Tatilim ve McLaren MP4-4

3

Arkadaşımla birlikte Bodrum’a tatile gidiyoruz.

Öyle otobüsle, uçakla, otomobilimizle, motosikletimizle de değil. Ulaşım aracımız paraşüt!

Yüksele alçala gidiyoruz.

Göl, deniz bulunca da bata çıka gidiyoruz.

Zemin seviyesine kadar alçalıp, karayolundan ayaklarımızı yere sürte sürte gidiyoruz.

Araçları takip ediyoruz. Camını açanlarla sohbet ediyoruz.

Arada yükseliyoruz.

Varış noktamızda niyetimiz daha önce konakladığım, Kremlin Palas’da kalmak. Biz Bodrum’a gidiyoruz ama ilginçtir bu otel Antalya’da. Olsun orada kalacağız illâ… ama kaçak olarak. Yani pek paramız da yok galiba.

Bodrum’a vardığımızda Kremlin Palas’ı karşımda buluyorum. Antalya’dan hatırladığım bu otel A’sından Z’sine Bodruma nasıl gelmiş diye düşünürken arkadaşıma yatacağımız yeri soruyorum.

Aklımda plajda gecelemek var. Arkadaşım “Hayır” diyor, “gel”.

Otelin sınırları dışındayız, bir de bakıyorum ki otelin hemen yanında İstanbul’da okuduğum ilkokul duruyor. Nasıl yahu!

Okula giriyoruz. Giriş koridorunun sonunda 2 metrekare malzeme odası, ama boş. Burada yatacakmışız.

Sonrasında tanıdık bir ses duyuyorum. Sesin geldiği yeri takip edip buluyorum.

Çetin Ağabeyim koridordaki sınıflardan birinde iş toplantısında!

Ama öyle toplantı masası falan yok. Öğrenci sıraları da yok. Sınıfın ortasına ateş yakılmış, ateş etrafında oturulmuş. Zemin de plaj kumundan. Ağabeyim de anlatıyor. Beni gördüğüne de hiç şaşırmıyor herif…

Arkamı dönüyorum, yeğenim karşımda! N’oluyoruz diyemeden benden ufaklığı almamı istiyor. Nereden alacağımı düşünüyorum, okuldan mı? E ama onun okulu İstanbul’da. Lan o okul da mı Bodrum’a geldi… Ne hale getirdiniz Bodrum’u?

İyi madem gidip ufaklığı alayım diyorum ve çıkıyorum oradan.

Dışarıda ise bir sürpriz beni bekliyor…

Marllboro renklerinde bir Formula 1 aracı! Hani yanlışlık olmasın ama bildiğin McLaren MP4-4! Şimdiye kadar birçok tuhaflık yaşamışken, MP4-4 neden benim olmasındı ki(!)?
Bizim ufaklık bunun neresine oturacak diye endişelenmedim bile. Senna ile Mansell yaptıysa yeğenimle ben de yapardık çünkü!

Yaşasın…

Sanki bana aitmiş gibi hemen dalıyorum kokpitine. Bana ait tabi, bu kokpiti neredeyse 30 yıldır biliyorum çünkü. Bakıyorum, elimde bildiğin marş anahtarı var. Nereden, hangi ara elime geliverdi bu anahtar? İyi de bu araçlarda marş motoru olmaz ki, dışarıdan müdahale ile çalıştırılmıyor muydu bunlar(!)?

Neyse diyorum, ayrıntıya takılmayayım bu kadar.

Aracı çalıştıracağım için çok heyecanlıyım. Elimde tuttuğum -bizim evin kapı anahtarına benzeyen- sıradan marş anahtarını orada olmaması gereken marş deliğine yerleştiriyor ve tam çevirecekken uyanıyorum.

Bi çalıştırsaydım en azından!

Siz ne ara okursunuz bilemem ama… Günaydın…

3 Yorum

  1. Çevreden böyle rüyaları hep merak etmişimdir var mı ki demişimdir. Mesela; istanbul park dayız öncesi pek yok bu işlerden gelen bir arkadaş ile olduğumu biliyorum kendisini o anlarda görmesek bile sonra bir anda makinenin içinde buluyorum kendimi deli gibi turluyorum o nasıl bir ses nasıl da yırtıyorum…

    sanki 10 yıllık f1 pilotuymuşum gibi abanıyorum ben bunu nasıl inletiyorum böyle ya diye bir düşünce de yok…

    bütün derdim yakalamak önümde ki biliyorum ki Ayrton malum renkli marlboro mclaren ile nasıl da uzuyor (mp4/4 veya 4/5 olmalı)

    daha da yırtınıyorum sanki 2 tur felan olmuş bu da kim der gibi kaçıyor kaşlarımdan ter akıyor bir taraftan zaten kaskın zangırtısından çizgiyi kaçırıyor gözler herşey ezbere gidiyor

    sonunda yakalıyorum Allahım o nasıl bir 8 dönmek tampon tamponayız 1 m var yada yok o anlar halen gitmiyor gözümün önünden 🙂 tarifi mümkün değil.

    İşte bu diyorum sanki tek derdim kendimi göstermek ona ispat etmek felan 3 yada 4 tur aynı şekilde sürüyor

    canım çıkıyor 1 kere bile yanına gelemiyorum en yakın olduğum yer en saçma şekilde 8 nciye bağlananın girişi o seti dip dibe tamamlayınca nirvananın ötesi oluyor sanki.

    Uzun sayılabilecek bir tracking dibinden ayrılmıyorum ama ne denesemde kafa çıkaramıyorum

    tren gibiyiz tren gibi gidebilmenin bile içeride “evvvet işte bu” hissi var

    Sonunda en son tur son virajı geçer geçmez düzlükte yavaşlıyor bende 40 yıllık pilotmuş gibi hemen gazı kesiyorum sola geçiyor

    aman Allahım o an da unutulmuyor sarı yeşil kaskıyla hafif sağa yatıyor kafası

    eliyle “iyisin” “afferin” gibi bir işaret çakıyor sanki vizörden dudaklarını görüyormuşum gibi aldıkları şekli hissediyorum 1 kaşı kalkık felan 🙂

    o ana kadar fark etmemişim elimde alacantara kaplı kocaman yuvarlak bi direksiyon eldivenlerin içi terden su dolmuş

    sağımda vites kolu bütün pedallardan çekmişim ayakları fark ediyorum ki makine kıp kırmızı 🙂

    hepsi 1-2 sn lik hisler tabi düzlüğün sonun da ki viraja gelmeden biliyorum ki içimden pite tersten gireceğiz ve istemli istemsiz arası uyanıyorum

    hemen kalkıp oturuyorum yatağa baya terlenmiş yüzde istemsiz bir gülümseme 🙂

    İçimden kendime abi o ne V12 ydi ya diyorum sonra da baya gülerken ulan salak Senna ile yürüdün lan diyorum 🙂

    sonrası çok tatlı bir uykuydu hatırlanmayan. eh böyle rüyanın üstüne rüya mı olur arkadaş demi ama 🙂
    O gece çok kasılan bi sim gecesinin sonrasında gelmişti düşünün artık beyni ne kadar zorladıysak 🙂
    Öyle değişik başka rüyalarda var tabi genelinde acayip makineler felan topluyor oluyoruz. 🙂 Mesela arkadan ls v8 motorlu özel tahrik sistemli Scirocco (normalde hiç sevmem:) ) günaya kısadan anlatmıştım onu galiba eski sitede 🙂

  2. Yatılan odadaki oksijen eksikliği, metan fazlalığı ile birlikte battaniyenin istenen örtünmeyi sağlayamaması sonucu ortaya çıkmış bir halüsinasyon hali.

    G.tümden tıp uydurdum 😀

    Ben de İclal Aydın’ı Ferrari F1 aracına girmeye çalışırken görmüştüm. O sene pilot o seçilmişmiş.

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]