Robert Kubica’nın hikayesi, belki de Formula 1’in yakın döneminin en acıklı olanlarından birisi. İnanılma yetenekli Polonyalı, 2010’da harika şeyler yapabileceğinin sinyallerini vermişti, ancak 2011 sezonundan hemen önce yaptığı ralli kazası sağ kolunu ciddi derecede yaraladı.

Geçtiğimiz aylarda olan hareketlilikten önce, Kubica’nın F1 kariyeri bitmiş gibi görünüyordu. Polonyalı pilot yarış koltuğuna kavuşmak için tekrar önlere çıktı ve Renault ile iki özel test yaptıktan sonra geçtiğimiz haftalarda Macaristan’da 2017 aracıyla test yaptı.

Lewis Hamilton ve Fernando Alonso, Kubica’nın Formula 1’in kayıp dünya şampiyonlarından birisi olduğunu söylüyordu, ESPN ise Kubica’nın Ronde di Andora’daki kazası olmasaydı neler olabileceğini inceledi.

Lotus-Renault

2011’in başlarında dünya Robert Kubica’nın ayakları altındaydı. Renault ile ikinci sezonuna başlamak üzereydi ve gelecekte Ferrari’ye geçeceği yönünde şimdiden söylentiler çıkmaya başlamıştı, geleceğin dünya şampiyonu olarak görülüyordu. BMW’deki kariyeri etkileyiciydi, ilkinde podyum ve 2008’de Kanada’da zafer elde edebilmişti. Aslında Montreal’deki zaferinden sonra şampiyona liderliğine yükselmişti, ancak BMW’nin 2009’daki büyük kural değişikliklerine odaklanmak istemesi sezonunu etkileyecekti.

Kubica, 2010’da Renault’da herkesi etkiledi ve o yıl üç takımın savaştığı şampiyonluk için yeterli araca sahip olmasa da bazı harika performanslar gösterebildi. 2011’de kaza yapmasa ve Renault’da kalması durumunda R31 ile güzel işler yapabilirlerdi. Vitaly Petrov ve Nick Heidfeld ilk iki yarışta podyuma çıkabilmiş, ve takım Lotus-Renault adını almıştı. Kubica 2012’de Ferrari’ye geçebilirdi, veya Lotus olacak takımda kalabilirdi.

Lotus’un 2012’de Raikkonen’i alma kararına ise Kubica’nın sezona başlayamayacağı bilgisinin üzerine gelmişti. Artık Polonyalı pilotun F1 aracına bir daha oturamayacağı ve kariyerinin bittiği düşünülmeye başlanmıştı. Raikkonen, Williams ile görüşmelerinin sonuçsuz kalmasının ardından Lotus ile spora geri dönmüştü. Ancak Kubica sporda kalmış olsaydı, Raikkonen muhtemelen Williams’la anlaşmak zorunda kalacaktı. Sonra, 2014’te Ferrari’ye geçişi aynı şekilde devam edebilirdi. Williams FW35’in berbat hızı Fin pilotu Ferrari’ye kötü gösterebilirdi de, hatta Ferrari’nin Nico Hülkenberg ile ilgilendiği de biliniyordu.

Sonrasında ise Kubica kendisini Lotus’ta bulabilirdi. Ancak Raikkonen’in kanıtladığı gibi, 2012 ve 2013’te takım podyumlar ve sık sık zaferler elde edebilen bir araç üretebilmişti, ancak Fin pilot Ferrari’ye ikinci katılışında kariyerinin başlarındaki gibi bir pilot olmadığı anlaşılmıştı.

Tüm bunlar aklımıza şu soruyu getiriyor; 2012’de Lotus’un gerçek performansını göremedik mi? Raikkonen şampiyon Sebastian Vettel’in 78 puan gerisinde bitirmişti. Kaza yapmadığı için yarışmaya devam eden Kubica’nın spora iki yıl ara vermiş Kimi Raikkonen’den daha iyi sürüşler çıkarabileceğini söylemek çok da yanlış olmayabilir. F1 padokunda Kubica’nın E20 ile şampiyon olabileceği yönünde ciddi görüşler yer alıyordu.

Raikkonen’in Lotus’taki başarısı ona 2014’te Ferrari’nin kapılarını açmıştı, ancak Kubica orada olsaydı işler çok daha farklı yürüyebilirdi. Elbette bu kez Maranello’ya gidecek ismin başkası olması söz konusu olabilirdi…

Ferrari

Yaralanmasına neden olan kazasından önce, Robert Kubica 2012 için Ferrari ile bir ön anlaşma imzalamıştı. Bu tür ön anlaşmalar Formula 1’de her zaman görülen bir şey değildi, ve bir koltuğu bir sürücüye bağlamazdı. Örneğin 2011’de de böyle bir şey varken Ferrari, Felipe Massa’yı tutmuştu. Ancak Kubica’nın Fernando Alonso ile iyi bir ilişkisinin olması ve karting yıllarında öğrendiği İtalyancayı akıcı şekilde konuşması takım için iyi bir seçim olabileceğinin göstergesiydi.

Massa, 2011’de tek bir podyum bile elde edemedi. Sağlıklı bir Kubica, Lotus-Renault’da tam bir sezon geçirmek isteyecekti ve Ferrari seçeneği varken takımda kalmak istemeyebilirdi.

2012’de, Ferrari Red Bull’un 60 puan gerisinde kaldı, Massa sadece iki podyum elde edebilirken, takım arkadaşı Alonso üç yarış kazandı, podyuma 10 kez daha çıktı ve sezonun neredeyse yarısını lider götürdü. Alonso’nun hep en iyilerden birisi olarak nitelendirdiği Kubica ise şüphesiz Massa’dan çok daha iyiydi. Massa, o yılın sonunda Alonso’nun 156 puan gerisinde kaldı. Böylece Massa, Lotus’tan Raikkonen, Mclaren’dan Lewis Hamilton ile Jenson Button ve diğer Red Bull Mark Webber’in gerisinde kaldı. Massa bu grubun arasında o yıl kazanamayan tek kişiydi.

Kubica ise, en kötü zamanında bile Alonso’nun şampiyonluğu yolunda çok daha rekabetçi olabilirdi, en iyi hallerinde ise kendisi de zaferler peşinde koşarak sezonu üçlü bir şampiyonluk savaşına döndürebilirdi. Kırmızılarda iki rekabetçi sürücünün olması ise Ferrari’ye 2008’den beri ilk üreticiler şampiyonluğunu getirebilirdi. Ferrari, 2014’ten bu yana Kimi Raikkonen’i tutuyor ve iki yıl önce ayrılan Massa’nın yerine bir diğer büyük isim getirmesi pek de mümkün görünmüyordu.

Kubica, muhtemelen Ferrari’deyken bir sonraki yıl Alonso’nun çektiği sinir bozucu durumları yaşayacaktı ve F138 ile şampiyonluk savaşından uzak kalacaktı. 2014’teki bir diğer hayal kırıklığı ise Alonso’nun McLaren’a ve talihsiz Honda projesine geçmesine neden oldu. Alonso, 2012’de şampiyon olabilseydi, Ferrari’de kalma isteği bir süre daha devam edebilirdi.

Kubica için kurguladığımız bu kariyer elbette gridin geri kalanını da etkiliyor. Massa 2012’de kendisine bir koltuk aramak zorunda kalacaktı ve Kubica’dan boşalacak Lotus koltuğu da hedeflerinden birisi olacaktı. Başka yerde yeterli seçeneğin olmaması da Massa’nın 2012’de emekli olabilmesine yol açabilirdi.

Massa erken emekli olsaydı, Williams 2014’ün başında Valtteri Bottas’ın yanına kimi koyacaktı? Hülkenberg’in V6 çağının başlarında Williams’a geri dönmek istediği biliniyordu. Veya Sergio Perez de bunu yapabilirdi.

Peki Kubica Ferrari’de olsaydı, bu sezon Sebastian Vettel gibi şampiyonluk için savaşmayacak mıydı?

Mercedes

“Ya kaza yapmasaydı?” Sorusunun bir sonraki durağının Mercedes olması kaçınılmazdı. 2017’ye kadar şampiyonluk garantisi isteyen pilotların Red Bull ve Mercedes olmak üzere iki seçeneği vardı. Kubica, Red Bull’un sürücü akademisinde olmadığı için bu seçenek pek de mümkün görünmüyordu, Mark Webber’in yeri 2012 ve 2013’te sorgulanırken bile bu mümkün olamazdı. Ancak Kubica’nın V6 çağında Mercedes trenine atlaması için üç fırsatı olacaktı.

Kubica 2012’de Ferrari veya Lotus’la şampiyonluk savaşında olsaydı, Niki Lauda’nın sezon ortasında konuşacağı isim Lewis Hamilton olmayabilirdi. Bildiğimiz gibi Lauda, McLaren’da olan Hamilton’ı Mercedes’e geçmesi yönünde ikna etmişti. Ona önceki takımında hiç yaşamadığı kadar bir özgürlük vermişti ve öte yandan takımının V6 turbo projesinde parlayacağının sözünü vermişti.

2011 ve 2012’de Hamilton, bugün bildiğimiz sürücüden çok farklıydı, hala devasa form kayıpları yaşıyordu ve potansiyelini gösterememiş pilotlar arasında gösterilmesine az kalmıştı. Kubica ortalarda olsaydı ve o sıralar üst düzey performanslar sergiliyor olsaydı, Wolff ve Lauda farklı bir yol izleyebilirdi. Aslında, sessiz ve mütevazı Kubica, Hamilton gibi Mercedes adına küresel bir ikon olamazdı. Mercedes’in F1 takımını yürütmesinin arkasındaki şey ise yol araçlarını satmaya devam etmekti.

Bu noktada Hamilton için farklı bir kariyer hayal etmek ilginç olurdu. İngiliz pilotun takımın düşüşü ile McLaren’dan ayrılışı onun son yarışı da olabilirdi. Baskın araçlardaki her sürücüye yapılan eleştiriler gibi, Hamilton’ın Gümüş Oklar’a geçişi kariyer intiharı olarak görüldü. Ancak bu seçeneği hiç olmayabilirdi de.

2013’te Mercedes’e Kubica geçseydi, Hamilton felaket 2013 sezonunda da McLaren’da kalırdı, 2014’te McLaren yine sorun yaşadı, ve yolun sonu görünürdü. Belki de Ferrari için Fernando Alonso ile yer değişimi yapılabilirdi. Bu da Sebastian Vettel’in Ferrari’ye hiç geçememesi anlamına geliyordu. Hamilton’ın Maranello’daki garajdan ünlü kıyafetlerle çıktığını hayal edebiliyor musunuz?

Vettel’in, Red Bull’da kalması Jean-Eric Vergne gibilerin F1’de kalmasını sağlayabilirdi, Daniil Kvyat bu kadar erken terfi alamazdı, ve genç yetenek Max Verstappen’in Toro Rosso’ya gelişi de mümkün olmayabilirdi. F1’e giremeyen Verstappen’in Mercedes’in çaylak kadrosuna girip DTM’de bir sezon geçirmesi ve ardından Mercedes motorlu bir takımda spora girmesi mümkün olabilir miydi? Pascal Wehrlein ve Esteban Ocon bunu yapmıştı.

Bir diğer olasılık ise McLaren-Honda projesi ile birlikte batan isim Alonso yerine Hamilton olabilirdi ve tek dünya şampiyonluğu ile kalabilirdi. Halbuki şu an Mercedes’te Michael Schumacher’in pole pozisyonu ve yarış zaferi rekorlarına doğru ilerliyor. İşler çok az farklı yürüseydi, kariyeri bu yönde ilerleyebilirdi.

Ancak Kubica’nın Mercedes’te Hamilton’ın takım arkadaşı olması daha mantıklı bir olasılık gibi görünüyor. 2014’te, Nico Rosberg’in Mercedes’teki geleceği de kesin değildi. Alman pilotun kontratı sezon sonunda bitiyordu ve şampiyonada lider olsa bile takım diğer seçeneklere bakıyordu. Toto Wolff’un Fernando Alonso ile görüştüğü ortaya çıkmıştı ve Mercedes patronunun İspanyol pilotun takım içindeki harmoniyi bozacağına karar vermesiyle bu ihtimal son bulmuştu. Bu noktada seçeneklerde Kubica’nın olduğunu hayal edin, işler daha farklı olabilirdi.

Kubica, Mercedes için Alonso kadar rekabetçi ve hızlı, öte yandan takım içerisindeki politika ile uğraşmayan ve Hamilton’la arası limoni olmayan bir pilottu. Polonyalı olması da Stuttgart’taki Alman yöneticiler için Rosberg’in yeri için ideal bir aday olurdu. Zaferler ve şampiyonlukların büyük kısmı Kubica’ya gitmiş olabilirdi.

Hamilton’ın yerine Mercedes’te olsaydı Kubica, 2013’teki zaferlerle birlikte Mercedes’teki üç şampiyonluk için savaşacak ve muhtemelen üçünü de elde edebilecekti.

Ancak bu seçeneklerin hiçbirisi gerçek olmadı. Rosberg’in geçtiğimiz yılın sonunda açıkladığı şok emekliliğinden sonra bile, onun yerini alabilecek açık bir aday yoktu. Wolff’ün hala Alonso hakkında şüpheleri vardı ve Bottas ve Romain Grosjean’ın üst seviyede olup olamayacağı belli değildi. Nico Hülkenberg ve Carlos Sainz ise diğer takımlara kontratla bağlıydı. Kubica’nın 2011’de yaralanmamış olduğunu kabul edersek, Toto Wolff için önemli adaylardan birisi olması kaçınılmaz olabilirdi.

Nasıl bakarsanız bakın, Kubica’nın kariyeri hiç kötü bir yere gidemiyor. Yetenekli pilotlar er ya da geç F1’in tepesine yükseliyor ve onun yeteneği de bir gün şampiyon olabilecek bir araçta olabileceğini gösteriyor. Formula 1’in renkli geçmişinde başka kazalar, yaralanmalar ve ölümler oldu, Kubica’nın 2011’de ralli yaparken geçirdiği kaza ise görünüşe göre harika bir kariyeri sonlandırmıştı.

Belki bu sezon veya 2018’de Sarı-Siyah Renault’ya tekrar dönme şansı bulabilir, ancak “o kazayı yapmasaydı” altı buçuk yılı kaybetmemiş olacaktı.

Formula 1’in en acıklı kariyer hikayelerinden birini, Robert Kubica’nın asla kötüye gitmeyen ihtimallerini okudunuz…

Kubica’nın Macaristan’daki testinde Renault’ya bu fırsat için teşekkür eden taraftarlar ile bitirelim:

15 Yorum

  1. Arkidişler yeri konusu değil ama bazı şeylerinin nedeninin arkasında var birşeyler. İtalyada, ispanyada tribünlerin hoplamasının gümbürdemesinin nedeni de öyle sadece akdeniz suyunun tadı felan değil.
    Bunların bölgenin, ülkenin durumu ile, tarihi ile toplumsallığı belirleyen nüansları ile de ilgisi var.
    Buna dair daha önce karaladım birşeyler. Karmaşık cümlelerle de olsa hatırlayan olacaktır. Brezilyalılar üzerinden Senna’nın daha fazla nasıl büyüdüğüne, zenciler üzerinden muhammed alilere felan değindik, bakış attık. Yani öyle Enzo alamadıkları spor araba üretiyor diye kumandan felan ilan edilmedi.
    Biz de böyleyiz, bizim için de böyle bazı şeyler.
    Birlik olarak görülen Avrupa içerisinde de herşey öyle düz kabul edildiği gibi değil. Daha bugün Polonya reel de bizim baş konumuzdu oralara uçanlarımız var. Birkaç kelamı biliyoruz daha fazlasını da öğreneceğiz artık bundan sonra. Belki bir gün bizde yerleşeceğiz oralara felan. Şimdiden herkese tavsiye ederim mesela. 🙂
    Geçenlerde özel bir grubumuzda bu EU temelli örnekli muhabbetlerimiz oldu Polonyalılar almanları öyle pek sevmezler, çokları arasında sıkıştırılıp kalmışlar halen gelişmeye! çalışıyorlar. Belçika, Hollandalılar da sevmez. İngilizler zaten unutmaz bazı şeyleri, sevmediklerini göze sokarlar bazen, son referandumun sonucu da ortada.:) bu da mesela ona dair bir örneklik.
    http://seyler.eksisozluk.com/avrupalilarin-almanlara-karsi-pek-toleranslarinin-olmadigini-kanitlayan-acayip-bir-askerlik-anisi
    Neyse konumuz bu değil ama kısadan değinelim.
    Yani Ruslar için bazı pek istatistik yapamamış olsalarda kişiler ne kadar önemli idiyse, Polonyalılar için de Kubica o kadar önemliydi…
    Tribünden merci çekenlerin kaçı polonyalı işine hiç bulaşmayacağız…
    Olmayabilir de çünkü “badem gözlü kılmak”, ezileni, mahzunu tutmak sadece bize has bir vaka değil.
    Çok zaman yerelliği de olmayabiliyor, bazı yukarıda bahis geçtiğimiz düşüncelere baskın çıkabiliyor hatta. Hak, haksızlık güdüsü temelde var insanda. Bunu mesela Felipe üzerinden de gösterdi, Rubens üzerinden de insanlar.
    Mesela bir anımı anlatayım.
    İst. Corse clienti de XX yürüyüşleri arasında 458 GT challange çektiler. Tam hatırlayamıyorum da 10 dan fazla 20 den az araç var. Tribün felan gayet sakinken zaten önceki salvo atanlara göre bunlar gayet sıradan araçlar geliyor insanlara o an. 2. turdan sonra görmediğimiz kısımda artık ne olduysa biri bir miktar geride kaldı. Bende, millette çaktı adamda sorun var ana düzlükte önümüzde dahi bir miktar yavaş kaldığı hissediliyor. Birkaç tur geçmedi ki adam iyice geriye düştü fark açıldı bende öyle tepki beklemiyordum tabi.
    Önlerde mücadele de var hani de kimse 1. 2. i sallamıyor topluca geçti bunlar “adamcağız” ! son virajı dönüp start düzlüğüne çıkınca bir alkış bir ıslık koptu ki 🙂 herkes hem yürü bee diye bağırıyor hem de gülüyor felan hep bir ağızdan birbirlerine bakıp. Yani mazluma sahip çıkma orda da baş gösterdi.
    Zaten hepi topu 12 tur dönüldü (o an bilmiyoruz tabi sunum o kadar berbat) onun akabinde her geçen tur adam yavaş, boğuşuyor düzlükte dahi ama fark açıldıkça tur yemesin diye milletin coşkusunu göreceksiniz alkış kıyamet kopuyor. Aynı Merci çenler gibi tabi 100 katı felan.
    Bak düşün dikkatimi çekiyor pit alanda ki FXX ciler felan çıktı tribüne bakıyor felan ne oluyor lan diyorlar kendilerince (bize bu kadar ilgi yoktu fukoff) anlamaya çalışıyor.
    Adam neyse 5-6 tur sonra turu yedi ama destek alkışı iyice katlandı yani 🙂
    Var yani böyle bazen garip gelen insanoğlunun hareketleri.
    (ön ortadan iyide kalkan genç biri 1. oldu milleti tokat manyağı yapsada öyle destek alamazdı yani tribünden)

    İşte Kubica’nın, Zanardi’nin (ben buna dair de benzer şeyler duydum yarış dünyasına döndüğünde) bir olayı da bu tip birşey.
    İnsanlar iyi olsun tekrar başarsın felan istiyor her zaman dile getiremesede. Biz de istiyoruz tabi ki. Jules’un o günlerde kalkmasını, Schumacher kalksın en azından bir otomobil kullanabilsin kim istemez.
    Sadece biraz abartıyoruz bazen, abartmasak mı diyoruz. Bunu göz yaşı dökdüğümüz Ayrton için de diyorduk yani ilk değil son da olmayacak muhtemelen.
    Çünkü bazen badem gözlüleri anarken diğerlerine haksızlık yapıyoruz.

    • Sana derdim birşeylerde uğraşan, çeviren arkadaşlara ayıp. 🙂
      O zaman 10 nomero ise kralcılık oynayacağına diyeceksin birkaç kelam ki biz de neyi 10 numaraymış okuyacağız, düşüneceğiz. Orda burda laf atmanın dışında biz de bir sorgulayacağız. Bak aşağıda biz yazdık sallamasyon, hayal üzerine vs gibilerinden. Yazarın kendince nokta atışlarına da yok öyle bi dünya dedik açık açık.

      Zaten yazarın kendi de demiş… bir bakış, hayal diye. Yani bu bir analiz değil analiz zaten böyle olmaz üzerine daha laf yazmayalım ayıp…
      Yazar Nate saunders bakıyorsun zaten daha amatör. Adamın twitter’ından çapı belli oluyor. Takmış kafayı Kubica’ya girmeyi sevmem ben öyle şeylere de ula dedim adamın kökeninde polonyalılık felan mı var acaba. Öyle olsa haklı görürüm olur der geçerim. Ona dair de yazarım belki birşeyler. Adam kariyer yapıyor işte yani bize ne. Yani abartmaya değecek birşey zaten yok biz hayaller, doğmamış çocuğa don biçmeli, badem gözlü olmuşluğa olsaydılara hadi canım sendelicikle yazarak yeteri kadar abarttık zaten. Hadi bizi anladık sen niye taktın bu kadar Kubica’a bir de onu anlasaydık…

      • Taktığım durum ortada adamın abartıldığını söyleyecek ne var. Ki benim takmam bu yazıdan öncesiydi. Haberinde abartıldığı bir durumu yoktu ve F1 için sağlıklık olduğu kastediliyordu arkadaşın biri direk kalite kontrol mühendisi gibi kaşeyi vurdu. F1 camiası adamın yarışmasını istiyor sadece. Ortada büyük vaadler yok. Herkesin içinde bir ukte kalmış kaza neticisnden sonra yarışamadığı için ki Kubicada zaten iyi bir grafik çiziyordu ondan öncesinde. Herkes dönmesini istiyor işte. Ortada bunu çarpıtacak veya kalite kontrol kimliği ile iddialar atmaya gerek yok. Adamın dereceleri Palmerden iyi. Bu yazılan yazılar için İki üç kişinin yazdığı yazılar beni ilgilendirmiyor üstünde durmuyorum. Hoşuma gitti okey dedim.

  2. Valla biraz daha fikir sahibi olayım diye okuyayım dedim ama dayanmak zor oldu İlber hocanın kahkahalarına gark oldum için için.
    Yazan şahıs doğrusu çok çapsızmış, zorlaya zorlaya çıkarımlar yapmaya kalkmış. Herşeyde sondan başa doğru gitmiş. Valla buna analiz değil sallamasyon derim ben.

    Geçen dedik bugün için artık uzun kariyerlerinde 2 büyük anılan ve yüzbinlercelik taraftar kitlesi olmuş herhalde boş yere olmamış 2 adamın hali ortadayken Kubica için bu kadar zorlamanın manası yok. Yakın dönemi domine edenler eskiler değil 2006 itibariyle başlayanlar oldu…
    Arada tekil varlık gösteren, vur kaç yapanlar Jenson Button, Nico Rosberg… eh bunlarda bom boş isimler değil zorlamalı analiz kassan bunlara da neler çıkar. Yine elde daha çok veri var.

    E20 mi şampiyon olacaktı 😀 e yuh. Beceriksiz olmayan bir adamın direksiyon problemini çözemeyen, saçma sapan psikoz bunalımlarına sokan takım mı olacaktı şampiyon. Renault’nun yaşadığı birçok problem var o dönem Brawn gibi gelişimde zaten geride kaldılar. O da çok da fena olmayan o dönem Ferrari’nin çektikleri ortadayken buna zorlama değil sallamasyon derim.
    Kaldı ki Felipe…. 🙂
    Felipe’nin yanına Kubica’yı anmam bile doğrusu, ulan başka bir isim kestirseniz gözünüze neyse. Tüm kariyerleri, kimin kimlerle mücadele ettiği, istatistikleri ortada. Yine tüm parlaması aynı şekilde bir takıma ait olan adamı elde kıyaslanabileceğin çok altında veri varken, şampiyonluğun ucundan dönmüş adamla mı kıyaslayacağız. Bak kimlerle yer almış; Michael Schumacher, Kimi Raikkonen, Fernando Alonso, kafa kafaya uzun mücadele de Lewis Hamilton… dahası da var. Adamın Williams da ki hali de ortadaydı halen ortada, yeni umut gençlere nal toplatıyor halen bu yaşında.
    Robert bu kadar büyütülecek ne yaptı yahu, elbette ki ismini öne taşıyan markası kadar markanın politikalarıyla yapabileceğinden daha iyisini yapamadı.

    Bundan acıklı hikaye de çıkmaz. Çok zorlama oluyor. Adam gönlüyle, isteğiyle gitti Ralli yaptı ki herkes yapmalı altı üstü sadece bir kaza yani, geçirdi ve ona birşeylere mal oldu. Hepsi bu kadar. Kimi de yaptı onun başına gelmedi, Kimi tabi ayrıca daha serbest değil daha üst klasmanda yaptı işini. Anlatıma bakınca Alex Zanardi’nin ki acıklılıktan çıkar yani o kadar abartı.
    Adamın yeteneği, meziyetleri yok değil olduğu biliniyor sakatlığından sonra ki küsmemezliği ve istatistikleri de ortada ancak Formula 1 ‘de böyle oldukça çok hikaye var. Buralarda tutturamayıp da başka serilerde kupaları dizen isimler de var.

    Diğer sayfada bir arkadaşın yorumladığı gibi bugünlerde biraz daha fazla abartılıyor. Aynı Senna durumu gibi. Birinin başına birşey gelmesin… Oluyor sana superman, dr manhattan…
    Görüyoruz işte yarışmıyor ama sağ iken Schumacher hakkında her ay en azından bir kişi olumsuzlamaları da katarak konuşuyordu. Birşey yaşandı var mı konuşan, kaldı mı… Anca naat dizilirse diziliyor.
    İnsanların hayatı böyle kör ölür badem gözlü olur… Yazar kişi ve mevcutta basın da Kubica’ı böyle yaptı.
    Rossi’nin başına birşey gelse Mr. Galactic felan olacak herhalde.

    Mercedes vs yazının geri kalanı zaten iyice sallamasyon şeylerden ibaret değinmeye bile gerek yok.

    Yani Günay’ın çeviri gayretinden daha ötesini duyamıyoruz şu harfler topluluğuna. 🙂

    Fernando’nun, Vettel’in, Lewis’in yapabildikleri ortadayken bu değişen makine dönemi ile büyük beklentilere girmemek lazım. Schumacher, Kimi gibi adamlar dahi An içerisinde kendisini gösterebiliyorken genelliğinde saçma sapan görüntüler ortaya koydu. Robert de eski dönemin pilotu…
    Test etmek ile sezonda koşturmak farklı şeyler. Ferrari’nin hali de ortada Lewis’in hali de ortada…

    Ki bence rezil olmak, unutulmaktan daha iyisi koltuk bulamayıp o ihtimalli ünü devam ettirmek olurdu. F1’i denedi başarabildi ile yarıştı bir halt yapamadı silindi arasında onun bundan sonra ki kariyeri için önemli farklılıkları olur.

    İnsanlarda istemsiz bir mesih anlayışı var. Teolojik odağı olmayanlarda da var çoğu zaman fark etmiyorlar. Bir yıldız bulmak, saplanmak istiyorlar. F1’in mevcutları kesmiyor artık insanları o yüzden ya biri çıkarsa, gelirse diye bir bekleşme var. Ancak bence gereksiz. F1 hayalci tatminlerin dışına çıktı artık. Bu da iyi gitmeyen işlerden aslıyla diğerlerine bağımlı olmak üzere gidemeyeceklerden birisi. Ortamda karşılıkları yoksa koşullu zorlamalarla birşey elde edemezsin.

    • Ne giydirmişsin arkadaş, yaptığım işten soğudum 😀

      Abartma, nam pompalama, PR kasma olayları çok var maalesef. Kubica da ortalamanın üstü görünen, aslında tam da göremediğimiz bir pilottu.

      Böyle olsaydı, etseydiler üzerine konuşmayı pek sevmem, ama düşünmesini de severim. Zihin açar, önce tesadüfleri, düşününce de perde arkasını gösterir. Dün anlayamadığımızı bugün anlatır. O yüzden şeyettim, Erdim’den istedim zaten. Beyin cimnastiği iyidir 😉

      Kelebek misali, çok şeyi tetikleyebilirdi.

      • Buz kestireceğini de fark ettim de demeden duramadım napayım.
        Birşeyler atıştırırken bir hevesle girişeyim dedim “bu ne ya” oldum. Zorlaya zorlaya Caps’lar akılda bitirebildim.
        Çok berbat ya insan bir batılı! dan beklemiyor bu düzey türk yorumcusu vari şeyler. 😀 herif beyaz sporttan kopup gelmiş herhal.

        Bende severim ama şahıslar üzerine sevmem sistemler, stratejiler üzerine severim. Birazdan bir link atacam zaten. 🙂
        Sevmem çünkü bir Nicola Tesla, Henry Ford değil bunlar… Şumayer olsa da sevmem yani. Hadi yine o bir nebzedir tarihselliği vardır Schumacher, Senna, Alain, Lauda, Moss olsa neyse Kubica la bu. Kubica, Massa nedir ya.. Neyini konuşup duracan. 🙂 Boş boş..
        Şahsın da içinde bir sistem, sistematik olmalı ki birşey katsın. Daha dün akşam İlber hocayı konuştuk mesela ehehehe. çapsızca. Biz ne kadar çapsızsak bu adamın analizmi o kadar çapsız geldi.

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]