Zirvede baskı yoktur, baskıyı ikinciler ve üçüncüler hisseder demişti ünlü teknik adam Jose Mourinho.

Eklemek lazım; baskı beklentiden doğar, beslenir ve gelişir. Beklentiler ne kadar derin ve sabırsız ise ‘kaçınılmaz baskı’ da o denli büyüktür. Zaman, kum saatindeki kumu tükettiği gibi sabrı tüketir, ardı arkası kesilmeyen eleştiriler, hayal kırıklıkları ve başarısızlık hissi bireyi/takımı pençesine alır; baskı büyümeye devam eder. Tıpkı şimdilerde Ferrari ve Sebastian Vettel’in içinde bulunduğu durum gibi…

Hatalar ve Kayıp Puanlar

2007’den bu yana pilotlar şampiyonluğuna hasret kalan Formula 1’in en köklü takımı Ferrari’yi yeni bir hüsrana doğru hızla sürüklenirken izliyoruz. Üstelik bu kez -2008 ile birlikte- en rekabetçi aracı ürettikleri halde. Şüphesiz bunda en büyük pay, baskı altındaki pilotları Sebastian Vettel ve onun yaptığı anlık hataların şampiyonaya devasa etkisi.

Kabaca bir hesapla, Vettel’in 2018 sezonunda yapmış olduğu ‘majör’ hataların Hamilton’a karşı ‘muhtemel’ 88 puan kaybettirdiğini görüyoruz. Rusya GP’ye giderken gerçekte oluşan 40 puanlık farkın da anlamını derinleştiren bir tablo bu.

Kabul etmek gerekir ki, 2018’de Monza’ya kadar yaptığı hataların karakteristiği baskı olgusuyla pek örtüşmüyor. (Belki Fransa’daki start kazasının da baskı nedeniyle olduğunu söyleyebiliriz.)

Azerbaycan’da SC çıkışında Bottas’a yaptığı ve başarısızlıkla sonuçlanan atağında Sebastian’a ve onun 2.liği kabul etmeyen yarışçı ruhuna hak verilebilir ancak soğuk lastiklerin geç frenajda başına dert açacağını hesap etmesi gerekirdi. Avusturya sıralamalarda (yarış mühendisiyle ortaklaşa) yapılan hata ile Sainz’ı engelleyerek 3 sıra ceza almış ve Mercedes’lerin kaldığı yarışta 3.lükle yetinmek zorunda kalmıştı.

Şampiyonaya en çok etkisi olan hatası ise Almanya GP’de rahat liderken hafif ıslanan pistte bariyerlere girmesi oldu. Bu hata, puanın ötesinde Hamilton’u baskı altına almak için eline geçen büyük fırsatı kaçırmasına da sebep oldu. Bu hatalar, baskıdan değil de anlık kararlar, anlık hatalar ve bir miktar şanssızlıktan meydana geliyor.

Ferrari Baskısı

Belçika’daki parlak galibiyetin hemen ardından Ferrari takım patronu Arrivabene ikna edicilikten uzak şekilde Mercedes baskı altında olmaya alışkın değil, biz ise bu konuda tecrübeliyiz ve bizim onlara göre güçlü noktamız bu diyerek aslında Ferrari’nin aşil tendonunun ‘baskı’ olduğunu gözler önüne sermişti. Yazıya Mourinho’nun sözüyle başlamıştık. Zirvede baskı yoktur. Son 4 senenin şampiyonu Mercedes’i ancak zirveyi onlardan devraldığında baskı altına sokabilirsin. Yenilmek baskıyı körükler.

Ferrari’nin dinamikleri geleneksel olarak diğer Formula 1 takımlarından farklıdır. Fernando Alonso’nun 2010 Abu Dhabi’de Vitaly Petrov’un arkasında kalması da, ya da 2012’de 43 puandan şampiyonluğu vermesi de kısmen bu dinamiklerle ilgilidir. 2012, son dönemdeki en güçlü pilot performansının şampiyonluğu ramak kala kaybetmesiyle sonuçlandığı yıl oldu. Ancak şeytan ayrıntıda gizlidir. Alonso; şampiyonluğa giden yolda ‘baskı’ -ya da adına ne derseniz deyin onun- etkisinde kalmış ve sezon genelinde sıralamalarda rahatlıkla geçtiği Massa’ya son yarışlarda çoğunlukla geçilmeye başlamıştı. Bu performans düşüşü sonuç olarak şampiyonluğu kaybetmesiyle sonuçlandı.

Ferrari’nin, sınırları Enzo Ferrari tarafından çizilmiş dinamiklerinin içeriğinde Akdenizin sıcaklığı, bolca tutku, zafer bağımlılığı ve ihtiras var. Pilot kazandığında omuzlardadır ancak kaybettiğinde yerin dibinde ve yalnız kalacaktır. İtalyan medyası da tıpkı bizdeki gibi iyi günde vezir, kötü günde rezil ederek uçları abartmayı sever ve baskının alevine odunları zevkle ilave eder.

Ferrari’de yönetimin anlayışı da ketumluk içerir. Vettel’i şu an en çok müdafaa eden takımın Red Bull olmasına ya da Toto Wolff’tan dahi ‘Vettel eleştirileri adil değil’ demeçleri gelmesine rağmen Ferrari’nin, Vettel’in onlara en çok ihtiyacı olan dönemde sessiz kalması ve pilotunun motivasyonuna yardımcı olmaması İtalyan tarzını gözler önüne seriyor.
Ancak Vettel; Ferrari baskısını tanımlarken ‘bunun devasa bir şey ve neredeyse bir din olduğunun farkındayım. Bu noktada baskı kaçınılmaz. Ayrıca Ferrari’ye ve taraftarlara olan sorumluluğumun da bilincindeyim fakat her şeyin ötesinde kendim içim sürüyorum’ diyecek ve baskıyı biraz da kendi içinde yarattığını itiraf edecekti.

Sebastian belki de takımdan geçmişte Schumacher ya da Alonso’nun aldığı ‘kayıtsız şartsız’ desteği alamamış olabilir, ancak -bir çok defa eline fırsat geçse de- kendi göbek bağını kesmekteki yetersizliği şu an gelinen noktada etkili olmuştur.

Vettel’in Hezeyanları

Monza sıralamalardan sonra Vettel’in kameralara mutsuzum fakat bunun nedenini size söyleyemem demesi, takım arkadaşına kaybedilen polün ötesinde, farklı bir can sıkıntısının olduğunu gösteriyordu. Oysa ki Vettel, Belçika’da kritik bir yarış kazanmış, akabinde Ferrari Monza’da ilk çizgiyi kapatmıştı. Puan farkı sadece 17’ydi ve yarın yapılacak yarışı kazanacak hızı vardı. Yani rüzgar tüm hızıyla arkasındaydı. Ancak Cumartesi günkü konuşmaları ve vücut dili perde arkasında sıkıntıları olduğunu açıkça gösteriyordu. Nitekim Vettel ve Ferrari, Pazar günü ilk turda bu sıkıntıların acı meyvesini tatmış oldu. Sebep muhtemelen Raikkonen ve Leclerc sürecinin takım tarafından yanlış yönetilmesinde saklıydı, ancak Vettel’in bundan bu kadar etkilenmesi ve baskıyı kazaya dönüştürmedeki başarısı(!) asıl önemli konuydu.

İki hafta sonra Singapur’da bunu kısmen telafi edebilirdi, fakat daha ikinci antrenmanlarda duvara temasıyla optimum ayarları bulmasına yetecek kadar tur atamaması, hızlı turunun beklenenden çok daha yavaş olması ve stratejiyi sonuca çevirememeleri puan farkının 40’a çıkmasına sebep oldu.

Vettel’in çabalarıyla(!) 5.şampiyonluğunu alıp Thanos’un yok edici yüzüğünü takmak üzere olan Hamilton; ‘Vettel gibi hatalar yapmadığım için mutluyum’ diyerek rakibini daha da baskı altına almayı hedefleyen makyavelist açıklamalar yapmaktan kaçınmıyor. Belki pek sevimli değil ama kazanan her zaman haklıdır.

O Eski Halimden Eser Yok Şimdi

Geçtiğimiz günlerde Red Bull takım patronu Christian Horner Sebastian aslında baskıyı kaldırabilir. Bunu 2010 ve 2012’de kanıtladı dedi. Öte yandan Adrian Newey ise Çok sıkı çalışan kişiler baskıyı daha fazla hisseder. Sebastian çok çalışkan bir pilot, ancak sular ısındığında aptalca hatalar yapabiliyor, fakat O, lider olduğunda yenilmez oluyor diyerek Vettel’i ne kadar doğru tanıdığını ve ifade ettiğini gösterdi.

Horner’ın ‘Seb baskıyı kaldırdı’ tezinden yola çıkarsak; 2010’da son yarışa gelindiğinde 4 pilotun matematiksel şampiyonluk şansı vardı ve Vettel olasılık anlamında 3.sıradaydı. Oysa 3 yarış önce Japonya’yı kazanarak heveslenmiş fakat akabinde Kore’de yarış dışı kalmasıyla pek umudu kalmamıştı. Son iki yarışı kazanması bile Alonso’nun yeterli puanları alması halinde yetmeyecekti. Dedik ya, beklenti baskıyı doğurur. Vettel’den kimsenin pek bir beklentisi yoktu, dolayısıyla pek fazla baskı da yoktu. Önce Brezilya’yı kazandı. Nihayet Abu Dhabi’de ise Ferrari ve Alonso’nun ‘av’ psikolojisinden faydalanarak ‘avcı’ rolünü iyi değerlendirdi ve tarihin en genç şampiyonu oldu.

Vettel 2012’de aracın güdüklüğüne rağmen harika bir performans ortaya koyan Alonso’ya, yine ‘net şekilde en hızlı’ olmayan RB8’iyle özellikle sezonun ikinci yarısında aynı şekilde güçlü bir performansla karşılık verdi. Bu anlamda 2012 sezonu için Vettel’in uzun süreli baskı ile gerçek anlamda ilk karşılaşması oldu diyebiliriz. Alonso’nun güçlü performansı ve RB8’in yumuşak karnı olan alternatör arızalarının duble şampiyonu zorladığı sezonda özellikle 24. sıradan başladığı Abu Dhabi’de Button’ı çok riskli bir atakla geçip aldığı podyum şampiyonluğun anahtarı oldu. Bu atak aslında Ferrari yıllarında daha da belirginleşecek ‘bıçak sırtı’ sürüş tarzının da habercisi oldu.

2012’nin son yarışı olan Brezilya, ‘bana kalırsa’ baskıdan kötü bir kalkış yaptıktan sonra Bruno Senna’nın temasına maruz kalınca spin atıp son sıradan yarışa devam eden Vettel için inanılmaz zor bir yarış oldu. Yarış içerisinde birkaç şanssızlığa maruz kalmasına, takımın yağmur lastiklerini hazırlamadan onu pite çağırmasına rağmen ilk turda yarış dışı kalmaması onun adına büyük şanstı. O da elinden gelenin en iyisini yaparak 3. şampiyonluğunu kazandı. Bu haliyle 2012 Brezilya, Vettel’in Red Bull kariyerinde en çok baskı altında kaldığı yarıştır.

Özellikle ikinci yarısında makineleştiği 2013 sezonundan sonra kariyerinin o ana kadar ki en büyük sillesini yediği 2014 sezonunun aslında kariyerinin ilerleyen dönemleri için pozitif bir tecrübe olacağını düşündük. Yenilmeyi de tatmıştı ve bundan kendine dersler çıkarmıştı. Ya da öyle olduğunu sandık.

Kırmızı Çağ

2015’le başlayan Ferrari dönemi Schumacher’in halefi etiketi ile taçlanıp Vettel’e bambaşka bir hava katmıştı. Sezonun ilk yarışında gelen podyum, ikinci yarışta gelecek galibiyetin habercisi oluyor ve Vettel hem kendine olan güvenini kazanıyor, hem de Tifosi’ye potansiyel şampiyonlukları müjdeliyordu. Ancak Mercedes yine çok güçlüydü ve yarış kazanmak tıpkı 2014’te olduğu gibi onların yapacağı hataları fırsata çevirmeye bağlıydı.

Vettel pilotaj anlamında oldukça başarılı geçen bu sezonu 3 galibiyetle tamamladı. Küçük bir dipnot; 2010 Türkiye’den bu yana süregelen ‘kaza ile yarış dışı kalmama’ rekorunu Meksika bariyerlerinde sonlandıracaktı. Bu kötü bir sürecin başlangıcı oldu aslında.

2016, beklentilerin (dolayısıyla baskının) filizlendiği sezondu. Fakat Kvyat ile başlayan kabus, Verstappen ile devam ediyor, Vettel hayal kırıklıklarını hatalarla zenginleştiriyordu. Baskı altında telsizden Charlie Whiting’e küfür edecek kadar ileri gidebileceğini gördük. Ayrıca Raikkonen’i puan anlamında geçse de sıralamalarda 11-10 mağlup olması büyük sürpriz olarak nitelendirildi. Sezon sonunda, takım patronu Arrivabene de dahil olmak üzere ciddi eleştirilere maruz kaldı. Ferrari, ona her daim kucağını açan ve hatalarını kayıtsız şartsız absorbe eden Red Bull gibi değildi.

2016’nın bütün negatifliğine rağmen 2017 sezonuna fırtına gibi giren Vettel, sezonun ilk yarısında SF70H ile harika uyumunu güçlü bir performansa çevirerek şampiyonluk meşalesine çakmağı çakmıştı. Fakat Azerbaycan’da güvenlik aracı arkasında, Hamilton’un viraj girişindeki yavaşlamasını ‘fren testi’ olarak yorumlayıp, ona kasten çarparak kendi cezalandırmak istediğinde ise tüm f1 kamuoyunu hayret ve dehşete düşürdü. Baskı altındaydı ve verilecek en kötü tepkiyi vermişti. Alması gereken ceza netti, fakat FIA cezayı mümkün olduğunca yumuşattı, hatta Hamilton kafalık sorunu yaşayınca rakibinin de önünde bitirdi o yarışı. Ama bu, tüm eleştiri oklarının Vettel’e çevrilmesine engel olamadı. Sportmenliğe aykırı davranmıştı, Hamilton’u bir anda mağdur pozisyonuna sokmuştu. Lewis; yarıştan sonra Vettel’i ‘çocuklara kötü örnek olmakla’ suçlayıp fırsatçı golcülüğünü yine konuşturmuştu. İngiliz medyası da Vettel’in karakterini acımasızca tartışıyordu. Karanlık tarafı seçen Anakin’di artık O.
Sezonun Hamilton lehine kırılımı oldu belki de Azerbaycan. Daha sonra 3 puan geride geldiği Singapur’da poldeki yerini koruma baskısıyla Verstappen’e kapaklanan oldukça agresif startı Raikkonen’in de bir anda duvarda belirmesiyle trajediye dönüştü. SF70H, W08’den bir iki gömlek yavaş olsa da tırnaklarla kazınıp bu noktaya gelinen sezona havlu atılmıştı.

Ferrari baskısı Vettel’e iyi gelmiyordu.

Bizi Şimdi Neler Bekliyor?

Sebastian Vettel’in gridin en hızlı pilotlarından biri olduğu açık. Çok çalışkan, farkındalığı ve teknik bilgisi çok yüksek, geribildirimleri çok değerli. İşler iyi gittiğinde yenilmez olabiliyor, bu durumda standartlarını koruyabiliyor ve aracından maksimumu alabiliyor. Fakat konfor alanı daraldığında, işler istediği gibi gitmediğinde ve baskı altındayken sabırsız, aynı zamanda belirgin şekilde hataya meyilli.

Bıçak sırtı bir sürüş stili var, genellikle risk alıyor. Nitekim İngiltere’de Bottas’a yaptığı limitteki atağı ve DRS açık geçtiği ilk virajı göz önünde bulundurursak ne demek istediğim anlaşılır. Taraftarlarını coşkudan çılgına çeviren o atak aslında almaktan çekinmediği riskleri de tanımlıyor.

Singapur yenilgisi ile puan farkı 40’a çıktı. Kalan son 6 yarışta alınacak 150 puan var. Matematiksel olarak baktığımızda daha hiçbir şeyin bitmediğini görebiliyoruz. Peki Vettel, Sauron’un Gözü üzerindeyken, yani baskı ve eleştiri bu kadar artmışken hem hata yapmayıp hem de araçtan maksimum performansı alabilecek mi?

Şu ana kadar aldığı riskler genellikle ters tepti ve her defasında ezeli rakibi Hamilton’un ekmeğine yağ sürdü. Bu yüzden belki de yaklaşımını değiştirmesi gerekli. Singapur’da ilk virajda Verstappen ile yan yana gelip normalde burnunu sokmasını beklediğimiz yerde frenleyerek, düzlüğe avantajlı çıktı ve geçişini yaptı. Bu, yapması gerekeni gösteren iyi bir örnek. Yarışlar tek virajda kazanılmıyor ancak tek virajda kaybedilebiliyor, bunu artık anlaması gerekli.

Aksi halde Ferrari’nin sözleşme sonunu bekleyecek kadar tahammülü olmayacak…

30 Yorum

  1. Çok güzel derleme olmuş.
    Baskı konusunda çokları 2012 brezilyayı unutuyordu (o yıl arkadan gelip kazanamazcılara büyük kapak olmuştu:D sonraki yıllarda da çokça kullanmıştık) halen unutan çoktur. Konu belki de sadece baskı değildir. 🙂
    Baskı etken ama baskı ile izah edilemeyecek düşüşleri var bu çocuğun.
    Eh Kimi’nin yıllardır durumu ortada arkasında da Mark Weber gibi biri olmadan kaç psi baskı bu 🙂 eh tabi ki Redbull gibi de bir destek nimetini bir daha bulamaz kişi.
    Benim gördüğüm Seb de Redbull da başlayan genel bir düşüş var. Özel hayatıyla, yaş almasıyla, 4 şampiyonluk toplamasıyla ilgisi var mıdır bilemem. Ancak yaptıkları Redbull da yaptığı ahmaklıklar benzeri pek değil aynı ortam şartlarına sahip değil. Harika deniyor ama azmi de pek okunamıyor Scuderia’da ki ilk yılından itibaren, farkı bu kadar düşük olmamalıydı.
    Lewis’i halen kral tutan kendisi doğrusu, Lewis gibi düzeyini çok kaybetmiş ancak rakipleri dolayısıyla ortaya çıkmayan birinin ayak oyunlarına çok kolay geliyorsa biri eskisi gibi değildir. Böyle düşüş birşeyleri elde ettikten sonra çoğu pilotta olur. Jacques da, Mika da vs olmuştu geçmişte de çok örnek var.
    Ancak adam yokluğundan bu pilotlardan çok şey bekleniyor… Hem seyirci hem takımlar açısından. Ortamın geçmişteki gibi olmayan yeniliksizciliği bu orta sınıfa geçmesi gereken adamları üstte tutuyor.
    Azmi de pek okunamıyor dedim bu iş öyle birkaç harika performans çıkarmakla olmuyor aynı şey günün stratejisi gereği yancı bir genç önünde mercedes tarafından oynatılan Lewis için de geçerli. Ha bu araçlar sebebiyledir o ayrı bir konu. Doğuştan ve uzun zamanla çalışılan yetenekler öyle kolay kaybolmaz.
    Harika adamlar, yıldız isimler öyle 5-10 turdan ibaret kalmaz… Yenilmemekte değildir olay.

    Ha bunlardan, soft şeylerle yüklenmiş makinecikleri finiş çizgisine en önde getiren maymunlar olmasını istiyorlar o yüzden şahıslarına girmek boş iş.

    Takım işi ise, yetiştiği gibi Redbull dışında ki dünyayı göstermiş oldu ona. Yukarda ki gibi Adrian herşeyi gayet net söylemişti. İşte her yaşta lider kalamaz her insan.
    Öbür tarafta da pist dışında ki haliyle ben markayım diye avunan git geller yaşayan biri var. 🙂

    Ferrari öyle adama bmw club da ki gibi sürmeyi, yönetmeyi öğretmez sadece sürme imkanı oluşturur. Sen onu taşıyabilirsen taşırsın. 🙂 Yani bu marka açısından dünyasının geneli böyle ki bu eskiden de böyleydi. İnsanlar Schumacher ile gördüklerini hep olur sandılar. Schumacher’in işi Benetton da kolaydı, McLaren’da da kolay ama eksik olurdu. Ferrari’i sırtında taşıdı adam pek tabi ki nimetini de gördü.

    Ferrari böyledir ancak yine de herkes bu markada çalışmak, yarışmak ister çünkü sıkıntıları kadar karşılıkları da pek boldur. Çoğu cebe… 🙂
    Ferrari, krallar gibi başladığı bu ortamın tarihinde, sürücülerinin yarışmanın dışında ki meziyetlerine de bağlı olarak (bunu size Rush filminde de gösterdiler) her zaman ve mutlaka geride kaldığı dönemleri atlatır, arayı kapatır, geçemese de denklik oluşturmuştur (tabi sadece şampiyonlar kazanır). Fakat bu ara ciddi şeylerle baş etmeyi gerektirir. Öyle herkese 16 yıl şampiyon olamadı sorgusu atmazlar…

    Fernando ve Kimi bunu halledip başaramadı. Felipe dahi nimetini gördü az daha hanesine şampiyonlukta ekleyip kaçıyordu. Rubens’in şansızlığı başkaydı yoksa niteliği bam başka. Irvine’ın anılacak birşeyi yok da Niki, Gerhard, Alesi, Schumacher, Massa bu dediğimi yaşadı ve gördü. Prost’un ki biraz daha farklı bir olay sabrını çatlatan birçok şeyin birikmesi olmuş orada ve markaya geldiğinde, markaya ihtiyacı olmayan zaten efsaneydi. Belki biraz Fernando’a benzetilebilir ancak geçiş benzemediği gibi başka nedenlerle birlikte Enzo’nun gitmesinin artçıl sıkıntılarını çok kısa sürede yaşadı.

    Bu arada baskı yönünden şunu da ekleyelim. Marka da Veliahtı görülen Schumacher, Benetton ve Ferrari’de marka baskısı altında değil kendi baskı ile ilerliyor ve hata yapıyordu. Yani takımın baskısı, kendisinin kendisine oluşturduğu baskının üzerine hiç çıkamadı. Ancak Vettel’in fren testi vakası gibi bazı pilotların bir anlık akıl bunalımı sonuçlu vakaları sonucunda markalarının dahası piyasanın baskını hissetti. Kendi baskısı daha büyük olduğundan da yıllar boyunca basınla mücadele edebildi. Aynı durum son Mercedes kariyerinde de söz konusu. Artık halledemeyeceğini görünce bıraktı eh elde edeceğini etmişliğin de baba rahatlığı var.
    Ayrton’da marka, ortam baskısı yemeden önce kendisi baskı oluşturmuş bir adam. Onun da o yüzden garip hataları var ve kendi ölçütlülüğü daha büyük olduğundan da piyasaya yenilmez böyle adamlar. Yoksa açıkça söylenmeli ki o günlerde ki FIA teşkilatı başka karakterde biri olsa siler bitirirdi adamı. Ki ölümünü silip attılar.
    O yüzdendir ki Senna, Schumacher kapasitesinde adamlar bir daha gelmediğinden yeni yıldız görülenlerin ortama kolay yenildiğini görürsünüz. Tabi bir de globalite yönünden basının da aynı etkide olmaması var.

    O günlerin adamları mühendisler işlerini doğru düzgün yaptıkça ekmeğini taştan çıkaran adamlardı. Çoğu konuda bunun araç farkı örnekliğini gösteriyoruz. Şimdi sürenlere komut veren adamlar mühendisler.
    O yüzden aktif süspansiyonlar vs gelmiyor diye bu maymunlardan çok da beklentiniz olmasın. Basınla uğraşmak kolay olmasa da onların rahatı yerinde. Hatta şehir trafiğinde can güvenlik riskleri de daha yüksek. 🙂 uçak kaza istatistikleri gibi.

    • Ancak adam yokluğundan bu pilotlardan çok şey bekleniyor… Hem seyirci hem takımlar açısından.

      Bu bence çok yanlış.Zamanında sizin gibi düşünen bir grup insan vardı.F1 araçlarını kullanmak çok kolay derdi.İndy Car çok zor da derdi 😀

      Şişirdiğiniz Bourdais geldi ve halini çok acı şekilde gördük.

      Buraya attığınız serilere bugünkü F1 pilotlarını koyarsanız o serileri kazanırlar.Ancak o serinin adamlarını F1 e koyarsanız Lukha Bowdohyer faciası yaşarsınız.

      F1 aracını limitlerde sürmek hala dünyanın en zor işidir, diğer serilere geçen f1 pilotlarının sürekli şampiyon olmasıda kalite farkını yansıtır.

        • Benim attığım videoda görüntü kaskın içinden hatta dikkat ederseniz vizörü görürsünüz, senin verdiğin görüntü kask üstü kamerasından.Tam olarak pilotun ne gördüğünü yansıtmıyor, fakat izleyenler için daha iyi bir konum..

      • Sırayla cevaplara geçelim. Tümüne aynı yerden gitsek iyi olur.
        1. Yanlış birşey yok tümü F1’in parası ve itibarı için buradalar ve sessizler. F1’de yaş ve kariyer uzamasının nedeni de adam yokluğu. 10 yılı deviren adam sayılarını dönemsel çıkarın isterseniz. Alt tarafta da herkesin söylediği üzere yeteneğe göre değil parasına göre eleman seçiliyor. Eh bu yukarıyı hiç ilgilendirmeyen birşey değil.
        F1 ve çoğu motorsporlarının geçmişinde pilotların birleşip isyan çıkarttığı birçok örnek görürsünüz bunları size Senna belgeselleri, Rush filminde felan da gösterdiler okumuyorsanız da.
        Sizi kızdıran şey bu derece ilgilendiğiniz şeyin gerçek seviyesinin ortaya koyulmasının hayal kırıklığı. Burada olay siz değilsiniz ortam, araçların rezaleti. Pek tabi ki onların sürenlerin ilgi seviyeleri.
        1,5. Pilotların terlemelerini, araç hakimiyetlerini değil saç stillerini, zihni-psikolojik durumlarını konuşuyorsunuz artık dikkatinizi çekerim.
        2. Çok eskilerde dediğiniz gibi söyleyen insanlar yoktu sonradan var oldu. Bunları da pilotlar oluşturuyor seyirci değil. Pilot birşey diyorsa seyircinin görüsü önemsizdir. Hakeza ben Indy deneyen Senna’nın, Mansell’in bu araçlar çok kolay dediğini hatırlamıyorum. Daha modern zamanlardan zıt örnek ise F1’in itibar sahibi Montoya örneği ortada.
        3. Fernando, Indy de 30 araçla düz gitmenin zorluğunu yaşayarak gördü. Kimi de Ralli’nin nasıl birşey olduğu zorluğunu…
        Yıllar boyunca her serinin kendi içinde zorluklarını ve insan-pilot denilen şeylerin farklı serilere yatkınlığını anlattım. Ve dedim ki biri F1’de kariyer elde etti diye dünyanın en iyi pilotu olmaz unutun bunu. 15 yıldır söylüyorum. F1’de ticari, politik şartları yakalayamamış silinmiş binlerce pilot var tarihinde. Mesela F1’de tutunamamış japon birisi Drift’in icatçısı kabul ediliyor. Yani m.sport dünyası F1’den ibaret değil. Pilotlar da böyle görmüyor. Dümdüz Mercedes’lerle yarışmış Senna ve eski efsaneler gibi.
        Yine zıt taraftan F1’de tutunamamış gözlüklü Sebastian en güzel örnektir. Lemans zaferleri var adamın. Bu F1’in yetenek düzeyini değil politik ortamını sorgulamayı gerektirir. Bugün Lemans vs başka yerlerde kariyer hedefleyen yaşlanmış yada keyf, hedef gelirini alamayan birçok F1 pilotu var.

        4. Verdiğim örnekler kazanamadıklarını ortaya koyuyor. Mesela sadece bireyler değil kurumları için de geçerli Amerikanın ileri takımlarından HAAS’ın F1’deki durumu ortada. F1’in Scuderia’sı da LMS ve GT Class’ların tek hakimi değil malum…
        F1 e herkes başka serilerden geldiği, yükseldiği için Badoer örneğiniz çakar.
        Mesela geçmişte F1’de iyi olup da rekabet seviyesinden F2 de çakan pilotlar oldu.
        Yani mukayese yaparken serilerde ki rekabet ve hangi şahıslar olduğu konusu da her zaman önemliydi.
        F1’in harikası Seb ve Michael’ın bir show olan RoC da dahi yenilebildiğini biliyorsunuz.
        Kimileri küçülmemek için oraya gitmiyor bile. 🙂

        5. Yine bir biriyle çelişen örnek. Diğer serilerde hep şampiyon oluyor F1 pilotları ama Sebastian nedense küçük bir isim. 🙂 Kimi’nin WRC şampiyonu olabildiğini bilmiyorum. 🙂
        Zira mevcut sürüşün kolay olduğunu yine pilotlar söylüyor biz değil. Babaanne lafını biz çıkartmadık. Evet, Indy de şu tip şeyler var diyenler de yine lisans sahibi pilotlar.
        Video’daki titreşim den dolayı zorluk gibi geliyorsa size yanılıyorsunuz derim. Video da gayet sıradan bir sürüş var. Bulamazsınız da geçmiş makinelerin aynı açıdan kaydını görseniz farkı açık görürdünüz.
        İlgili bir kıyas değil ama yine Monaco da çok eski, tarihi zamanlar denilen zamanların onboard turlarını bu siteye atmıştım. Bakarsanız mevcut hybrid’lerle kıyaslanamayacağını görürsünüz.
        Zira başkaları ve Trulli’nin dediği gibi de bir sprint ortamında full throttle kullanılmayan araçlar kendi içinde full throttle kullanılan devriyle dahi kıyas edilemez.
        Aerodynamics tek başına sürüş zorluğunu belirlemez.

        6. Amerika ile kıyaslamaları çoğu zaman yanlış şekilde yapıyorsunuz. Geçmişte yoktu ancak artık dev altyapı farklılıkları var. Kısa kısa; usa da çok kolay bir şekilde dragster takımında yer alabilirsiniz, bir NASCAR aracı sürmeniz sizin için bile imkansız değil. Orada daha kolay bir kariyer zorlaması var.
        F1’in eski efsanesi Cosworth farklı kökenli ancak Amerika da oluşmuş, yetişmiş bir markaydı. Yıllardır anlatıyorum mühendislik kaynaklı değil F1’in herşeyden farklı Bernie’nin ticari uygulama ve FIA’nın eu avrupa otomobil kültürünü teşvik edici şartlarından ibarettir görün şunu artık. F1 başarısız olmuş batmış el değiştirmiş bir marka farkındaysanız. Bunlar başarısız olunduğunda yaşanabiliyor. Indy de CART dan batış ile yola çıkmıştı. Geçmişte EU ve USA federasyonları ortak yarışlar düzenliyordu… F1’in özniteliklerinin tabi ki farkında olacağız, olacaksınız ancak diğer dünyayı da öğrenin.

        7. Bir kariyerde olabildiğince süreklilik asli bahistir. Kimse ise sonsuz sürekli ve malum yenilmez değildir. Rekabet olmamasından üst sahnede kalma yanılsamalara sebep olur. Bu Schumi, Prost için de geçerli.
        Saf hız yarış sanayisinin en boş muhabbetlerinden biri. Hem otomobil, makineler hem de sürücüleri için geçerli. Saf hız izahlı şeyler sadece sabit setup’lı şeyler ve timetrial gibi tekil turlu şeylerde işe yarar sadece. Endurance platformlar da zaten işe yaramadığı gibi, F1 gibi çok uzun turlu, pit geçiren, sürüşte setup değiştirilen sprint yarışında dahası uzun yılları içine alan kariyerde bir işe yaramaz. Daha base, basit setuplu yükselme open wheel ortamlardan gelenlerde bu yıllardır görülüyor.
        Lewis çok daha yetenekli olabilir bilemeyiz elimizde yeterli done halen yok, çok iyi bir sürücü olduğu belli ancak Lewis, Schumacher, Rubens, Senna’nın sürdüğü manuel makineleri sürmedi…
        Aynı şeyi söylüyorum hep Schumacher’i de 2. kariyerinde parlak tutan düzey rekabetsizliği idi 🙂 bu yanıltır çoğu zaman.
        İşte benim söylediğim de budur Seb, Lew, Kimi almış kimsesiz ortamı öttürüyor, parasına para katıyor. 🙂 Rekabetsizlikten yaş almış Fernando’nun becerileri gerilemiş mi gerilememiş mi onu bile göremedi insanlar.
        Ha bir de Lew’in pist dışı hayatı Michael’a değil daha çok Ralf’e benziyor. 🙂
        Lakin muhteşem bir hayat, karakter yarış şampiyonluklarını getirmez. 🙂

        8. Son: son defa ve tekrar diyorum. Geçmişi, geçmişlerini unutun. Geçmişten kimi getirirseniz de getirin değişmeyecek. Ben bunları Schumacher’in son kariyerinde de, Kimi düşmeye başladığında da, Lew felipeyle çarpışan arabacılık oynadığında da anlatmaya çalışıyordum bu iş gerilemedi, düzelmedi hakeza çok daha ilerledi.
        Velhasıl eğitilmiş, seçilmiş maymunlardan daha fazlası olmayan bu adamlara bu kadar kafayı takmayın. Uzaya gönderilen maymunun kendisi açısından yapabileceği birşey yoktu. Bu lafta bana ait değil ha, sadece bir hatırlatma. Daha önce de söylenmişti ör williams fw15c….
        Tarihte direksiyonun ortasına baktığı, ortasıyla oynamak zorunda kaldığı için yoldan çıkan pek adam bulamazsınız. Hakkında babaanneler yorumu yapılan zamanları da bulamazsınız. Bütün bunlar sadece birkaç controller’lı atm V10 görmüş bu adamların suçu değil. Ancak prim gayreti onların suçu derim.

        • *Pilotların uzun yıllar yarışabilmesinin nedeni, kendilerine iyi bakmaları.Profesyonel fizyoterapistleri ile, yaşlanmadan dolayı olan performans düşüşünü az yaşamaları veya yaşamamaları.
          *Montoya hakkında net birşey söylemek zor, herhangi bir başarısı da yok.Kimi karşısında ki performansıda malum.
          *Benim bahsettiğim burada şu, F1 pilotunu hangi seriye koyarsanız koyun sırıtmaz.Tabi bahsettiğim Rally gibi tamamenb farklı tarzda olan bir seri değil, pist yarışlarından bahsediyorum.Ancak diğer serilerde yarışan pilotlardan herhangi birini getirin takım arkadaşından en iyi şartlarda 1 sn, en kotü şartlarda 2 sn yer.
          *Diğer seri kesinliklle Ralli olamaz zaten, ama onda da Kimi’nin ufak tefek başarılı olduğunu gördük.Ralli pilotunu getirip koyalım F1 aracına, bakalım nasıl madara oluyor.
          *Saf hız bir pilotun şampiyon olmasında ki en büyük etkendir.Sıralama performansı iyi olmayan hiçbir pilot şampiyon olamadı birkaç istisna belki çıkar dominant araçlarda..

          • Bak baz aldıkların bana göre çok kalıtsal yorumlar yada hatalar içeriyor.
            – Evet bu önemli bir gerçeklik. Ancak asıl kastettiğim pilotların alttan gelen rekabet ile tehdit edilmemeleri. Fiziki zorluk şartları ise tam tersi şekilde değişti. Eski makinelere tüm insanların çok erken ve geçkin yaşlarda dayanma gücü yetmeyebiliyordu.
            – Sırıtmaz kısmı bence bir kabulsel çıkarım. Tüm herkes şampiyona yönünden aktif sınıflara adaptasyon geçirmek zorunda. Çok nadir insanda bu kolay halloluyor. Fernando da bunu yaptı ve kapasite hızını gösterdi yarışmanın da daha farklı birşey olduğunu gördü tabi ki. Sırıtabildiğini de Montoya’dan görebildik zıt örnekliğini de Kimi’de mesela, Senna hakeza. Burada mesela çelişen durum Sébastien Bourdais bu çocuk F1’de sırıttı birilerine ama diğer serilerde sırıtmadığını gördük.
            RoC ortamı daha olağan araçlardan oluşuyor bu yüzden tüm seviye pilotların pek hazırlığa da ihtiyacı olmuyor. Fakat şampiyonalar farklı.
            Tabi yine de herkesin her araç tipine hızlılığı ve adaptasyonu aynı değil.
            – İşinize gelmeyince Rally’i ayırmayın valla 🙂 Rally’de de tamamen asfalt etap var. Her makine diyorsak bunlar da sonuçta yarış makinesidir. Bunlar da otomobilden bozma şeyler ise pilotların yetiştiği alt open-wheel serilerinde de binek motorları oluyordu çok zaman. 🙂
            Kimi bir pilotun sezon içerisinde ne kadar hızlı adapte olabildiğine en güzel örnektir.
            Diğer üstat isimler Rossi ve Löeb yanlış hatırlamıyorsam F1 testlerinde 1-1,5 sn yavaş kaldılar bu büyük farkmış gibi göründü ancak uzun adaptasyon süreci geçirmediklerini unutmayın.
            Bu yüzden F1’in hızlı öğüten şartlarını da başka yerlerle kıyas etmeyin. Mesela F1 kimseye Indy’nin Alonso’a sağladığı geniş şartları sağladığını ben görmedim.
            Hakeza adil değiller F1 pilotları yıllarca open-wheel ve benzer takımlar ölçeğinde tecrübe ediniyor. Rally pilotları da alt sınıf kapalı şasileri ile…
            – Dediğim gibi saf hız çok kullanılan ama çok göreli birşey. F1’de pek çalışmadığını fark edemiyoruz. Bu kart gibi şeylerde hızlı çalışır genellikle. Bunu baş şartlara koyarsanız F1’in setup oluşum kaabiliyetini pek izah edemezsiniz kimseye. Zira geçmişte araçlar toplanır toplanmaz pilotlar pistlerde teste aktif setup’a çıkıyordu bu yazılıma kaydırıldı.
            Özelleştirmenin zor olduğu gibi zıt örneklemeler de her zaman çıkar bakış paralellerini belirlemek lazım.
            Mesela 2007 sezonunu alalım. Malum şampiyon Kimi’nin 3 pole’ü, Felipe’nin ise 6 var. Hızlı turlarda ise ikisi 6 ile eşitler. Massa 1002, Kimi ise 982 tur dönmüş toplamda. Kimi’nin 6 zafer, Felipe’nin ise 3 var ve puan farkları da biliniyor. Yani en fazla pole alınmadan da şampiyon olunabiliyormuş demek ki F1 böyle bir seri.

      • Hamiltonun bence saf hız açısından Şumiden hiçbir eksiği yoktur ve fazlasıda olabilir.

        Ancak Şuminin Hamilton’a göre hız haricinde çok fazlası var.Saysak bitiremeyiz.Fakat Senna ile Hamiltonu karşılaştırabiliriz.İkisininde iş mentalitesi benzer gibi.

        Şumi ile karşılaştırılabilecek henüz pilot yok.Bence pist dışındaki fazlasıyla Şumi 1 numara

        • F1 aracı limittw dünyanın en zor sürülen aracıysa neden Lewis rezil olacam diye RoC’a katılmıyor? Bu adamlara her zaman davet gidiyor. Massa-Button ve daha niceleri katılmış. Ralli şampiyonundan tur Le MAnslara hepsi geliyor. Neden? Çünkü onlar yeteneklerine güveniyor. Saydığınız adamlar katılsaydı da görseydik hızı. Mesela yenilerden Ricciardo katıldı, rezil oldu. Seb e de büyül saygım var bu konuda. Bu gibi organizasyonlar da pist dışı sayılmaz.

          Bir kere Schumi ile kiyaslamak tamamen saçmalık. Schumi ile Lewis karsilastirilmaz. Nerede 90’ların araçları, nerede 2000lerin araçları. Adam iki farklı çağda F1 de herkese toz attırmış. Karşılaştırırsan anca Senna olur, onuda bn ikiye koyarım. Erken veda etti çünkü.

          • senna da iki önemli dönemde sürdü 80 turboları ve 90lar.
            bu konuda efsane prost. atmosferik yer etkili, turbo yer etkili, turbo eteksiz yer etkili, turbo düz, atm düz sürdü tabi bunların hepsi manuel vites. sonra 90lar var oto vites atm motor, tc ve absli araçlar sürdü.
            ve 80ler sürüşün en zor olduğu yıllar. Laudanın ağzından; yer etkili otomobilleri kullanırken gerçekten bir viraj dönme tekniği yoktur, aracı viraja sokun ve olabildiğince hız taşıyın. bu otomobillerin viraj limitlerini bulmak imkansız.
            GillesV ağzından; sürmeyi ne kadar çok sevdiğimi bilirsiniz, ama bu lanet otomobilleri sürmekten nefret ediyorum. direksiyon komik derecede sert. süspansiyonlar o kadar sert ki kafamı sağa sola vurmaktan, bacaklarımı demirlere çarpmaktan bıktım. önünüzü göremediğiniz anlar oluyor ve çoğu zaman görüntü bulanık oluyor. (82 yılında etekler yasaklanınca süspansiyonlar çok sertleşmişti.)
            Mansell; turbo otomobiller roket gibiydi, onları sürmek için gerçek bir erkek olmalıydınız, otomobilleri sadece pistte tutmaya çalışıyorduk.
            78-83 arası turbo+graund effect siz düşünün 😁
            senna 90larda indycar test etmişti ve gerçek bir otomobil sürmeyi özlemiştim demişti. anlatılana göre testten sonra sürüşü çok iyi yorumlamış ve herkesi şaşırtmış. downforce un difüzörden kanatlara kaç km hızda geçtiğini, kanatların kaç km hızda çalışmaya başladığını felan anlatmış. ayrıca diğer pilotlara göre daha çok sliding yapıyormuş. otomobile alışması sadece birkaç tur sürmüş.

            • Yazılanları görünce bu araç türleri ve dönemselliği konusunda bir yazı hazırlamak geldi aklıma ama bilmiyorum yapabilecek miyim. 3 yada 4 sınıfa ayırmak lazım. Bana göre 80 sonuna kadar olanlar tek. Turbo’lar farklı gibi görülüyor ancak pek ayrımı yok onların. 90’lar, 2000 başı ve ortasıyla bugün.
              Asıl tema bugünün nasıl yapay olduğunu daha iyi ifade etmek.

              • Bana göre salt turbolar için değil ama 80ler ortasından itibaren 70lerden farklıydı derim. Araba tiplerinin değişmeye başladığı zamanlar motorlar kapanıyor, yerden yükseklik azalıyor. Bir yazı hazırlarsan keyifle okuruz. Arada yer etkisi kullanılan yıllar var pek izah etmek mümkün değil. Yer etkisini anlamak için uğraştım ama bahseden de yok gönül isterdi ki lauda prost bir kitap yazsın okuyalım.

            • Bu süspansiyonların sertlik muhabbetini okuyunca günümüzde ki Ferrari’nin hala klasik sert süspansiyonlarla yarıştığı geldi aklıma. O yüzden her gelen pilot Ferrari aracını bir Mercedes ve RedBull aracı gibi kullanamadığını söylerim. Senna mı prost mu? Senna 😂

              • o dönem mecburen sert yapılıyordu ama, şasiden tutarlı bir roll burulması kazanabilseler susp. kullanmayabilirlerdi. go kartlarda gövde esnekliği olduğu için kullanılmıyor mesela. ama az da olsa en azından virajda tekerleklere yükü istenilen şekilde dağıtmak için kullanmışlar. 82 sezonunu izleyip 83’e geçince hoplayan zıplayan leylek gibi arabalar görüyoruz 😁 keke rosberg in 360 derece spini vardır o yarışı izledim, komik bir gidişi var arabanın. efsane mi gerçek mi bilmiyorum ferrari sürmek zordur derler.
                senna mı prost mu? hamilton 😁

  2. Yazı için eline sağlık Onur abi süper bir analiz olmuş.

    Puansal anlamda bakarsak 2009’dan sonra Vettel sırasıyla son altı yarışa;
    2009’da 25 puan geride başlamış, 2010 sezonuna 31 puan geriden gelmiş, 2011 sezonunda zaten aracın gücüyle Ferrari aracını kıyaslayamayız fakat 112 puan farkla önde gelmiş. 2012 sezonunda Fernando Alonso’dan 29 puan gerisinde bulunmuş. 2013’de gene baskın bir araçla 60 puan farkla önde gitmiş.

    Gelelim altın çağlarından sonra Parmak Çocuğun istatistiklerine, 2014’de 132 puan geride olan Vettel takım değiştirdiği ve iyi başladığı 2015 sezonunda 49 puan geride kalmış. 2016’da 120 puan geride olan Sebastian bir sonraki sezon belki de şampiyona da canına okuyan Singapur’un ardından 28 puan geride kalmıştı. Oysa ki İtalya’da Lewis Hamilton ile aralarında sadece 3 puan bulunmaktaydı.

  3. Vettel Kimi’den sonra en sevdiğim pilot.Takım arkadaşı olmasına rağmen şampiyon olsa çok sevinirim.Kimi’de başkası şampiyon olacağına Vettel’in şampiyon olmasını isterim demişti 2012 sezonunda.

    Vettel şartlar uygun olduğunda Hamilton dahil her pilotu yenebilir.Lider başladığında onu devirmek çok zor.Spa gibi ikinci başladığında bile Hamilton’u devirebildiğini gördük.Ancak ne zaman ne yapacağı hiç belli olmuyor.Bu hataları da Ferrari asla affetmez.Ferrari nasıl olduğu ile ilgilenmez sonuç bekler.Bence takım ile arasındaki en büyük kırılma geçen sene Azerbeycanda yaptığı aptalca hareketti.O günden sonra Ferrari yönetimi Vettel’e biraz kızdı.Ve bu sezonki pilot değişimi sürecinin başlamasına sebep olan etkenlerin başında geliyor.

    Dediği gibi, Ferrari’nin bugünkü durumunda Kimi ile Vettel büyük rol oynuyor.Onların arasındaki uyum, araçtan istediklerinin benzer olması.Geri bildirimlerin nokta atışı olması vs.vs.

    Aracın her sezon istikrarlı şekilde paket o0larak gelişmesinde ki en büyük etken Vettel ve Raikkonen.Ferrari’den biri kopuyor, kimi karakter olarakta takıma sorun çıkartmayan bir pilot.Bu değişimin mutlaka olumsuz etkileri olacaktır.

    Konuya gelirsek, Vettel bu sene şampiyon olabilecek, kendi işini kendi görebilecek bir pilot.Bir momentum yakalarsa affetmeyecektir.Ancak iş kendisinde bitiyor tamamen..

  4. Tam aradığım türden bir analiz, derleme ve fikir toplaması, Onur Tezoğlu’dan başkasından görmeniz zor bir yazı. Eline, aklına, fikrine sağlık.

    Vettel’in sürüş stili ve kafa yapısı nihayet bir kalıba oturmaya başlıyor. Red Bull’daki şampiyonlukları onu belki de hiç olgunlaştırmadı, Ferrari’de çağ atladı adam. Hala birkaç konuda eksik. Ama kim tam ki? Kendine en komple diyen Alonso bile her fırsatta sağdan soldan faça veriyor ve ikiden fazla şampiyonluk kazanamadan, düzgün takımlarda yarışamadan, hatta istenmeden spora veda ediyor. Vettel’in de mükemmel olmasını beklemek saçma olur. Onu böyle kabul edeceğiz.

    Twitter’da bir habere yorum atarken taktığım kancanın Onur’un içini bu kadar iyi dökmesine neden olacağını bilseydim…. daha önce takardım!

    Red Bull yıllarından başlayıp, unuttuğumuz yarışlara (ve hatta Alonso’nun benzer mücadelelerine) değinip her şeyi akıcı bir şekilde anlatmış ve her şeyi gözlerimizin önüne sermiş. Tekrardan eline sağlık.

  5. Offff. Bir şey diyimmi. Bu yazıdan sonra dükkanı kapatıp gitsin. 😀 Şampiyonluklarda hiç Ferrariyi suçlu bulmayın. Mekanik arızalar veya strateji problemleri olabilir ama pilotun bu kdr kolay hata yapması kabul edilemez. Hamilton 2017 da motor patlattı ve kaybetti. Geldiğimixz noktada ufak hatası yok. Hatta Lewis ilk yarışlar bile bariz dağınıktı ancak hiç hata yapmadı. Vettel’in bazi ciddi hataları olmasa riskli pilotları severiz. Hakkıyla kaybetse lafımız yk.

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]