Daniel Ricciardo Abu Dabi GP’de Red Bull aracından çıktıktan sonra kendisini keşfeden, geliştiren, Formula 1’e getiren, yedi GP zaferini kazanmasını sağlayan organizasyona veda etti.

Ancak son yarışından hemen önce şimdiye kadarki Formula 1 kariyeri hakkında harika bir yazı yazdı ve bundan sonra 3 numarayı sarı-siyah Renault’ya götürüyor.

Honey Badger (bal porsuğu) lakaplı, bol gülen pilotun söyleyecek çok şeyi var:

Evet… Daha önce böyle bir şey yapmadım, ancak bu seferki büyük bir karar verme konusunda yol ayrımında olan herkes için geçerli.

Temmuz sonundaki Macaristan GP’den sonra, Los Angeles’a uçtum. Uzaklaşmak istedim. Boşluğa ihtiyacım vardı. Dokuz saatlik bir uçuşa, Wi-Fi ve dikkat dağınıklığından uzak kalmaya ihtiyacım vardı. Bir karar vermem gerekiyordu.

Red Bull, 10 yılın ardından bana yeni bir F1 kontratı önerdi. Tüm profesyonel yarış kariyerimi Red Bull’da geçirmiştim, ancak Renault da bana bir teklif yaptı. İkisi de beni kendileri adına sürmem için istemişti ve ikisi de yakın zamanda bir cevap istiyordu.

Şimdi geriye dönüp bakıyorum da, F1’deki geleceğim hakkındaki karar bazen tüm zamanımı alıyordu ve farkına vardığımdan çok daha fazla etkisi oldu. Biraz dramatik görünüyor, ancak bu hayatımdaki en büyük kararlarımdan birisiydi. Tıpkı gençken arkadaşlarımı ve ailemi bırakıp, F1 pilotu olma rüyamın arkasından Avrupa’ya gitme kararım gibi.

Hayat kararları bakımından, insanların çok daha zor olanlarını vermek zorunda kaldıklarını biliyorum, ancak bana göre, bu karar hayat değiştiren türden olabilirdi. Ve bugün olduğum yere gelmek için çok sıkı çalışmıştım.

Bu yüzden bir uçağa bindim. Uçuşun yarısında, Amerika’nın doğu kıyısının 40000 feet üzerinde izlediğim filmi kapattım, bir kadeh şarap aldım ve geleceğim hakkında gerçekten iyi bir düşünceye daldım.

Gözlerimi kapattım ve sadece motorların gürlemesini dinledim. İnsanların her zaman “berraklık anı” dediklerini duyuyordum, şöyle diyordum: Evet, berraklık, neredesin?

Ve sonra, sadece her şey hakkında düşünmeye başladım. Gerçekten her şeyi. Geri gittim, benim için her şeyin başladığı zamana gittim.

Görüyorsunuz, her zaman aynı Daniel oldum. Her zaman aynı bakışta oldum. Sırıtmayı severim, gülmeyi severim ve yaptığım her şeyde eğlenmeyi severim.

Gençken Perth’deki evimizdeki odamın duvarında Michael Jordan’ın büyük posteri vardı. 88’deki bir yarışmadan alınan ünlü bir fotoğraftı. Havadaydı, uçuyor gibiydi. Okuldan önce her gün ona baktım: ‘Tamam, bugün MJ olacak mısın?’ O zamanlar MJ değildim, o içgüdüye sahip değildim. Yani, sadece çocuktum.

Yarışmak kanımda akıyordu. Babam İtalyan ve gençliğinde biraz yarışmıştı. İki veya üç yaşımda, annemin kollarındayken babamın Perth’den çok uzakta olmayan Wanneroo’daki bir pistte yarıştığını izliyor olabilirim.

Birkaç yıl sonra ise ilk kez bir karting aracındaydım, izleyen ise babamdı. İlk yarışıma çıktığımda aracıma numara olarak 3 verilmişti.

Onu ben seçmedim, o beni seçti. Ev adres numaramız 3’tü, Dale Earnhardt 3 numaralı aracı sürüyordu, her şey ortada.

Avustralya’da yaşarken F1 ve NASCAR yarışlarını izleyebilmek için erkenden uyanmam gerekiyordu, ancak buna alışmıştım. Yemin ediyorum, biyolojik saatim çocukken her Formula 1 yarışından önce beni uyandırıyordu.

Alarmımı sabah 3’e kuruyordum, ve gerçekten 2:55’te kendi kendime uyanıyordum, biliyorum. Yatak odasına koşuyordum, TV’yi açıyordum ve yatağın kenarında oturup izliyordum. Pazartesi günü okula giderken oldukça yorgun oluyordum, ancak buna her zaman değerdi.

Sonunda yerel şampiyonalardan mezun oldum ve daha ciddi olanlara girdim. Şimdi size anlatacağım hikaye de Honey Badger’ın gerçek hikayesi.

Geçmişe dönüp düşündüğüm tek bir hafta sonu var.

Babam ve ben piste gitmek için birkaç saat araç kullanmıştık. Yarış sezonun daha önemli olanlarından biriydi ve bu yüzden Cuma günü bir antrenman seansı vardı. Babam beni oraya götürebilmek için işinden izin almıştı. Hafta sonu boyunca çok da iyi sürmüyordum; Daha iyi olmam gerektiğini biliyordum.

Antrenmanlarda, rakiplerimin iki tanesi hemen önümde savaşıyorlar ve pisti birlikte öğreniyorlardı. Birbirlerini zorluyorlardı ve ben ise sadece arkalarında oturup izledim. Aslında tüm seansı çöpe attım, çünkü antrenmanlarda geçiş yapmaktan korkmuştum.

Babam üzgündü. Neden olduğunu anladım. Onun işinden olup gelmesi kolay değildi. Ve tüm yaptığı da, Senna ve Dale gibi bir sürücü olmak isteyen çocuğunun sadece korkak olduğu için tüm bir günü çöpe attığını izlemişti.

Sessizce kartı paketlemesini izledim. Geri dönüş yolunda nadiren konuştu. Eve geldim ve yarışan bir arkadaşımı aradım. Ona bir daha asla yarışmayacağımı düşündüğümü söyledim.

Eğer bir daha asla sürmeseydim bunu anlardım. Babam yarış dünyasını biliyordu. Perth’den çıkan sorumsuz bir çocuğun bunu yapması için başka bir şey bulması gerektiğini biliyordu.

Birkaç hafta sonra, babamla ciddi konuşmalardan sonra, bir sürücü koçundan yardım aldım. Bana faydalı olan çok fazla teknik öğretti, ancak asıl olarak zihinsel bakımdan bana yardımcı olmuştu.

O antrenman seansından sonraki ilk yarışımda koçumla griddeydim ve 10 metre önümde kartına binmeye hazırlanan rakibimi gördüm. Koçum şöyle dedi: “Daniel, oraya git ve ona şans dile.”

Ben ise: “Ama, o beni sevmiyor bile. Ben de onu sevmiyorum. Neden bunu yapayım ki?”

Duyduğum şeyse: “Kafasını karıştıracaksın, sadece yap.”

13 yaşında falandık.

Çekingendim, ancak koç beni açıkça yol boyunca itti. Yürüdüm, çocuğun gözüne baktım, elini sıktım ve ona şans diledim. El sıkışı yumuşaktı ve hayalet görmüş gibi bakıyordu.

O gün onu yendim. Yakın bile değildik. Michael Jordan gurur duymalı.

İnsanlar kaskında neden honey badger resmi olduğunu sorarlarsa onlara şunu söyleyin: O benim uzun, uzun süredir içimde beslediğim porsuk. Batı Avustralya’daki go-kart pistlerinde doğmuştu.

O hafta sonundan itibaren o porsuğu takip ettim. Uzun zamandır içimde besliyorum.

2007’de, Estoril, Portekiz’de Red Bull’un çaylak testindeydim. Helmut Marko ile o gün tanıştım, bu da kariyerimin yolunu değiştirdi.

Şanslıyım ki iyi sürmüştüm ve onun sevdiklerinden oldum, ancak tehditkar bir kedi gibidir, kötü bir bakışı omuriliğinize kadar titremenize neden olur. Ancak her şeyden önce şunu söyleyebilirim, bu adam yarışları çok seviyor ve gerçekten takımına sahip çıkıyor. O tutkuyu hissedebilmiştim.

Bu da Red Bull programının olayı. Evet, acımasız olabiliyor, ancak bu iyi bir nedene dayanıyor. En yüksek seviyede yarışmak acımasızdır. İnişler ve çıkışlara hazır olmanız gerekiyor. Sizi hazırlar ve istek geldiğinde hazır olursunuz.

Hazır olduğumu düşünmüştüm. Sonra o istek geldi. Ve hazır değildim. 2011’de yağmurlu bir Haziran günü Milton Keynes’te, İngiltere’de ailemle mutfaktaydım. Masadaki telefonum titredi. Helmut’tu.

“Daniel, önümüzdeki hafta İngiltere GP’de HRT adına süreceksin.”

Neredeyse telefonu düşürecektim. Odaya geri döndüm ve ailem bir şeyler olduğunu anlamıştı. Onlara sekiz gün sonra bir F1 aracıyla yarışacağımı söyledim. Bu yarış için bir alarm kurmayacaktım, bunu biliyordum.

Tüm o hafta sonu pusluydu. Basın toplantısında Rubens Barrichello’nun yanına oturdum. Şapkamın altından dağınık saçlarım taşıyordu, aptal gibi görünmüştüm. Basın Rubens’ten bana bir tavsiye vermesini istedi. Hayatım boyunca bu adamı yarışırken izlemiştim ve muhtemelen beni hiç duymamıştı.

Bittikten sonra Lewis Hamilton beni kenara çekti ve: “İyi olacaksın. Bak… etrafa bakın ve tadını çıkar. Bir gün bunun hakkında bir makale yazacaksın ve detayları hatırlamak isteyeceksin.”

(Tamam, son kısmı söylemedi ama…)

Bir dünya şampiyonunun kendi evindeki yarışta sizin için zamanını harcaması aslında beni çok sakinleştirdi. Pazar günü dört kez tur yedim, gün ise tamamen karmaşaydı, ancak, harikaydı. Tek tur hızının bir sürücüyü iyi yapan şeylerin sadece küçük bir parçası olduğunu öğrendim.

Direksiyonda tam olarak bir milyon düğme olduğunu öğrendim. Bir F1 aracını sürmenin yaşabileceğiniz en büyük eğlence olduğunu öğrendim. Bu son nokta süper önemli. Her zaman eğlenceli olmak zorunda. Bu yüzden yarışıyorum.

Ve kimse Red Bull’dan daha eğlenceli değildir. Bunu 2014’te Toro Rosso’dan Red Bull’a geçmem istendiğinde öğrendim. Atmosfer sakindi, rahattı. Üzerimde hiç baskı yoktu. Yani, kimse Seb ile aynı garajda benden bir şey beklemiyordu.

Peş peşe dördüncü şampiyonluğunu kazanmıştı. Sezona girerken onu birkaç kez yenmemin benim için gerçekten iyi olacağını biliyordum. Bir yıl önceki araç üstü görüntülerinden bazılarını izliyordum ve: “Hey, bence bunu ben de yapabilirim ha?”

O düşünceyi hatırlıyorum. Bir özgüven anıydı. Sonra bildiğim şey ise, 2014’te Montreal’de, Kanada GP’de ilk yarış zaferimi kazanmam. Size bunu anlatmaya bitime 22 tur kaldığı zamandan başlamam gerekiyor.

Mercedes adına süren Lewis Hamilton ve Nico Rosberg’in arkasında dördüncüydüm ve bir de Force India’dan Sergio Perez vardı. Turu neredeyse bitirmiştim ve Lewis’in aracını pite götürmeye çalıştığını gördüm. Fren sorunuyla yarış dışı kalmıştı.

Düşünüyordum, evet, evet, evet, bu podyum demek.

Gün boyunca Mercedes’leri görmemiştim, devasa hızlıydılar. Sonra, birkaç tur sonra, Sergio’nun birkaç viraj ötesinde Nico’yu gördüm. Rosberg’i, yarış liderini yarış boyunca ilk kez görebiliyordum. Lewis ile aynı sorunu yaşıyor olduğunu biliyordum.

Henüz Formula 1’de bir yarış kazanmamıştım. Yakın olmuştum, ancak henüz olmamıştı. Bu benim şansımdı, ancak Sergio’yu geçmem gerekecekti. Sorun ise, Force India’sı düzlükte hızlıydı ve Montreal’de çok fazla düzlük vardı.

Turdan tura yaklaşabiliyordum, ancak yeterince yakın değildim, zamanım daralıyordu ve dördüncü devam eden Vettel hemen arkamdaydı ve yaklaşıyordu.

Bitime altı tur kala Sergio’nun virajlara biraz erken girdiğini görebiliyordum, bir sorunun üstesinden gelmeye çalışıyordu. Başlangıç çizgisini bir kez daha geçtik ve ‘artık bu kez yapmalıyım’ dedim.

Birinci viraja dıştan girdim. Eğer spin atarsam veya başaramasam bile bunu yapmak zorundaydım… Denemek zorundaydım. Bir anlığına aşırıya kaçtığımı düşündüm. İki lastiğimi çime çıkardım, neredeyse kaybediyordum, ancak geri çevirebildim ve başardım! İkincilik!

Bunu başaramayacak olsam bile, spin atacak olsam bile yapmak zorunda olduğumu biliyordum. Sırada Nico vardı.

Sorunu giderek daha kötü oluyordu ve bitime iki tur kala onu yakaladım ve arka düzlükte geçtim. Ne olduğunu sonra anladım: Liderdim!

Sadece ellerimin çalışmaya devam etmesini istiyordum. Sakin kalmak için o kadar çok çaba sarf ediyordum, vites değiştirmeyi, fren yapmayı, bir F1 aracını sürmeyi hatırlamaya çalışıyordum. Vücudumun kendisini bir arada tutabilmesi için yalvarıyordum. Sadece birkaç sol ve birkaç sağ kalmıştı.

Sonunda, çizgiyi son kez geçtiğimde soluma baktım ve damalı bayrağı gördüm. Gördüğüm en hoş bayraktı. Bir tur önce ilk virajdan önce Felipe Massa ve Sergio’nun kaza yaptığını görmüştüm, kutlama yapmadan önce takımıma telsizden ikisinin iyi olup olmadığını sordum.

Telsizden yarış mühendisim Simon’ı duyduğumda rahatladım: “Görünüşe göre iyiler, Daniel.” Sonra her şey bitti. Formula 1 yarış galibi, Daniel Ricciardo. Çok harika bir andı.

O günü unutmayacağım, Sergio’ya yaptığım o hareket sonsuza kadar aklımda kalacak. Çünkü genç olduğum zaman onu yapmaya cesaretimin olmadığı bir an vardı. Bal porsuğu, ruhsal hayvanım, alter egom o zaman yoktu.

Uçakta o ilk zaferimi anarak oturuyordum ve kafamda diğer anılar canlandı. Özel olanlardan biri de Monako. Bu yıl.

Eski takım arkadaşım Seb ilk düşündüğüm kişiydi, Monako GP’nin 28. turunda büyük miktarda beygir gücü kaybetmiştim. Bitime birkaç kilometre kala başınıza böyle bir sorun gelmesi normal görülebilirdi, ancak 50 tur kala, arkamda o adam varken? Yapma, Monako’da böylesi kötü bir şansı hak etmek için ne yaptım?..

İki yıl önce Monako’daki ikinciliğimi düşündüm. Montreal’de onu geçerken Nico’nun aracıyla baş ettiğini düşünmüştüm. Çok korkak olduğum o karting antrenman seansını düşündüm.

Bu yıl Monako’da kazanmak için her şeye ihtiyacım vardı. Sürüş yaparken fren noktalarımı ve vites değişim yerlerini yeniden öğrendim. Virajlarda geçilmemin neredeyse imkansız olduğunu biliyordum, bu yüzden liderliğimi orada geliştirerek Seb’i düzlüklerde arkamda tutmaya çalıştım. Hayatımın en zorlayıcı 50 turuydu.

Ve sonunda… Başardım. Başardık. Sonraki saatleri hayal meyal hatırlıyorum, yorucuydu. Gece 1’de eve gittim, kutlamaya devam etmek istiyordum ancak bitmiştim. Ölmüştüm.

Buzdolabına yürüdüm, bir bira aldım ve yatağa uzandım. Muhtemelen hayatımın en iyi birasıydı. Tabi kendi fabrikamdan gelen bira olmasının da etkisi vardı, neyse. Monako yarışı galibi Daniel Ricciardo. Olan buydu.

Uçuşun bu noktasında neredeyse Los Angeles’a alçalmak üzeredeydik. Cevabıma yakındım. Çok fazla iyi hatıramın üzerinden geçtim… Düşüncelerim hızlıca oluşmaya ve artmaya başladı, çünkü artık şimdiki zamana dönmüştüm. Aklım ise olması gerektiği yerdeydi: bu yılın ortası.

Zaman zaman, bu sezon aşırı zor oldu. Olanlara ayak uydurmak hakkında bilgiliydim, ancak bir süreden sonra ben bile bıktım. Ben de insanım. Ancak hepinizin şunu duymasını istiyorum: Umarım herkes Red Bull’un bir markadan çok daha fazlası olduğunu anlar.

Bu bir aile, nelerin mümkün olduğunun bir tanımı. Eğer bir takım tüm bunları yapabiliyorsa, futbol liglerini kazanıp, en hızlı araçları yapıp, en iyi oyuncuları alıp, hava yarışları yapıp, daha neler yapabiliriz ki? Red Bull müthiş bir şey. Bunun bir parçası olmaya bayılıyorum.

Red Bull Racing adına sürme ayrıcalığını hissediyorum ve 10 yıldır Red Bull ailesinin bir parçasıyım. Onlar bana bu şansı verdiler, Dr. Marko’nun yıllar önce beni fark etmesi olmasaydı F1’e, rüya işime gelemeyebilirdim.

Bu takımı, bu harika insanları, bu aileyi sonsuza kadar hatırlayacağım.

Ve şu düşünce, tam orada berraklığı yakaladım. Red Bull ile çok fazla şey yapmıştım… Onların yanında, her zaman olmak istediğim şey haline geldim. Biliyorum, onlara her şeyimi verdiğimi ve karşılığında aynısını aldığımı biliyorum.

Ancak kalbimi dinlemem gerekti, yalnız kalmam ve kendi kararımı vermem gerekti. Değişiklik korkutucu, kesinlikle korkunç. Ve biliyorum ki yolculuğumun sonraki bölümü her zaman kolay olmayacak, ancak kendimi en iyi hale getirebilmek için bu adımı atmak zorundaydım. Hepsi bu. Bu sonraki adımdı, sonraki sıçrama, yeni bir mücadele.

Önümüzdeki yıl Renault’ya gideceğim ve açık bir zihin ve kalbimle gidiyorum. Kimsenin sihirli küresi yok, geleceği veya kararımın sonuçlarını öngöremez, ancak hiç olmazsa bir karar verildi.

Şimdilik bu yılı güçlü bir şekilde bitirmek istiyorum. Zihinsel olarak kolay olmayacak. Bunu biliyorum. Araçta tamamladığım her tur Red Bull tulumlarıyla sona bir tur yaklaşmam anlamına gelecek. Abu Dabi’de son kez çıktığımda ise… Bence oldukça iyi bir çığlık atacağım. Belki birkaç tane. Sonra kış gelecek, Renault’daki yeni arkadaşlarımla tanışacağım, ve bir kere daha başlayacağım.

Uçaktan, sonraki maceramın ilki kadar eğlenceli olmasını umarak indim. Çünkü yaşlı ve beyaz saçlı olduğumda, tekrar genç hissetmek için Vikipedi sayfamda gezindiğimde, oranın birkaç şey söylüyor olduğunu görmek isterim.

Öncelikle, hiç olmazsa bir Formula 1 şampiyonluğu kazanmış olmak istiyorum. Bir taneye ihtiyacım var, değil mi?

İkinci olarak, bal porsuğu hakkında bir bölüm olmalı. Bence o da bunu hak ediyor.

Ve üçüncü olarak, umarım sporu bir şekilde değiştirdiğimi, eğlendiğimi, sert ve adil sürdüğümü, iz bıraktığımı yazar. Umarım dünyanın her yanında her hafta sonunu eğlenilebileceği, sıkı biri olunabileceği ve yaptığınız şeyde gerçekten iyi olabileceği için bekleyen çocuklar vardır.

Ve bu çocuklara tek bir tavsiye vermem gerekirse, şudur: Ne yaptığınızın bir önemi yok, kendinize karşı dürüst olun.

İşe yaramadığı zaman ise, gözünüzü kapatın, ve işi bitirin.

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]