Kari Hotakainen’in uzunca bir süre Raikkonen’in peşinde dünyayı dolaşarak yazdığı “The Unknown Kimi Räikkönen” [Bilinmeyen Kimi Räikkönen] kitabını bitirdim.

Bu yazıda kitapta öğrendiklerimi paylaşmaya çalışacağım.

Hotakainen ünlü Finlandiyalı bir yazar. Raikkonen’in izniyle bir süre yarışlara gidiyor, tüm rutinini takip ediyor, Kimi’nin evinde uzun zaman geçiriyor, arkadaşlarıyla konuşuyor, Ferrari’de ve padokta kendisini tanıyan herkesle konuşuyor ve Buz Adam hakkında bilgi topluyor.

Yani bu bir tür biyografi, otobiyografi değil. Tam olarak biyografi de diyemeyiz, zaten başında öyle sayılamayacağını da söylüyor. Çünkü her ne kadar belirli bir kronolojik sırayla gitse de, daha az sistematik ve karmaşık denebilecek bir yapıya sahip.

Ayrıca Raikkonen çok az konuşmuş, kitabın %80’i Hotakainen’in ağzından.

Kitap elime ulaşmadan önce yabancı kaynaklarda kısa incelemeler okumuştum ve kitabın büyük ölçüde hayal kırıklığı olduğu yazılıyordu.

Daha önce F1 ile ilgili bazı kitaplar okumuştum, çoğu otobiyografi türündeydi: Mark Webber, Jenson Button, Nigel Mansell, Adrian Newey, Marc Priestley.

Bunun da öyle olmasını umuyordum, çünkü bir insanın hayatını ve olaylara bakış açısını ancak kendi ağzından, kendi kelimeleriyle dinleyebilirdiniz.

Raikkonen kitabının böyle olmamasını, başka bir yazar tarafından aktarılıyor olmasını Raikkonen’in biricik kişiliğine verdim, normal olduğunu düşündüm. Okumaya başlarken yapılmış kötü eleştirilerin etkisinde de kalmış olmam olası.

Nasıl bir insansın sorusuna: “Bence bunu başkasına sormalısın. Söylemesi zor. Nasıl birisi olduğumla ilgilenmiyorum. Herkes zaman zaman adileşir. Böyle biri değilsen bir şey sorunludur. İnsanlarla aynı fikirde olmadığın zaman da sana çabucak adi deyiverirler. Kendi fikirleriniz olmadığı zaman ise sadece bir paspassınızdır.”

Açıkçası kitabı okurken büyük hayal kırıklığına uğradım, Kimi’nin bilmediğimiz birkaç özelliğinden başka hiçbir şey anlatılmıyor. Yarışlarda olanlar, takımları, takım arkadaşları, takım patronları veya diğer pilotlarla olan ilişkileri, veya yaşadıkları ile ilgili hemen hemen hiçbir şey bulunmuyor. 2007 sezonu bile sadece son yarışın başı ve sonu ile geçiştirilmiş durumda.

Kitabın hayatında hiç bir Formula 1 yarışı izlememiş biri tarafından hazırlandığını ve olanların -nedense- Formula 1’i bilmeyenler öne çıkarılarak anlatıldığını belirtmek gerek.

Finlandiya’daki karting serilerinden İngiltere’ye gidişi, menajerleri ile tanışması ve Sauber’in kendisiyle ilgilenip test yapmaya karar vermesi ile ilgili güzel detaylar var, ancak bunlardan hiçbiri öğrenmeye değer değil.

Özet geçeyim mi: Fakir bir ailede doğan Kimi Raikkonen, oto teknisyenliği kursuna devam ederken kartingde iyi yarışlar çıkarınca küçük küçük kendini göstermeye başlıyor. Kariyerini devam ettirebilmesi için para yardımı yapan akraba ve tanıdıklarının yardımıyla yükseliyor ve son olarak mevcut menajerleri ile tanışınca her şey değişiyor. Çok içiyor, uyumayı seviyor, sürekli arkadaşlarıyla takılıyor, anormal içiyor, uyuyor, olmadık saçmalıklar yapıyor, daha fazla içiyor, uyuyor, yarışıyor, içiyor, evleniyor, uyuyor, daha az içiyor, iyi bir baba olmaya çalışıyor, uyuyor.

Evet, hepsi bu.

Yine de bazı dikkate değer bölümler var ve kitabı okurken fotoğrafını çekip arkadaşlarımla paylaştığım bölümleri buraya aktarmak istiyorum. Bölümler kitabın farklı yerlerinden cımbızlandığı için parça parça ve çok dağınık olması normal.

The Unknown Kimi Räikkönen

Doğduğu evde tuvalet evin dışındaymış, 2002’de McLaren’a transfer olup parayı bulunca büyük çaplı tadilat yaptırmış ve evin içine aldırmış.

Kimi’nin Disleksi olduğunu öğreniyoruz. Yani büyük oranda okuma güçlüğü çekiyor, harflere ve şekillere bakışı çok farklı. Sadece farklı bir şekilde öğrenmesi gerekiyor. Nasıl bir şey olduğunu merak ediyorsanız, bir disleksinin ağzıyla buradan dinleyebilirsiniz.

Sesindeki garipliğin sebebi ise çocukken bisikletten düştüğünde boğazına çarpan gidondan kaynaklıymış. Başlarda çok kötüymüş, zamanla bu kadar düzelmiş.

Sauber’de yarışmaya hazırlanırken kendisine yardımcı olan antrenör, Ayrton Senna ile çalışan adammış.

F1 aracına sağından binmek gibi bir alışkanlığı var.

Modern tip F1 araçlarının çim biçme makinesini hatırlatan sesler çıkardığını, ancak birkaç yıl önceki araçların düzgün sesleri olduğunu söylüyor.

Ancak üç yaşında konuşmaya başlıyor, şimdi ise her seansın ardından ağzına 10 mikrofon tutuluyor. Bu yapılırken sağ eliyle boynunu kaşıyor, annesi Paula bu hareketi açıklıyor: “Canı sıkılmış”. Bir şey söylemesi gerekiyor, açık görünen cümleler kuruyor, ancak hiçbir anlamları yok. Dünya böyle cümlelerle dolu. Internet böyle şeylerle dolup taşarken, bunların yazılı olduğu gazeteler geri dönüştürülüyor, veya bir şeyleri sarmak için kullanılıyor. Hiçbir editör, taraftar veya sürücü akşamına bu cümlelerin hiçbirini hatırlamıyor.

Karting kariyerinde kendisine yardımcı olan Kalle ile Harald Huisman adındaki eski bir yarış pilotunun yanına gidiyorlar, kendisinin bir kapalı karting pisti var. Kalle Kimi’ye güvenerek Huisman’a dönüyor ve pisti için yeni bir rekor isteyip istemediğini soruyor. Aldıkları cevap ise pistin şu an kirli olduğu ve saniyelerce yavaş olacağı. Kimi piste çıkıyor, 15 dakika sürmeden eski rekoru kırıyor. Menajeri David Robertson’la tanışması ise bu olayın ardından Huisman’ın derhal kendisini araması ile oluyor.

Kimi geçmiş dönemleri nasıl görüyor?

“Hunt’ın günlerinde sürücüler birbirlerine çok daha fazla saygı gösterirdi. Birine çarptığınızda bu ölmesi anlamına gelebilirdi, çünkü yakıt depoları aracın iki yanındaydı. Şimdi ise her şey çok daha güvenli, aptalca şeyler yapabilirsiniz. O zaman yapamazdınız. Birbirlerine çok saygı gösterirlerdi, çünkü birbirlerinin hayatlarının bıçak sırtında olduğunu biliyorlardı. Bugünlerde diğer bir araca temas ettiğinizde veya önüne kırdığınızda hiçbir şey olmuyor. O günlerde sürücüler birbirleriyle daha fazla zaman geçirirler ve birlikte dışarıya çıkarlardı. Ölüm korkusunun farkındaydılar.”

Biranın kasalar, sigaranın kartonlarla ölçüldüğü, seksin güvenli, yarışmanın tehlikeli olduğu zamanlar.

2010’da F1’den uzaktayken, birkaç yıl önce bir ATV’den düşüp kafasını çarpan ve o günden sonra eskisi gibi olmayan babası bir gece beyin pıhtısı nedeniyle aniden hayatını kaybediyor. Aslında kendisini çabucak hastaneye kaldırıyorlar, ancak kurtaramıyorlar. Kimi bundan çok etkilenmiş.

“Başlarda sadece evde yatıyordum, ağlıyor ve uyuyordum. Ancak sonra yeni yıl kutlamaları için Tahko’ya gittik. Başlarda gitmek istemiyordum, kimseyi görmek istemedim, ancak hepimiz aynıydık. Sonrasında yapmak için hiçbir planım yoktu. Ralli yapabilir miydim? Her şey bu şekilde oldu. Sonunda ralli yapmaya karar verdim. Bu verdiğim en iyi kararlardan birisi olabilir, çünkü o durumda kalsaydım hayatımı mahvedecektim. En azından yapacak bir şeylerim oldu. Öylece vakit öldürmeyecektim.”

Minttu’yu ilk gördüğünde ne mi demiş: “Onu ilk gördüğümde dar bir kot şort giymişti. ‘Göte bak’ dedim. Bu bakış bir şaka haline geldi ve hala kullanırım.”

2018 sezonu öncesinde antrenman yaparak 3.2 kg veriyor. Takımı kendisine bilgi vermiş, yarış tulumu, ayakkabıları ve kaskıyla birlikte en fazla 73 kg olabilir. Kimi ise bunun çok altında. Bir kilogramın sıralamalarda tur başına 0.1 saniye denk geldiğini biliyoruz.

Bonus Tracks

Kitabın sonunda ‘Bonus Tracks’ isimli, Kimi’nin yaptığı bazı şeyler ve söylediği meşhur sözler yer alıyor. Çoğunu biliyoruz, yine de bir kısmını yazayım.

“Basın olmadan F1 bir cennet olabilirdi.”

“Yağmur yağıp yağmaması hiçbir fark yaratmaz.”

“Bir yarışı kağıt üstünde yapamazsınız.”

“İnsanların benim hakkımda ne düşündüğü ile ilgilenmem. Ben Michael Schumacher değilim.”

“İtalyanca öğrenmek için bir dil okuluna gitmek istemem. Ferrari’ye bu yüzden gelmedim.”

Raikkonen’in ertesi günkü yarış hakkında sorulanlara tekrar ettiği cevap:
“Ne yapabileceğimizi göreceğiz.”

Kimi efsane futbolcu Pele’nin son yarışına çıkan Michael Schumacher’e verdiği özel töreni kaçırmıştır. Martin Brundle kendisine neden orada olmadığını sorar:
Kimi: “Sıçıyordum.”

Lewis Hamilton ilk GP zaferini kutluyor ve bunun seksten daha iyi olduğunu söylüyor. Bir muhabir Kimi’nin bu konudaki fikrini soruyor:
Kimi: “Belki daha önce hiç seks yapmamıştır.”

Hockenheim’daki bir sıralamadan sonra Kimi’ye sorulur: Lastikler nasıl hissettiriyordu?
Kimi: “Beklediğiniz gibi dönüyordu.”

Sezon öncesinde kilo verip vermediği sorulur.
Kimi: “Bilmiyorum, tartım yok.”

2009 Malezya GP antrenmanlarında Ferrari mühendislerine verdiği tepki:
Kimi: “Benimle virajın ortasında konuşmayın!”

Soru: Ralli ve Formula 1’in neresi ortaktır?
Kimi: “İkisinde de direksiyon kullanırsın.”

Soru: Bu yarış hafta sonundaki en heyecan verici şey neydi?
Kimi: “Kalkış.”
Soru: Ve en sıkıcı olanı?
Kimi: “Bu.”

Soru: Pek çok sürücü kasklarıyla ilgili ritüellere sahip. Senin var mı?
Kimi: “Onu silerim, böylece daha iyi görürüm.”

Soru: İyi bir komşu olduğunu düşünüyor musun?
Kimi: “Elbette, çünkü işimden dolayı asla evde olmam.”

Soru: Sonuçtan memnun musun? (Kimi puan alamamıştır)
Kimi: “Öyle olduğumu mu düşünüyorsun?”

Soru: Finlandiya’da ne yapabilirsin?
Kimi: “Yazın balık tutar ve seks yaparsın, ancak kışın balık tutmak o kadar iyi değildir.”

Soru: Hiç hobin var mı?
Kimi: “Fındık toplarım.”

Soru: Aracının KERS’ini nerede devreye sokmayı planlıyorsun?
Kimi: “Pistte.”

Soru: Spora yeni gelen Nico Rosberg ve Scott Speed’e nasıl bir tavsiyede bulunursun?
Kimi: “Umarım güzelce yol verirler.”

Soru: Gridde beşinci sıradan başlamak nasıl bir şey?
Kimi: “Beşinci sıra.”

2017 Bakü: Kimi Ferrari pit garajından çıkarılır, ancak aracının direksiyonu yoktur. Bir çalışan elinde direksiyonla Kimi’nin aracının yanından yürür, ancak bir şekilde onu sahibine vermez.
Kimi aracından haykırır: “Direksiyon. Direksiyonu bana ver! Hey, hey! Direksiyon! Birisi ona onu bana vermesini söylesin! Hadi, şimdi!”

4 Yorum

  1. Minttu’yu ilk gördüğünde ne mi demiş: “Onu ilk gördüğümde dar bir kot şort giymişti. ‘Göte bak’ dedim. Bu bakış bir şaka haline geldi ve hala kullanırım.”

    Vay arkadaş ben bu kadar rahat adam görmedim. Reis ya 🙂 İçindekini saklamayan adam. Her şeyi dobra dobra ne düşünüyorsa söylüyor.

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]