Ron Dennis, yarış arabalarının ve takımı taşıyan araçların nasıl göründüğünü önemseyen ilk takım sahibi değildi. Ancak 1971’de kendi kaderini kontrol etmek için attığı ilk adımlarda, maddi çıkarlar etrafında birleşen bir grup uyumsuz insanlar sebebiyle, ‘tüyleri yeni çıkan’ takımı ayakta kalamadı.

Profesyonellik Formula 2’de nadir görülen bir öncelikti ve 23 yaşındaki aşırı detaycı Ron için bu çok önemliydi. Çıraklığını Cooper ve Brabham da F1 mekanikeri olarak tamamlayan Dennis’in içine motor sporlarının kiri işledi; yine de, bir hedefe odakladığı ihtirası onu temiz bir havaya sürdü, temiz ellere değil.

‘Bay evrak çantası’ ile alay etmek çok kolaydır; ama son gülenin kim olduğunu hepimiz biliyoruz.

Ron’un McLaren’deki ilk sekiz yıllık yönetimi, geçmiş ve şimdi arasında temiz bir hava yarattı. 1970’lerde kurucu Bruce’un tırnaklarıyla kazıdığı, Teddy Mayer’in geleneksel ve başarılı, ama kısıtlı kalan yönetimine gelmişti. Dünya şampiyonu olup, teknik öncülük yapan McLaren’in durumu, basamakları hızla düşüp orta sıralara gelmesi –bazen daha kötü- yeni on yılda meydana geldi. Şimdi bir zamanlar liderlik ettikleri yeri takip ediyorlar. Görünürde devasa ‘yer etkisi’ aerodinamiğini Lotus, Williams ve Ligier gibi çalıştırmaktan acizdiler.

Fakat Dennis tempoyu değiştirecekti, yine –bazen kulak tırmalayan- kendi melodisiyle. Bu gururlu, aksi, titiz ve dürüst liderle McLaren, oyunu değiştirdi. Baş düşmanı Frank Williams gibi Dennis’de imparatorluğunu kurabileceği cephaneye sahipti, çünkü son on yılda çekilen zahmet ona zor dersleri öğretmişti.

Ron hakkında bilmemiz gereken bir şeyde, ‘Rondel Racing’ takma adının onun ilk dünya dominasyonu denemesi olduğudur. İsim, kendi adı ve kurucu ortağı Neil Trundle’ın soyadından oluşan beceriksiz bir birleştirmeydi; ancak Rondel söylenişinden daha sofistike bir kuruluma sahipti.

Bir seneden biraz daha fazla süre içerisinde takım, altı araçla Formula 2’de yarışmaya başladı. Üstelik Graham Hill, Tim Schenken, Bob Wollek, Carlos Reutemann ve Jody Scheckter gibi ünlü yetenekler karmasıyla. Ancak çok uzun sürmedi. 1973 yılında global yağ krizi sebebiyle Motul’un çekilmesi, Rondel’in pabucunu kaybetmesine sebep oldu. Dennis çok büyük yıkıma uğramıştı.

Yeni bir takımı nasıl kurdu? İlk olarak ‘Project 3’ adıyla bir takım kurdu ve bunu sonra ‘Project 4’e çevirdi. Böylelikle –dikkat etmek isteyen herkese- kendi ihtirasını göstermiş oldu.

Marlboro’da ki John Hogan kesinlikle dikkat etti. Tim Schenken aracılığıyla arkadaş oldular ve Avustralyalı para adamı, tütün devi Philip Morris’e geçmeden önce, Motul’a aracılık yaptı. Birkaç sene içerisinde Hogan, Mayer yönetimindeki McLaren’in çöküşünü gergin bir biçimde izledi.

Project 4, BMW’nin Procar M1 GP destek serisi için arabalar üreterek oyunun büyüttü. Procar, Dennis’i şirketinin F1’e hazır olduğunu ikna etti, ama nasıl? Başlangıçta Dennis, Marlboro’nun Project 4 için McLaren’i terk edeceğini umut ediyordu. Ama tütün devi bu ‘‘ihtimali’’ düşünebilmek için çok fazla para yatırmıştı.

Bunun yerine Hogan, Ron’un McLaren’e ortak olmasında aracı oldu ve 1980 de bir birleşme sağladı. Mayer’in durumu kabul etmekten başka çaresi yoktu ve iki sene içerisinde hisselerini satarak, temiz bir başlangıç için Indycar’a geçti. Dennis, Marlboro’nun yardımıyla onun hisselerini satın alarak, McLaren’deki kontrolü ele geçirdi.

1970’lerde Bruce’un rüyasını canlı tutmak için kimse Mayer’den daha fazlasını yapmamıştı, ancak Amerikalı artık takımın üyesi değildi. Buna karşın Dennis, teknik ve ticari patlamanın zirvesinde olan motorsporu ile mükemmel  bir uyum yakaladı. İlk zeki hareketi ve F1’in evrimi için muazzam öneme sahip olanı, Indy 500’ü kazanan Chaparral 2K (yer etkisi) tasarımcısını işe almaktı.

John Barnard eskiden McLaren’de Gordon Coppuch emrinde, oldukça başarılı M23 üzerinde çalışmıştı. Şimdi geri döndü ve öncekinden farklı olarak bu sefer ortaktı. Çıraklık döneminde gerçekten iyi hizmet etti. Barnard, McLaren’i keşfedilmemiş bölgelere yönlendirmek için Dennis’e katıldı. Ne kombinasyon? Yanıcı, ama kesinlikle potansiyele sahip.

Başlangıçtan itibaren, şu anda Ron’un memleketi Woking’de ki binada bulunan McLaren International, cesurdu.

Karbon fiber, yarış arabası tasarımlarında kullanılmaya başlanmıştı; özellikle Procar BMW’nin arka kanadında. Ama bütün şasiyi karbon fiberden yapmak mümkün değildi. Yoksa mümkün müydü?

Barnard’ın imkânı ve vizyonu olan bir şirket arayışı beyhudeydi. Daha sonra, çıraklığını Amerika’da Hercules Uzay Şirketi’nde tamamlayan, gelecek vaat eden mühendis Steve Nichols’ı işe aldı. Herkül’e yakışır bir mücadeleydi. 1981, MP4 veya Marlboro –McLaren değil- Project 4 için uzun vadede çığır açan bir sonuçtu. ‘’Kazanabilseydi daha iyi olurdu’’ risk altında anlaşılır derecede gergin olan Hogan’ın tepkisi oldu. Hogan, Dennis için risk almıştı ancak bunun geri ödemesi yapılacaktı.

Yine de hemen yapılmadı. Barnard’ın hassas mühendislik anlayışı ve tasarımı üzerindeki kontrolü F1’e tamamen yeniydi, ancak sezon ortasında umut vermeye başladı. 1979’da McLaren’e katılan Kuzey İrlandalı John Watson, İspanya’da üçüncü, Fransa’da ikinci ve zorlu İngiltere GP’sinde birinci oldu. Koşullar ne olursa olsun, McLaren üç-buçuk yıl sonra ilk galibiyetini alıyordu; ‘’Wattie’’ için beş yıllık kuraklık sona erdi.

Cevherin (karbon fiber) bir kazada ufak parçalara ayrılmasından korkuluyorken, Barnard’ın MP4 serisinin fazileti ortaya çıkacaktı.

Sürücü dizilişleri konusunda Dennis ve Barnard, Marlboro’nun Andrea de Cesaris’i –ya da ‘de Crasheris’, 1981’de acımasızca bu lakap takılmıştı- işe alma konusundaki ısrarına her zaman kızdılar. Ancak Watson güvenebilecekleri bir adamdı. Gelecek iki sezonda McLaren için üç yarış daha kazanacaktı; hem de 1982’de Detroit’de on yedinci başladığı ve 1983’de yirmi ikinci başladığı Long Beach yarışlarını, ‘geçiş ustası’ şöhretiyle birlikte kazanarak.

O da 1982 Dünya şampiyonası için bir adaydı, ancak yine de Dennis ve Barnard’ın hak ettiklerini hissettiği, en üst seviyede, oyun değiştiren yetenek olarak görülmedi.

Project 4, Niki Lauda tarafından Procar’da sürülmüştü. Ron, 1979 sezonu ortasında Brabham’da iken emekli olan Lauda’yı F1’e geri dönmeye ikna etmek için çalıştı. Lauda’nın yönetmesi gereken bir havayolu şirketi vardı ama F1’in henüz bitmemiş bir iş olduğunu fark etti ve Dennis’in Donington Park’ta bir MP4’ü gizlice test etme fikrini kabul etti. Günün sonunda ‘evet’ demesi, Ron’u bile şaşırtmıştı. Dönüşünün ardından, 1981’in üçüncü yarışı olan Long Beach’i kazandı. Lauda, McLaren’de dört yıl kaldı, 1984 yılında kendisinin üçüncü, McLaren International’ın ilk şampiyonluğunu kazandı. James Hunt’ın ‘’eski’’ McLaren için kazandığı 1976 şampiyonluğu, bir asır önceymiş gibiydi.

Dennis, fiziksel ve mental hazırlıklar için çektiği zorluklar sebebiyle Avusturyalıyı hep methetti. Neredeyse üç yıllık ayrı kalışında, F1 her zaman olduğu gibi yoluna devam etti ve Lauda karakteristik olarak, bunu fark edecek kadar dürüsttü.

Böylece adapte oldu, özellikle Ferrari günlerinde Lauda bir kıstasdı, (1975’de 9 Pol Pozisyonu) bu sefer değildi. (1984’de 0 Pol pozisyonu) Ama hala jilet gibi keskin yarışçı beynini kullanabilecek kadar da hızlıydı. Sadece yarım puan farkla, yeni takım arkadaşı Alain Prost’u yendi. Yarım puanlık fark, üçüncü şampiyonluğunu ‘’en iyisi’’ yaptı ve Prost’un kalitesini ispatladı.

Alain Prost, 1979 senesinde Mayer idaresindeki McLaren için sürmüştü. Henüz F3’te yarışıyor olmasına rağmen, çarpıcı test performansıyla kendi koltuğunu kazandı. Fakat 1980’de nefret içinde takımı bıraktı ve Wattie’ye, ‘’Mayer’in Watkins Glen’de süspansiyonu kırıldığında, kendisini suçladığı gerekçesiyle ‘’ bu takıma asla geri dönmeyeceğini söyledi.

Renault güçlü turbo motoruyla Prost’u çağırıyordu. ‘’Marlboro’’ Prost’un gitmesine izin verdi; ancak aradaki bağları kopartmadı. Prost, Renault ile şampiyonluğa ulaşabilirdi, ama kronik motor sorunu ve uyumsuzluk hayatı katlanılmaz hale getirdi. Dennis, Mayer’in Prost’u tutamamasındaki başarısızlığına çok sinirlendi ve –Lauda’da yaptığı gibi- Prost’u yeniden takıma katmayı kendine görev edindi. Renault ile ayrılığın ardından, komik bir şekilde Prost’un 1984’teki maaşını Renault ödemek zorunda kalmıştı. Dennis bundan zevk aldı.

Alain imzaladığında, Niki çok mutlu değildi. Bu hareket Watson’ın beş yıllık işini bitirmişti. Niki, bu yamuk burunlu ve dağınık kıvırcık saçlı küçük herifin, kendisinden daha hızlı olduğunu biliyordu. Bu da tam Barnard devriminin payına düşeni ödediği zamandı; yapbozun son parçasının eklenmesiyle birlikte.

Barnard ve Dennis, başlangıçtan beri turbo motorun gerekli olduğunu biliyordu. Barnard gibi mükemmeliyetçi birisi için ‘’al kullan’’ tarzı, hiçbir zaman yetmeyecekti. Kendi katı parametrelerine göre yapılmış bir araba istiyordu. Bu durum Dennis’i Porsche’ye götürdü. Porsche o zamanlar süper başarılı 956 üzerinde çalışıyordu ve pahalı F1 programı hiç ilgilerini çekmiyordu. Ama McLaren’e V6 müşteri motoru satmak işlerine gelirdi. İyi ama  motor parasını kim ödeyecekti? Techniques d’Avant Garde (Büyük genişlikte bir şirketler topluluğu) ile yaptığı antlaşma, Ron’un hayatının en önemlilerinden birisi olacaktı.

1983’ün ortasındaki TAG motoruyla sallantılı startın ardından, 1984’te Prost, Lauda ve MP4/2 uçmaya hazırdı. On altı yarışın, on ikisini kazandılar. Prost yedi, Lauda beş kez.

Prost hızının sınırlarında olmasına rağmen, Lauda’nın yüksek zekası farkı yarattı. Yağmur sebebiyle erken biten Monako GP’si, tarihin en yakın şampiyonluk mücadelesine sebep oldu, sadece yarım puan.

1985’e geldiğimizde, yarış kazanmaya sistematik yaklaşımından ötürü ‘’Profesör’’ olarak anılan adamı kimse durduramadı. Kendinden önce Juan Manuel Fangio ve Jackie Stewart gibi Prost, yarış kazanmanın en yavaş yolunu iç güdüsel olarak anlamıştı. ‘’Yavaş gitme’’ aleyhinde konuşanlar tarafından kullanıldı, ancak unutmaya meyilli oldukları şey, onun hala göz kamaştırıcı şekilde hızlı olduğuydu.

Prost 1980’lerin ortasında en iyi pilottu ve sonunda 1985’te hak ettiği şampiyonluğu kazandı. GP yarışçılığı Fransa’da doğmuştu ama Fransız bir F1 şampiyonu yoktu; Alain Prost ilk ve tek –hala- Fransız şampiyon.

Prost o kadar acımasızdı ki 1985 şampiyonluğunu iki yarış kala ilan etti. Beş yarış galibiyeti dominasyon sayılmazdı ama Lauda’dan nasıl şampiyon olunacağını öğrenmişti. Aynı metodu 1986’da da tekrarladı ve Williams pilotları Nelson Piquet ve Nigel Mansell’in takım içi mücadelesinden faydalanarak, şampiyonluğu ellerinden aldı. O sezon şampiyon olamayacaklarını düşünenleri, açık bir şekilde hatalı çıkardılar.

Barnard, Ferrari’ye gitmek için McLaren’den ayrılıyordu. O ve Dennis aralarındaki ilişkiyi artık yürütemiyordu. Yükselen bir yıldız, Prost’u tehdit ediyordu ve tüm bu olanlar McLaren’deki huzuru sonlandırmıştı. Prost’un çifte dünya şampiyonluğu süresince, Ayrton Senna toplam on altı pol pozisyonu almıştı. Ancak bunların sadece dördünü galip bitirebilmişti ki, bu da Lotus aracında bir sorun olduğuna işaret ediyordu. Devasa potansiyelini kullanabileceği bir takıma gitmesi gerekiyordu.

1987 yılı Honda motorlu Williams’ın dominasyonu ile geçmişti. Dennis tedarikçi değişikliği için bir zekice hamle daha yaptı. Honda’nın fabrika motoru duruyorken, Porsche’nin müşteri motorunu kim ne yapsın?

Bir sonraki sezon için Japon üretici Williams’ı bırakarak McLaren’le anlaştı. Takıma katılan sadece yeni bir motor tedarikçisi değildi, ‘’sarı kasklı’’ bir pilotta, McLaren’le antlaşma imzaladı.

Ayrton Senna geliyordu ve Prost için hayat asla aynı olmayacaktı.

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]