Evet değerli F1 severler, nerede kalmıştık?

Hah hatırladım. Mercedes ve Hamilton, Macaristan’ı harika bir kovalamacadan sonra kazanmıştı. Müthiş bir yarış çıkaran Verstappen’i yenmişti. Bir tarafta taktik, hız, hatasız sürüş; diğer tarafta da daha yavaş bir arabayla sonuna kadar direnme vardı.

Uzun geçen, bizim gibi F1 fanatiklerine daha da uzun gelen bir tatilde sonra yarışmaya başlıyoruz. İlk durağımız Belçika.

Belçika ile ilgili kelimeleri seçmekte zorlandığımı belirtmem lazım. F1 tarihindeki en klasik 4 pistin en güzeli burası. Burası motor sporlarının nabzının attığı bir hız tapınağı. Burası makinenin ve insanın sonuna kadar zorlandığı, neredeyse otomobil tarihi kadar eski bir pist. Burası ışıltılı gece yarışlarının yapıldığı, kocaman asfalt kaçış alanlarına sahip, yeni nesil bir pist değil. Burası makineyi ve insanı modern anlamda değil, modası geçmiş yöntemlerle zorlayan bir yer.

Burası büyük pilotların doğduğu ve çoğunlukla ilk zaferlerini aldığı, efsanevi bir pist. Çünkü eskiden ölüm, pilotların en büyük rakibiydi. Büyük pilot olmak için, ÖNCE en büyük rakibiniz olan ölüme meydan okuyacak cesarete sahip olmanız lazımdı. Ve özellikle eski dönemlerde o cesarete sahip olmayanlar burada yarış kazanamazdı. Elbette arabası çok üstün olduğu için kazananlar da vardır. Yani bu pistte araba, yani makine çok önemlidir. Ancak yürek faktörü daha büyüktür. İnanın veya inanmayın, yeni nesil pilotlar Eau Rouge’u çok kolay alıyor gibi görünüyorlar. Kendim de orada yarış seyrettiğim için rahatlıkla ifade edebilirim ki, Eau Rouge halen çok büyük bir meydan okuma. Şöyle ifade edeyim: Eau Rouge’un bittiği yerdeki açık alanda arabaları bekliyorsunuz. Arabanın burnu Eau Rouge’un tepesinde belirdiğinde, sanki araba tribüne doğru uçacakmış gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Acaba araba yere yapışacak mı? Yoksa yokuşun tepesinde havalanıp tribünlere mi çarpacak? Her tur, her arabada yaşanan heyecan.

Şahsi fikrim, F1 yıkılana kadar kalması gereken ve muhtemelen de kalacak bir pist.

Hemen pistin özellikleri ile başlayalım.

Pist

Ardennes Bölgesi ormanları içinde yer alan harika bir pist, bir klasik. Tarihi 1924 yılına kadar gidiyor. Neredeyse Cumhuriyet’imiz kadar eski.

Sezonun en uzun pisti, uzunluğu 7 km. En hızlı ikinci pisti demiştik. Ormanlık alan olduğu için ve yarış sonbaharın hemen başında olduğu için genellikle yağış olur. Bu pistte yağışın olması da ayrı bir zorluk. Pist çok büyük bir alana yayıldığı için yağışlar pilotları ekstra zorluyor. Pistin bir bölgesi yağışlıyken diğeri kuru olabiliyor. Bu durum yarış sırasındaki lastik seçimlerini zorlaştırıyor.

Ünlü Eau Rouge aslında burası. Eau Rouge, kırmızı su demek. Toprağın yapısından dolayı akan suyun rengi kırmızı. Virajın adının neden Eau Rouge olduğunu ayrı bir yazıda yazacağım. Görülmesi gereken, doğa harikası bir yer.

Seyirciler için de çok zorlu koşullar. Hafta sonları her türden hava koşullarına hazırlıklı olmak lazım. Güneş kremi de bulundurmak lazım, şemsiye de bulundurmak lazım geliyor çoğu zaman. Tribünlerin veya izleme alanlarının %70’inden fazlasının üzeri açık olduğu için pilotlar ne yaşıyorsa, taraftarlar da onu yaşıyor. Efsanevi Eau Rouge virajının tepesinde yarış seyretme hevesiyle oturup yağmurdan deli olduğum, çamura battığım gün, dün gibi aklımda.

Mevcut arabalar çok yüksek yere basma kuvveti üretiyor. Bu nedenle Eau Rouge artık tam gaz geçiliyor. Dolayısıyla birinci viraj ile beşinci viraj arası “artık” tam gaz geçilen, 2000 metrelik bir bölüm.

Pistin ilk sektörü aslında bir kısa düzlük, bir uzun düzlük, bir U viraj ve Eau Rouge’dan oluşuyor. Kısa düzlük diye ifade ettiğim yer start-finiş düzlüğü. Start düzlüğü, La Source adı verilen bir U viraj ile sonlanıyor. Yani La Source ilk viraj. Sonrası ise 2000 metre uzunluğunda bir düzlük diyebiliriz.Aslında düzlük değil. Ancak ilk viraj ve 5’nci viraj arasındaki 2–3–4 numaralı virajlardan oluşan Eau Rouge “artık” tam gaz geçildiği için bu bölüme düzlük diyorum. Yani pilotlar ilk virajdan çıkıp gaza basıyorlar ve 5’nci viraja kadar ayaklarını gazdan çekmiyorlar. Eski dönemlerden beri F1 seyreden arkadaşlarımız Eau Rouge (kızıl su) virajının ne kadar kritik olduğunu bilirler. Bu nedenle bu viraj nasıl tam gaz geçiliyor diye düşünüyor olabilirler. Ancak yeni nesil, yüksek yere basma üreten arabalar bu virajı tam gaz geçiyorlar.

“Kırmızı Su” virajının tam gaz geçilmesi virajın değerini düşürmüyor. Zorluk hala net bir şekilde mevcut. 320 km/sa civarında bir hızla tam 3 kere yön değişimi yapıyorsunuz. Aynı zamanda da yokuş çıkıyorsunuz. Yani yön değişimi sadece yatay eksende yapılmıyor, düşey eksende de bir değişim var. Bu durum pilotları oldukça zorluyor ve bu virajı sezonun en benzersiz virajı yapıyor. Gerçekten yerinde seyrederken de insan heyecanlanıyor. Yukarıda belirttiğim gibi, arabalar yokuşun tepe noktasında havalanarak tribünlere doğru uçacakmış gibi bir izlenime sahip oluyorsunuz. İlk sektör Eau Rouge’u takip eden Kemmel düzlüğünün sonunda bitiyor.

İkinci sektör oldukça virajlı. Pistteki toplam 19 virajın 10’u bu sektörde. Yüksek yere basma kuvveti isteyen, oldukça teknik bir sektör. Özellikle 8’nci viraj birden fazla çizgiyle alınabiliyor, arabanın karakterine uygun çizgi seçimini yapan pilot fark yaratıyor. Bu sektörde çok sayıda viraj olmasına rağmen mekanik yol tutuş gerektiren, yavaş viraj (105 km/sa ve altında hızlar ile alınan virajlar) dediğimiz tipte viraj yok. Bu da lastikleri ısıtmakta zorlanan takımlar için bir avantaj diyebiliriz.

Üçüncü sektör de virajlı gibi görünüyor, kağıt üzerinde 5 viraj var. Ama aslında sadece “Bus Stop” şikanını viraj olarak düşünmemiz lazım. Zira geri kalan 3 viraj çok hafif Radiuslu olduğu için tam gaz geçiliyor. Start finiş düzlüğünden önceki son viraj kompleksi olan “Bus Stop” virajının özelliği, çok iyi bir mekanik yol tutuş gerektirmesidir. Bu virajda iyi bir çekiş yakalamak, iyi bir tur derecesi için önemlidir. İyi bir mekanik tutuş yakalayamayan araçların sadece bu virajda 0,200 saniye civarında zaman kaybetmelerini bekliyorum.

Sonuç olarak, her tipten virajın ve bolca uzun düzlüğün yer aldığı, harika ötesi bir pist.

Hava tahmini

Evet yağmurlu yarış ihtimali bu hafta sonu için de mevcut. İhtimal %30-%40 civarında.

Antrenmanlar ve sıralamalarda kuru kalacak havanın Pazar günü yarışı şenlendirmesi bekleniyor. Yarışın başlarında havanın yağışlı olması veya en azından zeminin ıslak olması bekleniyor. Yani yarışın en azından başlarında, taktik anlamda ortalığın karışmasına neden olacak gibi bir beklenti var.

Yağmurdan daha yüksek bir olasılık ise süratle düşmesi beklenen hava sıcaklıkları. Özellikle Pazar günü, yarışın ikinci yarısından itibaren hızla düşmesi beklenen sıcaklıklar, taktik anlamda pistin karışmasına neden olacaktır. Lastikleri, özellikle de lastiklerin yüzeyini aşırı ısıtan arabaların yarışın ikinci yarısında aniden hızlandıklarını görebiliriz.

Ayarlar ve Lastikler

Burası bir yüksek sürat pisti. Ancak özellikle ikinci sektörde yüksek downforce isteyen virajlar var. Birinci sektördeki La Source ve üçüncü sektörün sonundaki Bus Stop şikanları ise mekanik yol tutuş istiyor. Yani hızlı bir pist olmasına rağmen, her tipten virajı da içerdiği için “downforce seviyesini 1,5-2” olarak belirleyebiliriz. Hatırlarsanız tüm pistlerin yere basma seviyelerini puanlandırıyorduk. Monza 1 ile en düşük, Monaco 5 ile en yüksek değere sahipti. Spa’ya az önce belirttiğim gibi 2 değerini vermemiz uygun olur. Yani Bakü’ye yakın bir paket beklememiz uygun olur. Belçika, sürat olarak Monza’ya yakın olmasına rağmen, daha çok sayıdaki ve daha kritik viraj yapısı farklı bir yere basma paketi gerektiriyor. Özellikle arka kanatların Monza’ya göre daha büyük olduğunu gözlemleyeceğiz.

Asfalt oldukça eski, en son 2011 yılında yenilenmişti. Bu nedenle yüzeyin fazla kaygan olmasını beklemiyorum. Dolayısıyla yere basma kuvveti üretmekte zorlanan arabaların virajlarda daha az kaymalarını bekliyorum. Yere basma kuvveti üretemeyen arabaların özellikle yeni asfalta sahip Paul Ricard veya şehir pisti olan Kanada’da çok kaydığını gözlemlemiştik. Sonuç olarak, asfaltın nispeten eski olması, lastiklerin yüzeyini yakan arabalar için avantaj olacaktır.

Lastikler C1, C2, C3. Yani bu sezonun en sert lastikleri. Çok normal bir seçim. Çünkü ani yön değişimleri, yani arabanın ağırlık merkezinin aniden yer değiştirmesi, lastikleri ekstra zorlayan bir unsurdur. 2 bölgede ani yön değişimi var. Eau Rouge (2–3–4) ve Les Combes (5–6–7) virajları bu tipte virajlar. Denge çok önemli.

Ayrıca 8, 10 ve 11 numaralı virajlarda yanal yükler çok etkin. Ancak yanal yüklerin lastikler üzerindeki dağılımı eşit. Yani her iki taraftaki lastiklere de eşit oranda yanal yüklerin etkidiğini söyleyebiliriz. Bu nedenle yanal yükler aşısından özellikle dikkat edilmesi gereken bir lastik yok, tamamı aynı oranda yıpranacaktır.

Favoriler

Öncelikle en sonda söyleyeceklerimizi en başta söyleyelim. Sezonun tahmin yapılması en zor pistlerinden. Çünkü uzun tatilde özellikle motor departmanları yoğun bir şekilde çalıştı. Yeni motorlar gelecek ve biz motorların nasıl bir etki bırakacağını bilmiyoruz. Burada yapacağım tahminler, tatil öncesindeki son durumu baz alacak.

SF90’ın tasarım felsefesi aerodinamik verimlilik üzerine. Bu nedenle arabanın düzlük hızı çok yüksek. Özellikle La Source ile Les Combes arasındaki düzlükte rakiplerine muazzam bir fark atmasını bekliyorum.

Uzun düzlükler denilince aklımıza aerodinamik verimlilik ve Ferrari geliyor. Düşük sürtünme değerleri nedeniyle, sezon başından beri düzlük hızları olağanüstü fazla. Ayrıca sıralama turlarında kullanabildikleri 40 beygirlik ekstra güç, rakiplerine göre büyük avantaj sağlamalarına neden oluyor. Bu nedenle sıralama turlarındaki mutlak favorim Ferrari.

Bazı okuyucularım, geçtiğimiz pistlerde Ferrari ile ilgili yaptığım yorumu hatırlayacaktır. Şunu söylemiştim: “Özellikle sıralama turlarında, tur uzadıkça Ferrari lastiklerin yüzeyini yakıyor, bu nedenle özellikle son sektörde çok zaman kaybediyorlar. Hele son sektör yoğun virajlardan oluşuyorsa.” demiştim. Aslında o tehlike burada da var. İkinci sektör yoğun viraj içeren bir bölüm, ayrıca pist de çok uzun. Ancak burada pist uzun olmasına rağmen Ferrari’nin sıralamalardaki şansını oldukça fazla görüyorum. Çünkü piste eşit dağılmış çok sayıdaki düzlük, lastiklerin soğuması için gerekli şansı tanıyor. Arabanın diğer tüm parçaları gibi, lastikler de düzlüklerde gelen yüksek miktarda hava akımıyla birlikte soğurlar. Bu durum sıralama turları için önemli bir avantaj.

Ancak yarış farklı gelişebilir. Özellikle ikinci sektördeki peş peşe virajlar, Ferrari’nin lastiklerini rakiplerine oranla biraz daha fazla yıpratacaktır. Yani sıralama gibi tek turluk bir zorlama ile yarış performansı farklı olacaktır. Fakat şunu söylemeliyim. Rakiplerinin Ferrari’yi virajlarda yakalamasının bir önemi yok. Çünkü düzlüklerde hem Merc, hem de Red Bull çok yavaş. DRS ile bile Ferrari’yi geçemiyorlar. Dolayısıyla yarışın başında Ferrari ilk virajı önde dönerse, muhtemelen bir daha geçilmez.

Güncellemeler

Normalde motorların 15’nci yarışa kadar dayanmaları lazım. Yani 13’ncü yarış olan Belçika’da motor değişimi beklememiz lazım. Ancak Belçika, makinelerin sonuna kadar zorlandığı bir pist. Dolayısıyla motor değişimleri göreceğiz. Belçika’da, favori takımlar dahil olmak üzere hemen hemen tüm takımlar en güncel motorlarını takacaklardır. Eğer bu tahminim gerçekleşirse, bizi bir sürpriz daha bekliyor demektir. Zira favori takımlardan Red Bull ceza alır ve son sıradan başlar. Bu durum da yarışa heyecan katar. Motor dışında takımlardan önemli aerodinamik yenilik beklemiyorum. Daha çok mevcut paketlerin optimize edilmesini bekliyorum.

Şimdilik girişi bu seviyede tutalım. Antrenmanlar veya sıralamalar sonrası bir yazıyla yarışa daha da iyi hazırlanırız.

Tekrar hoş geldin F1! Herkese iyi seyirler.

Fırat KESKİN

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]