Jules Bianchi’nin dokuz ay boyunca komada mücadele ettikten sonraki zamansız ölümü, ailesinin motorsporlarına verdiği ağır bedelleri kötü bir şekilde hatırlattı.

Yarışmak nesillerdir onların kanında var. Şimdi onların spordaki başarılı, ancak kötü alın yazısına bir bakış atalım.

Pierre Van Vliet, Bianchi ailesinin motorsporları geçmişini anlattı.

Hikaye, Jules’ün büyük dedesi Roberto Bianchi’nin Alfa Romeo ve sonrasında Ferrari adına mekanikler olarak çalışmaya başlamasıyla, ikinci dünya savaşından önce başladı. Daha sonra yarış araçları hazırladı ve bu araçlarla 1930’ların efsaneleri Tazio Nuvolari’nin ellerinde yarışlara katıldı.

Milan bölgesinden gelen Roberto, 1950’de sarı bir Talbot-Lago ile Formula 1’de yarışan ilk Belçikalı Johnny Claes ile birlikte çalışmak için Brüksel’e göçtü. Elbette iki oğlu Lucian ve Mauro’nun onun ayak izinden gitmesi oldukça doğaldı. Lucien oldukça iyi bir potansiyel gösterdi, önce copilot, sonra da yarışçı oldu.

Lucien ve Mauro Bianchi kardeşler 1965 Nürburgring 500km podyumunda bir arada

Kısıtlı maddi imkanlarına rağmen, Lucien Belçika yarış topluluklarında aşırı popüler oldu ve açık yol etkinliklerinde de herkesi etkiledi. Olivier Gendebien ile birlikte, bir Ferrari 250 GT ile 1957-1959’da peş peşe üç kez Tour de France zaferi kazandı. Dördüncü ve tarihi başarı ise Georges Berger ile 1964’te bir GTO ile zafere ulaştıklarında geldi. Ancak Lucien yarış pistinde de parladı, 1960 ve 1968 arasında 19 Formula 1 yarışına girdi, 17’sinde start aldı ve 1968 Monako GP’de en iyi sonucu olan üçüncülüğü elde etti.

Jules gibi, Lucien Bianchi’nin en büyük başarısı da Monako’da geldi ve 1968’de podyuma çıktı.

Ancak Lucien en büyük imzasını dayanıklılık yarışlarında attı ve en iyi ödüllerin sahibi oldu. Kardeşi Mauro ile birlikte bir Alpine aracını paylaştığı 1965 Nürburgring 500km yarışında podyuma çıktı. Sonra Ford’a geçti ve fabrika sürücülerinden birisi olarak Le Mans 24 Saat’te GT40 MkII ve MkIV makineleri ile yarıştı. John Wyer’ın Ford ekibinde Meksikalı yıldız Pedro Rodríguez ile birlikte yarıştı ve 1968’de Le Mans’ı kazanmayı başardı.

Lucien, kardeşi Mauro’nun kaza yapıp ciddi yanıklarla kurtulduğu 1968’de Le Mans 24 Saat’i kazandı.

Lucien Amerika’da da başarılı oldu ve ikonik Sebring 12 Saat ve Watkins Glen 6 Saat yarışlarında zaferler kazandı. Efsane Indianapolis 500 yarışına bile katıldı. Aynı zamanda, hala ralli yapıyordu ve Belçika’nın Liège-Rome-Liège denilen ve “Le Marathon de la Route” olarak da bilinen rallisini kazandı, Ocak 1969’da Londra-Sidney maratonunda boy gösterdi. Bu etkinlik için Lucien Jean-Claude Ogier [WRC şampiyonu Sebastien ile ilgisi yok] ile birlikte fabrika Citroen DS’si ile yarıştı.

Londra-Sidney maratonunda yarışan ve motorsporlarının çok yönlü pilotlarından birisi olan Lucien.

Ne yazık ki, Lucien Bianchi’nin bu özel kariyeri, 1969’da 34 yaşındayken Le Mans test gününde Alfa Romeo T33 prototipini ayarlarken geçirdiği kazada hayatını kaybetmesiyle son buldu.

Bir yıl önce de Mauro Alpine A220’sinin Le Mans’ta alev almasıyla ciddi şekilde yaralanmıştı. Yanan araçtan kendini çıkarması uzun zaman almıştı. Bianchi ailesi Lucien’in yasını tutarken, asla böylesi tehlikeli bir yarışa çıkmayacaklarına and içmişlerdi.

Mauro Bianchi’nin 1968 Le Mans kazasında kül olmuş Alpine A220’si.

Bu yüzden Mauro Bianchi’nin Alpine yıllarında taşındığı Dieppe, Normandiya’da doğan oğlu Philippe asla yarışmadı, ancak genç yeteneklerin kendileri geliştirmesine ve yükselmelerine yardım etti. Brignoles karting merkezini çalıştıran Philippe, Fransa’nın güney doğusunda sporun gelişmesine katkıda bulundu ve burası oğlu Jules için doğal bir oyun bahçesi oldu. Direksiyondaki yeteneği babasının dikkatini çekti ve oğlunu yarışmak için cesaretlendirdi. Ancak bundan önce dedesi Mauro’nun iznini alması gerekti. İşler Jules için iyi gitti, harika başarılar onu bekliyordu, ta ki 5 Ekim 2014’te Suzuka’daki o uğursuz güne kadar…

*

Jules, 2009 F3 şampiyonasında yarışırken, Zolder’de Lucien Bianchi virajı olduğunu gördüğünde şaşırmıştı. Sonra büyük amcası ve dedesinin geçmiş motorsporu başarıları hakkında daha fazla bilgi edindi.

Bana şunları demişti: “Dedem Lucien hakkında hiç konuşmamıştı. Ölümünün üzerinden 40 yıl geçmiş olmasına rağmen, yarası hala derin. Bana Lucien ve benim benzer bir yaklaşımımız olduğunu söyledi: günlük hayatta oldukça utangaç, ancak direksiyon arkasında tam tersi!”

2014 Ağustos’unda, Spa’da geleneksel FIA basın toplantısından ayrılırken Jules bana baktı ve şöyle dedi: “Duvarlarda bu büyük Belçikalı sürücülerin posterlerinin olması çok hoş. Büyük amcam Lucien’in de onların arasında olduğunu gördüğüm için gurur duydum.”

Elveda Jules!

1 YORUM

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]