferrari pilotları ise yere basma eksikliğini herkesten fazla hissediyorlardı. Villeneuve’ün akrobatik stili hiç bu kadar belirgin olmamıştı, Michelin lastiklerini ısıtmaya çalışıyordu, ancak en iyi turu ancak 22. sırayı almasına yetmişti. Scheckter ise 0.8 saniye daha yavaştı.

Yarış günü geldiğinde Gilles başından sonuna, yapabildiği kadar savaştı, damalı bayrak sallandığında ise beşinciydi. Bazıları tarafından fark edilmemiş olsa da, 1980 Montreal yarışı Villeneuve’ün en iyi sürüşlerinden birisiydi.

Beşincilik şampiyonada iki puan demekti, ancak Gilles’in üzerinde düşündüğü şey asla puanlar değildi: Neredeyse iki saat boyunca limitlerinde, aracının limitlerinin oldukça üzerinde sürmüş ve 14. sıra, 10., 7. her neyse, her bir sıra için savaşmış ve bunu zafer için yapar gibi yapmıştı.

Onun fark yarattığı şey bu kalitesiydi ve onu bu kadar beğenmemin sebeplerinden birisi de bu, ancak o bunu önemsiz görüyordu: “Eğer bunu yapmazsan, kendini nasıl bir yarış pilotu olarak tanımlayabilirsin?”

Mauro Forghieri’nin ünlü gözlemini hatırlıyorum: “Gilles’in kazanmak için bir arzusu vardı.”

O, bu yaptıklarıyla bana sadece Fernando Alonso’yu hatırlatıyor. O da Villeneuve gibi araçlarını başka hiç kimsenin tahmin etmediği pozisyonlara getiriyor.

McLaren’ın eski patronu Martin Whitmarsh şunları söylemişti:

“Aracın hak ettiği sonuçları almayan sürücüleriniz olur, bu sonuçları alan sürücüleriniz olur ve aracın hak ettiğinden çok daha iyi sonuçları alan bazı sürücüleriniz olur. Fernando yıllardır bunu yapıyor ve bu her şeyden öte, yılın sonunda takıma ödenen paralarda büyük bir fark yaratıyor.”

“İdeal olarak, her zaman aç sürücüler istersiniz. Ayrton Senna öldüğü güne kadar öyleydi, onu hiç tanımasam da, Villeneuve, hiç şüphesiz aynı şekildeydi. Bunu sonradan yaratamazsınız, varsa vardır, yoksa yoktur. Bana göre bu neslin en aç sürücüsü Alonso. Değerini üçe katlayabilirsiniz, ve yine hep aynıdır.”

“Gerçekte, bildiğim pek çok sürücü arasında, Fernando para için hareket edenlerden değildir, Monako’da yaşamıyor, bu onun için harika! O ucuz değil, olmasını da beklemiyorsunuz, ancak temel olarak bunu para için yapmıyor.”

“Fernando yarışmayı gerçekten seviyor, bazılarından çok daha fazla seviyor, ve kendisini görece basitlikle çevrelemeyi seviyor. McLaren’a geri döndüğünden bu yana Honda’nın motorlarıyla berbat zamanlar geçirdi, ancak çabasından asla ödün vermedi. İnanılmaz parlak, yetenekli, acımasız bir yarış pilotu, bence onun gibisi yok.”

Felipe Massa da aynı fikirde. Michael Schumacher, Kimi Raikkonen ve Alonso ile takım arkadaşlığı yaşamıştı ve bir defasında bana Fernando’nun Michael’dan daha iyi olduğunu söylemişti:

“Michael inanılmaz bir sürücü olsa da, onunla daha kolay zamanlar geçirmiştim, tek bir sebepten, Fernando ile daha fazla sorun yaşadım, çünkü onun hiç, ama hiç kötü olduğu bir günü olmadı.”

Indianapolis’te gördüğümde, Alonso daha önce uzun zamandır görmediğim kadar mutluydu. Son GP zaferinden bu yana, uzun süredir içinde bulunduğu vahşilikten sonra orada olmak istiyordu. Son yarışını 2013’te Barselona’da kazanmıştı ve o zamandan bu yana Lewis Hamilton 35 kez kazanırken, bir diğer Honda motoru ona Indy 500 zaferine mal oldu. Ancak ardından yine heyecanlıydı: “Tekrar bir yarışı lider götürmek çok iyi hissettirdi…”

Alonso Indy’de 24. olarak bitirmiş göründü, ancak yarıştan sonraki Pazartesi gecesi zafer şöleninde 305000 dolarlık bir çeke layık görüldü. Çok görünebilir, ancak McLaren-Honda’daki maaşı düşünüldüğünde üç günlük geliri…

Alonso’nun Indy için Monako’dan vazgeçmesi bunun para için olmadığını gösterdi. Indy’deki sürücü koçu Gil de Ferran Kanada’da bana şunu söyledi:

“Fernando 500 hakkında her zaman büyülenmiş gibiydi. Formula 1’de berbat zamanlar geçiriyordu, her hafta tüm gözler Hamilton ve Vettel üzerindeydi.”

“Kendini başka yerde, rekabetçi bir aracının olduğu ve aynı zamanda ne kadar yetenekli olduğunu herkese hatırlatabileceği bir yerde test etmek istemesinin şaşırtıcı olduğunu düşünmüyorum. Formula 1’de olduğu yer… Yazık…”

6 Yorum

  1. Ne Gilles’i o dönemin orta üst segment adamlarının alternatifi dahi var mı şüpheli. Bırak onları ben Gerhard Berger gibi 5 pilot geldiğini dahi görmedim onca yıldır. Çok seviyorlar bu boş işleri…. farklı dönemleri bir biriyle kıyaslamayı. Hiçbir işe yaramıyor bunlar ancak da boş adamları tatmin eder. Fernando’u çok anlayabildiler mi sanki, sürüşle ilgili 3 cümleden fazla birşey bilmeyenlere anlatabilecekler mi de Gilles’i anlatabileceğini sanıyor arkadaş.
    Bir de bu boş, lüzumsuz işi aynı geçen Aziz Sancar beyin demeye çalıştığı gibi basıncılar pilotların yüzüne karşı dahi yaptılar Ayrton’a yaptılar, Michael’a da yaptılar çoğu zaman da terbiyesizce.

    Resimde ki aracın lastikleri neredeyse janttan sıyrılacak…

    Öyle makine kaç kişi görebiliyor dünyadan….

    Şimdilerde o tip şeylerle histroy’lerle %80 full throttle ile yürütmek başka üretildiği günlerde sınırlarında yarışmak çok başka iş…
    Öyle birkaç turla da birşey ortaya koyulmaz.

    • Göz görmeyince gönül katlanıyor.
      Dediğin ilk iki cümle tamamen romantizm bence 🙂
      40 yıl öncenin pilotunu şimdiyle karşılaştırmak ne kadar doğru? Eskileri yüceltmek ya da mevcutu gömmek ne kadar doğru?
      Ben Satınalmacıyım. Bizim işin en temel prensibi “Elmayla elma” karşılaştırmasıdır. İşi derinlemesine analiz etmeden hangisinin maliyeti ya da avantajı önde bilemezsin. Yani aynı platforma indirgemedikten sonra karşılaştırma abesle iştigaldir.
      Bunu yüzyüze derinlemesine konuşmak şart 🙂

      • Her zaman dediğimiz birşeyi anlatmak, niteliğinden bahsetmek için birini itin .ötüne sokmak diğerini parlatmaya gerek yoktur. Kim için yoktur. İlber hocanın aggh cahiller demeyeceği kitle için yoktur. Yoksa dünyanın malca alışkanlığı olmuş bu.
        En kolay böyle anlatabileceklerini sanıyorlar eh öyle de olmuyor değil gerçi. Seviyeler yerlerde sürününce başlıklar İlber ortaylı mı Tarkan mı seviyesinde yürüyor…
        Bir niteliğin hakkını verebilmek için önce o işin ne idüklerinin, nasılının bilinmesi lazımdır yoksa çektiklerinin alayı boştur.
        Elma to elma güzel bir örneklik.
        Yakındır face to face lenir ama ben pek konuşamam.. görürsün hani. 🙂

  2. Yazıya başlarken benim de aklıma Alonso gelmişti.
    Eleştirecek çok şey var ama rekabetçi bir araçta olmaması f1 için büyük şanssızlık.
    Son duyumlardan sonra,
    2009’da Brawn, (bir rivayete göre) 2010’da Red Bull reddedildi. 2015’te Honda macerasına karar verildi. Kariyer planlaması ilkokul terk maşallah.

  3. Villeneuve’yi izleyip tanıyana hatta hakkında bilgiler edinene kadar nasıl bir pilot olduğunu anlayamazsınız. Bana sorarsanız Schumiden de Sennadan da iyidir. Ama bu adam sadece Villeneuve destekleyicisi. F1’dekiler çöpp.. Bugüne kadar Schuminin izlediğim hiç bir yarışından etkilenmedim. Ama bu adam bir başka. Altında da kırmızı olunca inanılmaz bir tad veriyor bana.. Alonso ne alaka ben anlamadım. Benim için Ferrarinin içine eden bir adam varsa başı Alonso çeker. Gidipte orda burda yeteneklerini abartarakta yazmam. 😛

    Bu konuşan adamların pilot karşılaştırması yapmasına bayılıyorum çok komik oluyor. Alonsoyu, ne Schumi ile heleki Villeneuve adını yan yana bile yazmam. 🙂

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]