Talihi, Tarihi Değiştirenler

13
  • YIL 1994…

Bazı başta ekonomik ve çeşitli güçlüklerle mücadele eden milletler için dünyayı değiştiren yerel kahramanları çok çok önemlidir. O günlerinde yaşamın bunaltıcılığında dayanma direği gibidirler.

Doymuş Almanlar için Michael Schumacher pek öyle olmadı galiba… Onu fakir, depremlerle, yolsuzluk ve ekonomik buhranlarla sarsılıp duran.. biraz da milli markaları gölgelere bürünmüş İtalyanlar daha çok bağrına bastı. ‘İtalyan kanı’ renginde tulumlar içinde kendilerinden gördüler. O da marşlarına canı gönülden katılarak o sevgilerine karşılık verdi. [Ezberlediğimiz ilk yabancı marş yahu ne kadar önemli bir şey bu olay aslında. Aşağıda bahsedeceğim yaşını almış birileri halen marşımızı duyunca tanıyorsa bu birisi! sayesinde olmuştur…]

Belki de yerleşik sanayi zihniyetleriyle kendi köklü markalarında devleşmemiş olmasındandır…
Gerçi sonrasında da pek sahip çıktıkları söylenemez.

Çünkü harpten çıkmış yine buhrana sürüklenmiş Almanlar için Gümüş Mercedes-Benz herkesi eze eze, yerin dibine soka soka mağlup etmesiyle öyle bir dayanma direğiydi. Bunu uzun yıllar devam ettirdiler legal köleleştirerek yanlarına yerleştirdikleri bizden olanların kanına işletinceye kadar… “Evet Yıldızı Yeter” 🙂

Bay Enzo o yüzden iL Commendatore ‘dir. Ne eklersen ekle… Aurelius Maximus’un bir yönden yeniden vücut bulmuş halidir onlar için. Devleri ne kadar harcarlarsa harcasınlar darma dağın edebilen yerel zanaatlarının kahramanıdır [italyan ahşabı… mobilyası… kundurası… derisi…altın takısı]…

İsveçin çeliği, Almanın o çeliğe şekil veren kalıpları meşhur olabilir ama o çeliğe ruhu İtalyanlar üfler. En iyi onlar teraziler.. Fatih Terime nasıl baktıklarını hatırlayın…

Enzo FERRARİ.. Onlar da yokluk zamanların da başlamıştır.


Bir bakın geçmişimize belki birçoklarınız görememiş olabilir ama temel ihtiyaç kuyrukları, zamlar içinde debelenen milletimiz için NAİM SÜLEYMANOĞLU vardır. Gözlerde ışık çaktıran, yumrukları sıktırıp sallatan, hanelerinde kahvelerinde bütün dertlerini unutturan “biziz” diyen dayanakları…

“The Pocket Hercules”

Şimdilerde onur’suzluğundan [honor!] pek sevmesem de çocukluğum futbol statlarında geçti elimde saç örgülerle, bayraklarla tribünlerin orasından burasına koşturmaya çalışırdım… O rekor kırmayı olağan hale getirmiş, adına tarihe rekorları gömdürmüş adamın döndüğünde anons edilmesiyle kopan sonic patlamaları sönümleyecek ıslıkları, dinmeyen tezahüratlar unutulmaz…

Eh boru değil olimpiyat bükücü, 7 kez dünya şampiyonu, 46 dünya rekoru [bakarak yazdık]..
Beyazlığın hizmetkârı edilen siyahi ırk Muhammed Ali ile bile böyle alt üst edicisini göremedi. Bakarak yazıyorsun çünkü istatistiklerini akılda tutmak mümkün değil defalarca olimpiyat, dünya şampiyonu olduğunu yaşayarak tatmış nesiller ayakta.. hafızalarına ağırlığının 3 katını
kaldırmış olması yetiyor…  İşte o NAAAAİM, NAAAİM diye boğaz yırtmaya yol açıyor.
O kıymetini bilemedikleri Bulgar uyruklu “BİZDEN” olmuştur zaten bizdendi ya.

İşte Bu fakirlik (ama huzurlu) içerisinde debelenen millete Nam direği olmuş Attilla’nın, Fatih’in torunları yaşıyor görün.. dedirtmiştir bir dönemcikte olsa.

Tabi maalesef ki kıymetini, katma değerini bilemedik, sürdüremedik… Zenginleşirken dua’larını kaybeden bütün milletler gibi biz de bozulduk ve unuttuk sayılır.

Ancak NAİM ve HALİL isminde bir kahramanlık yaşadı. Biz tam bilemesekte bugün yaşı ergin olanlar O Marşı duyduklarında tanıyor O simaların gölgesini gördüklerinde eğiliyor, mantıkları yamuluyorsa O’nlar işini milletleri adına iyi yapmış demektir.


Amerikanın halen okullarında, metrolarında itilen.. yarım yüzyıldan fazla ayrı şeyler giydirilen zencilerinin Mike Tyson’ı olmuştur nakavtı birkaç dakikaya sığdırmayı adet edinip kara tenleri beyazların gözünde tekrar parlatan… Aynı, üzerinde pazarlık yapılmaya devam edildiği güya modern zamanlarda Hristiyan’ı, Müslümanı, Musevi’si, Şaman’ı ve soyu, sopu, kabilesi ayırmamak üzere tüm elmas tenlileri bir araya getiren ve gövde gösterisi yapan Muhammed Ali’leri gibi.

Onlar o ‘dayanma gücü veren direği’ Malik Tyson ile tekrar tekrar tadarken, tırları savuran fırtınalara karşı kaderine terkedilenler belki de bir miktar daha dayanma gücünü dünyanın en zengin sporcusu ve ayrımcılığa gel istersen bunu yumruklarıma anlat diyen adamla buluyorlar.


İşte o yüzden yolsuz, yoksul bırakılmış ismi karnının tokluğuna bakılmaksızın hırsıza çıkarılmış Brezilyalılar için AYRTON SENNA ismi, O’nun dünyaya sergilediği renkler ve meziyet…

Yani çizgi, kronometre bulandıran seviye üstünlüğü çok önemliden de önemliydi.

İşte o yüzden kendilerine bu güveni ve onuru tattıran, biraz olsun dertlerini unutturan adama ‘Dünyayı dize getirdik’ dedikleri bir günde kupayı ithaf ederler.

İşte yukarıdaki video’nun meali budur…


Bizden daha toklar mı bilmiyorum ama bizim kadar vefasız olmadıklarını biliyoruz…

 

 


Peki bu nerden çıktı…

Bunun için ayrı bir sayfa işgal etmek istemiyorum.

Doğum yıldönümünde ilginç bir şekilde bir anda akla gelen o 94 Dünya Kupası Finalinin ve hatıratının akabinde canlanan hislerle yazılmıştı.

Neydi o;

İtalya 90 finalini de iyi bir şekilde ve çocukluğun keyiflicesiyle hatırlarım ama ’94 Brezilya İtalya finali çok başkaydı bir gece yarısı vakti…

Brezilyayı tutardık.. Zaten milletçe nedense o hafif esmerlere daha yakındık..

[çocukluğun mahalle futbolü kahramanı da Romario o vakitler. Önce ki Baggio’cular o finalden sonra bırakır oldu:) Bizim sırf isim benzerliği namına Max Biaggi’i tutmuşluğumuz da vardır hani.]

tabi benim için ayrı bir anlamı vardı fakat maçın heyecanı ile unutmuştuk hiç aklıma gelmezdi…

[Zaten zorla bulunan birkaç mecmua, ayda anca 1-2 yayınla ismi anılıyorsa anca anılıyordu bu ülkede. Kırmızı beyaz McLaren’li çıkartmamı hatırlıyorum şimdi, bir yere yapıştırmaya kıyamamıştım Imola’dan sonra ayrı bir önemi vardı artık. Belki de çekmecemde bir yerlerde duruyordur…]

Ve o penaltı kaçtı, bir anda zıpladık.. Zaten o penaltıların tatlı gerilimini çocukluk haliyle halen hatırlarım. F1 izler gibi TV’e birkaç metre mesafeden dizler üstünde izleniyor…

Olanca seviniyordum…

Ta ki o pankartı görünceye kadar…

Anlaşılmaz satırların içerisinde SENNA kelimesini fark edinceye…

Bizim spikerin birşey dediğini anımsamıyorum zaten durumu o kavruklar yada benim kadar anlayabildiğini de sanmıyorum ta ki kaptan kupayı kaldırıncaya kadar başka birşey hatırlamıyorum.

Pankartla susulmuş, gözler hafiften yaşarmıştı. Çaktırmamaya çalıştık, görmüş olsada anlayamamıştır.

Zira o Imola akşam üstü TV’den haberi alınca da odaya girdiklerinde bana ne olduğunu anlayamamışlardı. 🙁

……………………………. Unutulmuyor …………………………….

Bir o final, bir de çok sonra TV de gördüğüm tribünlerin hep bir ağızdan tezahuratı…; SENNAAA SENNAAAA

unutulmuyor…

SENNA’YA AKAN GÖZYAŞLARI DİNMİŞ, VEFA BİTMEMİŞTİ! KUPA AYRTON SENNA’YA İTHAF EDİLDİ…
Okay Karacan

010125222

11


 

imperatore del corsa…SPECIALE

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Nicola Larini, Michael Schumacher ve Flavio Briatore onlar podyuma çıktıklarında öldüğünü biliyorlarmış.

Sevgilisi Adriane Galisteu’a ise hareket etmek üzereyken uçakta söylenmiş.

Sonra ki yarış Monaco’da hayatını kaybeden ikilinin adına ilk cepler boş bırakıldı.

Unutulmuyor…

“Ayrton ile zamanlarım harika bir aşk hikayesiydi. O tüm dünyada bildiğinden çok daha fazla seviliyordu. Onun hatıraları asla silinemez. Bana göre, özeldi, ancak şimdi evliyim ve bir çocuğum var. Bu artık onun hayatımın aşkı olduğunu söyleyemeyeceğim anlamına geliyor.”

“Ayrton’un üç rüyası vardı. İlki kariyerini Ferrari’de bitirmek, ikincisi Disneyworld ve üçüncüsü de baba olmaktı.”

Adriane Galisteu

xtrabit racing’den ekleme; Adına şarkılar yazılan…

13 Yorum

  1. Yazıyı sabah okumuştum şimdi bidaha okudum.
    Teşekkürler m1chael abi.
    Genelde istatistikler,başardıkları,sözleri vs vs ile dolu yazılardan sonra bu yazı gerçekten mükemmel.Çünkü hep aynı şeyi okumak kabak tadı veriyor.Ferrari de bırakmak istemesini yeni öğrendim ilginç,Ferrari nin Sennayı istediğini daha önce duymuştum.
    R.I.P Senna..

    • Eyw. Bu da çok bireysel bir metin. İçimize geldiği gibi karaladık o an. Ben “O An” ifadesini, fotoğraflarını nedense çok severim.
      Özellikle yer almasını istemedim aslında o ifadenin ama öne çıkmış gibi oldu. Bazı insanların nerede olduğu, nereye gittikleri hiç önemli değildir. Nerede olurlarsa olsunlar yıldızdır, etkisi büyük olandır.
      O gün ki sevgilisi Adriane ile uzun güzel bir röportaj vardı O’nu anlatan ifadeleri kese, biçe o kadar kaldı. Adriane’nin de baştan cenazede ki vs fotoğraflarını eklemiştim ama abartmayalım dedim ve sildim.

  2. 13 yaşındaydım.
    Roberto Baggio’nun havaya diktiği penaltı sonrası kaptan Dunga’nın sevinçten Taffareli boğazladığı an hâlâ aklımda. Ben üzülmüştüm çünkü favori oyuncumdu Roberto. Ama sonra Sennaya ithaf edilen kupa ile hâlâ en unutmadığım kupa finali olarak hafızama kazındı.
    Ben Sennayı TRT 1 spor haberlerinde (20:45’teydi) Tansu Polatkanın tok sesinde “Formula 1 Monte Karlo yarışını Brezilyalı Airton Senna kazandı” cümlesi ile sevmiştim. Çocuk aklımla inanılmaz geliyordu hayatını kaybetmesi.
    F1’den zaman zaman koptum, zaman zaman tekrar yeşerdi sevgim. En büyük hayıflanmam aklı başında bir şekilde izleyememek Sennayı.
    Huzur içinde uyusun.

  3. Watkins agnostik olmasına rağmen Senna’nın ruhunun bedeninden çıktığını hissettiğini söylemiş. Malesef pistte hayatını kaybetti. Daha doğrusu iyi ki pistte hayatını kaybetti, başka türlüsünü istemiyordu ki.

    • Evet ve siyaseti, politika, para ve en küçük kafasıyla show uğruna gizlediler. Birçokları yarış anında birçokları da yarışın sonlarına doğru bunu biliyormuş. Gördüğünüz üzere kimse konuşmadı bunla ilgili.. talimat almış gibi. Bugün olağan üstü hal ayağı yapanların hepsi o gün oradaydı. İşte o yüzden tavırlarınızı kime yediriyorsunuz diyoruz. Ben de çok zaman show devam etmeli derim ancak bir olağan üstü hal durumu var orada, ortada 1 pilot hayatını kaybetmiş, 1 pilot ölümden dönmüş ve o bahis kişi alalade biri değil. Yapma aq o yarışı ölür müsün kıyamet mi kopar yapma işte… ne olur yani. Ortalama olarak kabul edilmeyecek birşey olduğu yıllar boyunca süren durum ile ortaya çıktı işte o gün de aynıydı. Bu kadar çirkin bir ortam işte F1 ve dahi motorsporları. Baştan sona yanlış olan şeye prim veriyoruz yıllardır.
      Bu kadar bariz ve olağan üstü olan şeyin davası dahi neredeyse 10 yıldan fazla sürdü… Bütün hayatları sahtecilik üzere. Hiçbirşey yapmadıkları zaman bile akıllarını dolandırıyorlar insanların.

      Mesela yıllar boyu Schumacher’in güldü gülmedi tartışmaları yaptı durdu insanlar. Ölümü bilip bilmediklerini dahi bilmiyorduk. Hep pasif, yanlış yerlere odaklanıp durduk o yüzden halen aldatabiliyorlar bizi. Ben şöyle bir tanecik FIA’yı, o başkanları, Williams takımını aynı derecede eleştiren yorum görmemişimdir. Pilotların ne etkisi vardı ki en fazla konuşmayacaksınız baskısına mağlup olmuşlardır hepsi o kadar.
      Hani muhteşem Senna filmi yaptılar ya öyle sanıyorlar bunlara niye değinilmedi arkadaş neden yani. Değinmezler çünkü olay ticaret….

      Kaldı ki ben hep dedim gerçeklik oydu hastası, fanatiği dahi değildim O adamın. Ama o gün fena etkiledi bizi. İlk defa ağlattı ulan daha ötesi var mı. O yıl hatırladıkça kötü geçti.
      Velhasıl ardından olan o kadar pisliği görmemiş, göçüp kurtulmuş oldu adam.

  4. Küçücük bi veletken, Formula 1 denen şeyi ilk kez keşfetmişken, daha arabaların hepsini aynı sanarken, üçüncü yarışta denk gelmiştim buna. Nerden bilelim önemli isimlerden birisi olduğunu, nerden bilelim saçma saçma olaylar sebebiyle olduğunu ve saçma şeylere yol açacağını…

    Siz hiç Eau Rouge’da şikan gördünüz mü?

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]