Robert Kubica’nın muhtemel dönüşü hakkında çok fazla heyecan ve istek olduğunu söylemek yanlış olmaz. Belki de Renault belki de bizi kandırıyordur ve 2018 için Carlos Sainz ile anlaşırlar.

Ancak daha önce yarışmış birilerinin dönüşü olsaydı, güzel olurdu, değil mi?

Formula 1’e dönmek harika görünebilir, ancak ikinci denemede başarıya ulaşılabileceğinin garantisi yok. İşte karşınızda ‘dönmeseydi iyiydi’ dedirten yedi durum.

7. JAN LAMMERS – MARCH F1

Jan Lammers, diğer kategorilerde oldukça iyiydi ve 1979’dan 1982’de gridin arkalarında Shadow, ATS ve Theodore takımlarıyla süründükten sonra Formula 1’den ayrıldı. Ayrılışını belki de hiç kimse fark etmedi.

Ancak 1992’de Japonya ve Avustralya GP’ler için bir sürücü arayan March F1 takımı kendisini aramış olsa gerek, 10 yıl sonra sürpriz şekilde Formula 1’e döndü.

Ancak takım maddi sıkıntılar çekiyordu ve zaten rekabetçi değildi. Jan’ın 10 yıllık beklemesi meyve vermedi. Japonya’da debriyaj sorunu ile yarıştan çekilirken, Avustralya’da ise sadece 12. olabildi.

Eline tek geçen ise, yarışları arasında en fazla farka (3767 gün) sahip olma rekoru oldu.

6. NARAIN KARTHIKEYAN – HRT

Hindistan’dan gelen ciddi desteklerle 2005’te Jordan takımına katılan Narain Karthikeyan, F1’deki ilk Hintli pilot olmuştu.

Sonuçları ise pek iyi değildi. Meşhur Amerika GP’de takım arkadaşının gerisinde kalınca, dördüncü olarak podyum şansını kaybetti.

Ciddi maddi desteği olmasına rağmen, bu F1’de kalmasına yetmedi. Ancak umutsuz HRT F1 takımının kendisinin paralarına ihtiyacı vardı ve 2012’de spora geri dönebildi.

Sezonunu puansız ve anlamsız şekilde kapattı. Dönüşü de anlamsızdı.

Ancak kendisinin de Jan Lammers gibi bir rekoru var ve belki de hiç kırılamayabilir. 2011 Avrupa GP’sinde 24. sırada kalınca, en düşük sırada bitiren pilot oldu. Böyle bir rekor için, pek çok para.

5. ALEX ZANARDI – WILLIAMS

Hayatta pek çok büyük gizem saklıdır, en büyük gizemlerden birisi de Alex Zanardi’nin 1999’da Formula 1’e dönüşü oldu.

1991 İspanya GP’de Jordan takımı ile spora giren Zanardi, bir kez dokuzunculuk elde edebilmişti. Daha sonra gerideki Minardi ve Lotus takımları ile sürdü, ve 1994’ün sonunda kendine bir koltuk bulamadı.

Daha sonra CART serisine gitti ve 1996’da üçüncü olmasının ardından, 1997 ve 1998’de seriyi domine ederek şampiyon oldu.

Bir çok takım Alex’i istedi ve Williams, 1999’da Ralf Schumacher’in yanına kendisiyle anlaştı. Herkes Ralf’i kolayca geçmesini bekliyordu, ancak bir sebeple bu hiç olmadı. Sezonu tamamen felaketti.

16 yarışın 10 tanesinde yarış dışı kaldı ve en iyi pozisyonu İtalya GP’sindeki yedinciliğiydi. Sezonu 0 puanla kapattı ve Ralf, tek başına takıma 35 puan kazandırdı.

Tüm bunlar Alex Zanardi’nin F1 macerasının sonu oldu ve Williams 0 puan için kendisine 4 milyon dolar ödedi.

4. ALAN JONES – HAAS-LOLA

Listedeki harika dünya şampiyonları üçlüsünden ilki Alan Jones, belki de işler iyiyken ayrılmalıydı. Ancak Jones Avustralyalıydı ve iyi oldukları zaman ayrılmak, en iyi özelliklerinden birisi değil.

1980’de şampiyon ve 1981’de üçüncü olmuştu, 1981 Caesers Palace GP’yi Alain Prost’un 20 saniye önünde kazanmıştı. Sonra emekli oldu.

Ancak, F1 aracına dönme arzusu o kadar fazlaydı ki, 1983’te Arrows ile tek bir yarışa katıldı, yeni Haas-Lola takımı ile 1985’in sonunda üç yarışa katıldı ve üçünde de yarış dışı kaldı. 1986’da ise o takımla tam sezon için anlaştı.

Ne yazık ki, Lola THL2 şasisi asla gelişmedi ve Jones, takım arkadaşları Patrick Tambay ve Eddie Cheever ile birlikte yarış dışı kalmaya doydular.

Sezonun son yarışı, Avustralya GP, Jones’un da 100. yarışıydı ve takımın ve kendisinin de son yarışı oldu. Jones yarışta ne yaptı tahmin edin: yarış dışı kaldı.

3. MICHAEL SCHUMACHER – MERCEDES

Yedi kez dünya şampiyonu efsanenin kötü deneyimleri anlatan bu listeye girebileceğini kim tahmin edebilirdi ki? Öndeyken bırakmak ile ilgili bir örnek varsa, budur.

Üç yıl uzak kaldıktan sonra, Schumacher 2010’da Mercedes’in yeni F1 projesine katılmak için Nico Rosberg’le takım arkadaşı oldu.

İlk sezonunda, araçların değiştiğini ve 20 yaş gençlerle savaşmanın onun için bile zor bir şey olduğunu gördü. İlk kez bir sezonda yarış kazanamadı, pole, podyum veya hızlı tur bile yapamadı. Takım arkadaşının yarı puanında dokuzuncu bitirdi.

Sonraki iki sezonda bir pole ve bir üçüncülük elde etti ve kendisinden beklenmeyecek hatalar ve aptalca kazalar yaptığını gördük. Sonra tekrar emekli oldu, ancak parıldayan kariyeri şu an biraz daha soluk halde.

2. NIGEL MANSELL – MCLAREN

‘Dönmese iyiydi’ dedirten bir diğer dünya şampiyonu ise Nigel Mansell’di. Tüm gün oturup TV izlemekten sıkılmış olmalı ki, geri dönmeyi tercih etti.

Elbette 1993’te bir yıllığına IndyCar’a gittikten sonra 1994’te Williams’a geldi. Sezonun son yarışı Avustralya GP’yi kazandıktan sonra, fantastik kariyerine güzel bir son verebilirdi. ama McLaren’ın patronu Ron Dennis (hatırlıyorsunuz, değil mi?) Mika Hakkinen’in yanına bir takım arkadaşı istiyordu ve Nigel’ı gözüne kestirdi.

Mansell, 1995 sezonuna işte böyle geldi. Dar MP4/10’un içine geldiğinde, sığamayınca (cüzdanını çıkarınca sığabileceğini önermiş olabilirler) McLaren onun için geniş bir şasi yapana kadar ilk iki yarışta beklemek zorunda kaldı.

Aracın içine sığdığında ise, iyi işler çıkaramadı ve Imola’da 10 sırada kaldıktan sonra bir sonraki yarış olan İspanya’da aracını park etti ve yürüdü gitti.

Bir F1 kariyeri, büyük bir kalça yüzünden bitti. Böyle hatırlanmak istemezsiniz, değil mi?

1. LUCA BADOER – Ferrari

Luca di Montezemolo’nun tehlikeli fotoğraflarını mı saklıyordu bilmiyoruz, Ferrari’nin Luca Badoer’de neden bu kadar ısrar ettiğini bir türlü anlayamamıştık. Felipe Massa’nın 2009’da yaralanmasının ardından yarış takımına seçilmesini ise hiç anlayamadık.

Scuderia’da 10 yılı test pilotu olarak geçirdikten sonra, tüm zamanların en iyi F1 araçlarının bazılarını binlerce kilometre sürdükten sonra, artık yeterince iyi bir sürücü olmuştur, değil mi?

Ne yazık ki, bu olmadı. 2009 Avrupa GP’deki ilk yarışında bir tur geride 17. bitirdi. Ferrari ona Belçika GP’de bir şans daha verdi, ancak daha da kötü oldu. Sıralamalarda ve yarışta da sonuncu olunca, artık kendisine ‘Look How Bad You Are’ (Bak ne kadar kötüsün demek, hızlı okuyunca Luca Badoer gibi okunuyor) dendi. Sertti, ancak adildi.

Badoer, 2017’de puan almadan en çok yarışa katılan pilot rekorunu elinde tutuyor. Ferrari’de 10 yıl çalıştıktan ve güzel maaş aldıktan sonra, onun için üzülmeyiz herhalde…

4 Yorum

  1. Luca Badoer ile ilgili hariçler de;
    İlginçtir başarılı bir test pilotuydu Scuderia bile anlam verememiştir oluşan sonuca. Fakat gördüler ki yalnız değil…
    Badoer ilk Scuderia koltuk ihtimalini Schumacher ayağını kırınca yakalıyor aslında fakat takım bazı önerilerle Mika Salo’u seçiyor. Irvine ve Salo’nun yapabildikleri de ortada. Hasta yatağından çıkmış adam dönünce bunları geçebiliyor. Bu kadar çapsızlık var aslında.. O koltuğu elde edemese de Scuderia’a test pilotu olarak katılıyor ve Schumacher’in yönetim ekibinde F2xxx araçların mission testmaker’lığını başarıyla yürütüyor bu abi. XX Programme da Schumacher’in de yardımcısı ayrıca. Bu tip ve eski F1 araçları dahil test sürelerinde de oldukça iyi, takımın aktif yarışan pilotları kadar iyi. Bu şekilde de takımda uzun süre kalıyor. Sonra bir ümit doğuyor Felipe sakatlığı ile de varlıkları ile üzerinde pek düşünülmeden seçiliyor. Tabi saçma sapan sonuçlar üretmesi hiç anlaşılamadı. 🙂 Eh Force India’nın yıldızı poll almış Giancarlo da daha iyi görünse bile çok farklı olmadı, o da zıçtı sayılır.
    Şimdi kendinizi Ferrari’nin yerine koyun bu kadar tecrübeyle 1 as adam, 1 iyi yardımcının kendi araç üretim zihniyetinizle ne kadar önemli olduğunu düşünün.
    Scuderia ilk değildi Badoer… Ferrari Irvine, Salo velhasıl Badoer gibi anlık çaresizlikle ne çapsız adamların eline kaldı malesef.
    Köpürmemiş olacaklar ki bir sonra ki yıl da test pilotluğuna devam ediyor. Zamanın corse clienti’lerinde Gene ile Badoer’in sürelerine bakıldığını biliyorum. Bence Marc Gene’den de daha iyi bir pilottu.
    Ferrari’nin tabi 1 tanecik Valentino Balboni’si olmamıştır birçoktur onlar. 🙂

  2. Mevzuya ekler;
    Formula 1’in en iyi olmayıp sadece bir adaptasyon meselesi olduğuna belki de en güzel örnektir Alex Zanardi…

    Ayrıca erken bıraktığı düşünülen rahatlıkla devam edebilecek olduğu bilinen 2 örnektir. Nigel Mansell ve Michael Schumacher. Bence ikisi de oldukça iyi örneklerdir tam istatistik olmasa da farklarını ortaya koyabilmişlerdi. Herkes Alain kadar şanslı, herşeyi bir arada bulmuş olamayabiliyor o yüzden ayrılıp dönmek büyük handikaptır.

      • İşte neresinden bakarsan bak kafasızlık.. olsalardı ile tarih olmuyor malum ancak o kadro ile 5 yıl daha favori olmanın önünde pek bir engel olmadığı sayılabilir markanın başındakiler hariç… 10 yıllık da ezalı istatistik korkusu yaşamamış olurlardı.
        Biri yersiz bırakınca heyecanı dolunca tam zıt bir markayla dönünce öfke seli oldu, diğeri başka yere gitti şampiyon oldu, diğeri daha üst mevkinin başına geçti başımıza bela oldu. 🙂 Bunlara sebep olan da belki koltuğunu kaybetmemiş olur git havayolunu kurtar diyen olmazdı.
        1 şampiyonlukla avunup 10 yıla yakını çöpe attılar. Bunu yapsa yapsa cimbomlular, fatih terim yapabilirdi yaptılar da. 😀

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]