Hatırlayacağınız üzere, Çarşamba sabahı bu yazının ilk bölümünü yayınlamıştım. Orada daha çok olayın gerçekleşme biçimi, hatanın tespit süreci gibi konulara odaklanmıştık. Gelin, şimdi de ikinci bölüme giriş yapalım.

Bu bölümde cezanın üzerinde duracağız. Cezayı alandan ziyade, cezayı verene odaklanacağız bu sefer. FIA konuya nasıl yaklaştı? Neden para cezası verdi? Verilen ceza adil mi?

Abu Dhabi GP’si, yavaş yavaş Ferrari’nin ev sahipliğindeki bir yarış gibi algılanmaya başladı.

İkinci bölüme başlarken, birinci bölümün başında da vurguladığım noktayı tekrarlamak isterim. Konumuz aslında Ferrari değil, Ferrari’nin yaptığı hata da değil. FIA, kural kitabı doğrultusunda karar vermiş olsaydı ve Ferrari diskalifiye edilseydi, hiçbir şey değişmeyecekti. Ne Ferrari markalar şampiyonasında sıra kaybedecekti, ne de Leclerc’in yeri değişecekti. Yani Ferrari takımlar şampiyonasında ikinciliği hak etti, pilotları da aldıkları dereceleri hak etti. Bu anlamda Ferrari diskalifiye edilseydi şampiyona şöyle etkilenirdi, haksız bir durum oluştu gibi bir arayış içinde değilim. Sadece temel felsefede yapılan hatayı arıyorum, doğrunun arayışı içindeyim.

Tüm bunları netleştirdikten sonra ikinci bölüme ilk sorumuzla başlayalım:

FIA cezayı verirken nerelerde hata yaptı?

Bu ceza konusunda FIA’nın hiçbir doğrusu yok diyebilirim. Yaptıklarının tamamı yanlış, hatta skandal. Neden böyle düşündüğümü ve hataları madde madde sıralamaya başlayayım:

İlk hata: Verilen Ceza

Ferrari’nin cezasının örnekleri tarihte vardır. Eğer FIA hatayı tespit etmeseydi, Ferrari kendisine o yakıt miktarı ile avantaj sağlayabilirdi. İhlal bilerek yapıldıysa isteyerek; ihlal hata sonucu gerçekleştiyse, istemeyerek bir avantaj söz konusu olacaktı.

Bu sağlanan avantaj konusunda kurallar net. Kendisine, kuralların izin verdiğinin dışında “rekabet avantajı” (Kurallarda “competitive advantage” olarak geçer.) sağlamanın cezası yarıştan mendir. Hatta bunun sistemli ve bilerek yapıldığı tespit edilirse, cezası o sezon için şampiyonadan mendir. Yarıştan men edilmenin pek çok örneği tarihte vardır, gelecekte onları da yazarım. Benetton var, Tyrell var, BAR var, McLaren var, Williams var, Lotus var, Ferrari’nin kendisi de var. Var oğlu var. Ferrari de ne ilk olurdu, ne de son.

Ancak burada, cezayı adil vermek için şuna dikkat etmemiz lazım. Ferrari bu ihlali sistemli bir şekilde mi yaptı? Ferrari’nin bunu sistemli yaptığına dair elde bir veri yok. Tam tersi, ben bunun bir kereye mahsus bir “hata” olduğuna inanıyorum. Çünkü bu sezon yapılan 10 ölçümün dokuzunda Ferrari temiz çıkmıştır. Tekrarlıyorum, Ferrari 9 ölçümde “yakıt yükü anlamında” tertemizdir. Bu nedenle ben diyorum ki, sistemli bir aldatma çabası yoktur, bir hata vardır. Eğer aldatma çabası varsa bile ilk defa olmuştur, tekrar eden bir durum yoktur.

Ez cümle, ceza olarak yarıştan men yeterlidir.

İkinci hata: Cezanın zamanlaması

Ferrari’nin arabasında fazladan yakıt olduğu yarıştan 50 dakika, hatta 48 dakika önce belliydi. Kural kitabına göre bunun cezası bellidir. Burada FIA’nın ceza vermek için beklemesini gerektirecek bir durum yok. Bu ihlalin cezası yarıştan men edilmektir. Eğer bu ihlal antrenmanlarda gerçekleşseydi, Leclerc pit yolundan yarışa başlamak zorunda kalacaktı. Sıralamalardan önce olsaydı, sıralamalardan men edilecekti. Yarıştan önce olduğu için yarıştan men edilmeliydi.

Ferrari’nin aracında fazladan yakıt olduğu formasyon turu atılmadan tam 48 dakika önce belliydi. Ceza vermek için yeterli bir süre.

 

Michael Masi, “Yarıştan sonra bir de Ferrari’yi dinlemek istedik. O nedenle cezayı yarış sonrasına bıraktık.” dedi. Bu, saçmalıktır. Yarıştan sonra men cezası bile verilse, Leclerc pek çok pilotun yarışını etkilemiş olacaktı. Diğer pilotlara büyük bir haksızlık söz konusu olacaktı. Leclerc yarış sırasında bir kazaya karışsa ve bir veya daha fazla pilotun yarışını etkilese ne olacaktı? Yarıştan sonra men etseniz ne olur, etmeseniz ne olur? Her puanın milyon dolar olduğu bir spordan bahsediyoruz.

Daha da kötüsünü düşünelim. Diyelim ki Leclerc’in kendisi ağır bir kaza yaşadı, yarış kariyerini etkileyecek bir kaza. Tahtaya vuralım, bu çocuk gelecekteki şampiyonluk adaylarındandır. Böyle bir kazayı kimse istemez. Ama gerçekleşseydi, FIA bunun vebalini taşıyabilir miydi? Bir öğrencinin okulu asması gibi düşünün. Öğrenci okuldan kaçtı ve başına bir şey geldi. Bunun sorumlusu okuldaki nöbetçi öğretmendir. Kimse çocuğun okuldan kaçmasını filan konuşmaz. Burada da nöbetçi öğretmen, o gün bahçeden sorumlu öğretmen, Masi’dir. Olayın sorumlusu o olurdu.

Yani olayın hem diğer pilotlar, hem de Leclerc’in kendisi için sonuçları olurdu. Bu da adalet duygusunu kökten sarsardı.

Sonuç olarak geç gelen adalet, adalet değildir. Para cezası bile verilecekse, zamanında verilmeliydi.

Üçüncü hata: Cezanın verilme şekli

Aslında bence işin en ikircikli yanı burası. Ben Ferrari’nin burada samimi bir hata yaptığı varsayımından hareket ediyorum. Bu nedenle de bir yarışlık men yeterlidir diye düşünüyorum.

Bu ceza, Ferrari’nin isteyerek veya istemeyerek kuralları çiğnediğinin belgesi. Lakin işlenen suç ile verilen ceza uyuşmuyor.

Fakat işin çok kötü kokan bir yanı var: Bu ceza pek çok takıma cesaret verecektir. Gerçekten art niyet taşıyan bir takım kolaylıkla başka kuralları çiğneyebilir. Çünkü arabanın denetleneceğinin garantisi yok. Denetlense bile yakalanacağının garantisi yok. Yakalansa bile cezası yok. 50 bin Euro’luk ceza komiktir. Kazanılan her puanın milyon Dolar değerinde olduğu bir sporda, takımlar 50 bin Euro’luk cezayı severek kabul edeceklerdir. Art niyetli takımlar kuralları çiğneme konusunda cesaretleneceklerdir. Hile fark edilirse ödeyecekleri ceza 50 bin Euro. Hile fark edilmezse kazanılan puanın PARASAL değeri çok daha fazla. Dolayısıyla artık takımlar açısından “alınabilir bir risk” var.

Bu işin insanın adalet duygusunu sarsan bir yanı daha var. Takımlara, yapmış veya en azından denemiş oldukları illegal hareketin sonucunda, adaleti parayla satın almanın yolu açılmıştır. Parayla adalet satın almak, “adil oyun” (fair play) anlamında spor severlerde çok kötü bir etki bırakıyor.

Buna benzer bir konuyu Almanya GP’sinden sonra yazmıştım. O yarışta Ferrari, Leclerc’i pit’ten güvenli olmayan şekilde bırakmıştı. Bunun sonucunda Leclerc pit yoluna çıkarken Grosjean’ın ön kanadına temas etmişti. Grosjean frene basarak durmuş, arabasını yeniden vitese geçirip pit alanına gelmesi fazladan 4 saniyesine mal olmuştu. Bütün arabalar yağmur nedeniyle aynı anda pit’te oldukları için Grosjean 5 sıra birden kaybetmişti. FIA, bu tarz ihlallerde yaptığının aksine bir yol izlemişti. Ferrari takım olarak “para cezası” almış, Leclerc’e ceza çıkmamıştı. Oysa ki “Unsafe Release”in cezası pilot için de 5 saniyeydi.

O gün bu uygulamanın yanlışlığını aşağıdaki cümlelerle anlatmıştım. Buyurun o günkü cümlelerim:

Steiner çok önemli bir yorum yaptı. Bu kararın tekrarlanması durumunda, bundan sonra takımların kendi pilotlarını rakibin önüne bilerek çıkardıklarını görürüz dedi.

Steiner, “Eğer bu kalıcı bir durum olursa, pit’ten tehlikeli çıkan pilotun avantaj sağlayıp, onun yerine cezayı takımların çektiğini görebiliriz. Hatalı takımlar FIA’ya 5.000 Avro’yu severek ödeyeceklerdir. Yani takımların rakip pilotu engelleyip, pilotlarına pozisyon “SATIN ALDIKLARINI” görebiliriz. Bu durumda FIA para kazanıyor, pilot avantaj sağlıyor, tek kaybeden pit’te işini doğru yapan oluyor.” dedi.

Aslında iki olay, verilen cezanın ruhu açısından benzerdir. Burada da FIA para kazandı. Eğer fazladan koyulan yakıt yarıştan önce fark edilmeseydi, Ferrari daha uzun süre motoru açabilecekti. İsteyerek veya istemeyerek avantaj sağlayacaktı. Tek kaybedense, işini doğru yapan, arabasını verilen standartlar doğrultusunda hazırlayan takımlar olacaktı.

Peki adalet bunun neresinde?

Her iki benzer olayın kahramanının Ferrari olması sizi yanıltmasın. Ferrari lehine yanlış kararlar veriliyor demeye getirmiyorum. İki olayın benzerliği tesadüf. Bu sezon Ferrari’nin aleyhine de çok yanlış kararlar gördük.

Konumuza dönersek, konuyla ilgili acayiplikler burada da bitmedi. Haydi devam edelim.

FIA’nın bu skandal karar için savunması ne?

FIA acayip bir kurum haline dönüşmeye başladı. Artık kural kitabı bir kenara koyuldu, yarışın gidişatına ve sonucuna göre kararlar alınmaya başladı.

FIA’nın gerekçeli kararını değerlendirelim ve anlamaya çalışalım. Resmi açıklama ile başlayalım. Öncelikle FIA, yarış öncesindeki yakıt miktarının kurallar çerçevesinde olduğunu açıklamış. Burada kastedilen 110 kg yakıt değil, başta da belirttiğim gibi 120 kg’yi aşmayacak bir yakıt miktarından bahsediliyor. Yani arabada herhangi bir gizli depo gibi bir durum yok deniliyor.

Michael Masi… Bu adamı görmeye dahi dayanamıyorum, tüylerim diken diken oluyor.

Ancak arabadaki yakıt miktarının, Ferrari’nin belgelerinde belirttiğinden 4,88 kg fazla olduğu belirtiliyor. Bu durumun kural kitabının 12.1.1.i maddesini ihlal ettiği vurgulanmış. Gerisi fasa fiso, ceza bedeli filan yazılmış.

Şimdi gelin bir de Masi’nin gayrı resmi basın açıklamalarına bakalım. Masi diyor ki, “Ferrari’yi yarıştan önce ve yarıştan sonra tarttık. Başta bize iletilen belgedeki yakıt miktarı yanlıştı. Ancak yarış sonrası yaptığımız ölçümün sonucunda, Ferrari’nin yarışta izin verilen yakıt miktarından fazla yakıt kullanmadığını tespit ettik. Ferrari burada bir “avantaj sağlamadığı” için yarıştan men yerine para cezasını uygun gördük.”

Masi’nin bu açıklamasına en güzel cevabı iflah olmaz bir Ferrari, Schumi ve Vettel taraftarı olan, uzun süredir F1 gazeteciliği yapan Michael Schmidt verdi: “Eğer bir takım yarıştan önce gerçek depo içeriğinin verilen değerle uyuşmadığı konusunda bilgilendirilirse; takım kendi üzerinde bir şüphe olduğunu bilirse, elbette izin verilenden daha fazla yakıt tüketmeyi deneyecek kadar aptal olamaz.”

Yani şunu diyor: Bir takım düşünün, deposuna beyan ettiğinden fazla yakıt koyduğu yarıştan önce tespit edilmiş. Takım yönetimi biliyor ki FIA Ferrari’yi yarıştan sonra bir daha tartacak. Bu durumda Ferrari fazladan yakıt kullanmayı dener mi? Bunu ancak aptallar yapar diyor. FIA’nın da konuya yaklaşımı, maalesef herkesi aptal yerine koymaktan ibaret.

Ayrıca Masi’nin bu açıklaması “Kural Kitabı” ile de çelişiyor. Kural kitabı, “International Sporting Code”un 1.3.3 numaralı maddesi şöyle diyor:

1.3.3: If an Automobile is found not to comply with the applicable technical regulations, it shall be no defence to claim that no performance advantage was obtained. (Meali: Bir otomobilin geçerli teknik kurallar ile uyumlu olmadığı tespit edilirse, herhangi bir performans avantajı elde edilmediği yönündeki iddia savunma olarak geçerli olmayacaktır.)

Yani kural kitabı diyor ki: “Hakem kardeşim, teknik konular söz konusu olduğunda, gördüğünü, gördüğün anda çalacaksın. Avantaja bırakırım, sonra faul çalarım olmaz. Kırmızı kartlık pozisyonda kartı hemen vereceksin.” Sezon başından beri dediğim konuya yine geliyoruz. Kural kitabı hiçe sayılmıştır, ucube yorumlarla nabza göre şerbet dönemi devam etmektedir.

Burada teknik ihlal yok diye düşünmeyin. FIA’ya sunulan belge bir teknik homologasyon belgesidir. Ve belge yanlış düzenlenmiştir. Bu bir teknik ihlaldir.

Sonuç

En başından beri vurguluyorum, tekrarlamak isterim. Karar şampiyona açısından hiçbir şeyi değiştirmedi. Dolayısıyla hakem kararı şampiyonaya etki etmedi. Bizim derdimiz de bu değil.

Ferrari bir hata yapmıştır, çeker cezasını, bir daha da yapmaz. Ceza verilse, inanın Ferrari de cezaya itiraz etmezdi. Başlarda da dediğim gibi, Ferrari ne ilk diskalifiye edilen takım olurdu, ne de son.

Bizim derdimiz adalet, hak, hukuk. Derdimiz tam olarak adaletin uygulayıcısı Michael Masi. Avusturya GP’sinden sonra, “İşler rayından çıkmak üzere, önümüz kaos.” demiştim. Masi istifa etmezse, daha yakın geçen bir şampiyonluk yarışında, büyük tartışmalar ve rezaletler yaşanır. Bu karar tüm sezonun özeti gibi. Seneye önlem alınmazsa ve cezalar uygulanmazsa, çok büyük skandallar görebiliriz.

Ben tartışma değil, spor seyretmek istiyorum. Ya siz?

İyi okumalar,

Fırat KESKİN

4 Yorum

  1. Ellerine sağlık çok değerli ve güzel bir yazı serisi.

    Bu sene F1’de yarışta verilen cezalar bakımından da oldukça tartışmalı geçti. Pilotların daha sert yarışmasına imkan verildiğini gördük fakat bu konuda bir standartın yakalandığına inanmıyorum. Umarım 2020’de temiz bir sezon izleriz.

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]