Değerli takipçilerim, koskoca bir sezonu yedik bitirdik. İlk başlarda sıkıcı gibi görünen sezon, inanılmaz olaylara sahne oldu.

Bu sene pek çok tartışma ve değişiklik yaşandı. Hakemler de bu tartışmalardan nasibini aldı elbette. F1’i ilk olarak bu sezon başında yazmaya başladım. Amacım, 35 yıldır seyrettiğim bu spor konusundaki bilgilerimi sizlerle paylaşmaktı. Twitter ve Medium hesaplarımda ve “Son Sektör” internet sitesinde biraz teknik analiz, bolca da yarış analizi paylaştım. Yazılarımı ilk yazmaya başladığımda, F1 içindeki politikadan ve komplo teorilerinden uzak kalacağım konusunda kendi kendime söz vermiştim. Komplo teorilerini yazmama konusundaki sözümü tutarken, politika konusuna zaman zaman girmek “zorunda” kaldım. Bakın, zorunda kaldım diyorum, çünkü mecbur bıraktılar. Charlie Whiting’in vefatı ve Liberty Media’nın F1’e ağırlığını koyması ile birlikte bu sporda pek çok değişiklik olmaya başladı. Bu değişimlerin tamamı Liberty Media’nın rating kaygılarının izlerini taşıyordu. Bu nedenle değişimlerin tamamına yakını, çok sevdiğim F1 sporu için olumsuzdu. Ben de mecburen bu olumsuzlukları yazmak zorunda kaldım.

Sezon içindeki tartışmalı olayların çoğunu ilgili haftalarda ayrıca analiz ederek yazdım. Yeni takipçilerim bilmediği için tekrar belirtmemde fayda var: Takım veya pilot tutmam. Dolayısıyla bu olayları analiz ederken tek temel aldığım kaynak “Kural Kitabı” idi. Çoğu olayı, kural kitabından ilgili maddeleri alıntılayarak yorumladım. Gerçekleşen vakalara pilot veya takım gözlüğüyle bakmadığım için de zaman zaman Ferrari, zaman zaman Verstappen, bazen de Hamilton ve Mercedes taraftarları beni eleştirdi. Olabilir, ben bildiğimi yazmaya devam edeceğim.

Michael Masi… Bu adamı sevemedim. Hatta, unutulmaz Kemal Sunal filmindeki gibi, “Senin babanı da sevmezdim süt oğlan.” benzeri bir antipati duyuyorum…

Bu sezonun olayları ile ilgili olarak maalesef şunu belirtmek zorundayım: Charlie’nin yerine gelen Michael Masi, kuralların uygulanması konusunda çok berbat bir sezon geçirdi. İstifa etmesi gerektiğini pek çok defa yazdım, yine yazıyorum. Sporun pist üzeri konularını berbat bir şekilde yöneten ve spora zarar veren bu adamın bir an önce istifa etmesi gerekiyor.

Masi Abu Dabi’de, sezon boyunca vermiş olduğu berbat kararlara bir yenisini ekledi. Bugün onu konuşalım istiyorum. Bu cezayı konuşurken temel amacımızın Ferrari’yi değil, bu seneki FIA kararlarını mercek altına almak olduğunu peşinen söylemek isterim.

Abu Dabi’de ne olmuştu?

Yarış öncesi son kontrollerde, Charles Leclerc’in arabasında, Ferrari’nin bildirdiğinden 4,88 kg fazla yakıt tespit edilmişti. Bütün gürültü buradan çıktı. Gelin öncelikle süreç nasıl işliyor, ona bakalım.

Yarış hafta sonları başlarken, Perşembe günleri FIA’nın teknik kabul günüdür. Takımlar, Perşembe günlerinde, o hafta kullanacakları arabaları ayrıntılı teknik verilerle birlikte FIA’ya sunarlar. Bu, resmi bir belgedir ve bağlayıcıdır. Belgenin üzerindeki bilgiler ile araba birbiri ile uyum içinde olmak zorundadır. Özellikle yeni parçalar mutlaka arabanın üzerinde olmalıdır, zira FIA bunların teknik şartnamelere uygun olup olmadıklarını kontrol ediyor. Her araba onay almayabiliyor. Mesela bu sene, Çin’deydi galiba, Mercedes’in getirdiği yeni ön kanadı, kurallara uygun olmadığı için onaylanmadı. Mercedes ön kanadı modifiye ederek kullanmak zorunda kaldı. Takımların sunduğu belgeler ile araba uyum içindeyse ve parçaların tamamı kurallara uygunsa FIA arabayı onaylıyor.

Bu otomotiv sektöründe de var olan bir uygulamadır. Buna araçların homologasyonu deriz. Homologasyon, ilgili araçların satılacakları ülkenin kanunlarına uygun hale getirilmesi ve resmi makamlara bunun bildirilmesi sürecidir. Resmi makamlara aracın uygun olduğu bildirildikten sonra ortaya çıkacak bir ihlalde araç satışı durdurulur. Firmalar halihazırda trafiğe çıkmış araçları hemen servislere çağırarak gerekli değişiklikleri yapar ve ağır cezalar öderler. Firmalar, herhangi bir aksilikle karşılaşmamak için mühendislerden ve avukatlardan oluşan bir homologasyon ordusu kurarlar.

Konuyu çok dağıtmadan F1’e dönelim. Perşembe günkü teknik kabul de buna benzer bir uygulamadır. Fakat iş Perşembe günü bitmez. FIA, hafta sonu boyunca antrenmanlarda, sıralamalarda ve yarışta kontrollerine devam eder. Rastgele seçilen arabalar tartıya çıkarılarak, doğru yakıt miktarı ile piste çıkıp çıkmadıkları kontrol edilir. Böylece her takım, her daim kontrol edileceği kaygısı ile kurallara uyma konusunda azami titizlik gösterir.

Söz gelimi, Cuma ve Cumartesi günlerindeki antrenmanlarda bile yakıt ağırlığı ile ilgili yapılan ihlalin faturası ağırdır. Böyle bir ihlalde, ilgili araba yarışa pit yolundan başlama cezasına çarptırılır. Ki antrenmanlarda puan mücadelesi yoktur.

Devam edelim. Perşembe günü başlayan ve tüm hafta sonu boyunca devam eden kontrollerin bir benzeri de Pazar günü yarıştan önce yapılır. Burada özellikle araçların izin verilen yakıt miktarını aşıp aşmadıkları kontrol edilir. Bilmeyenler için not olarak şu bilgiyi de ekleyeyim: Kurallar çerçevesinde bir yarış arabasının yakıt tankı 120 kg yakıt alabilecek hacme sahiptir. Ancak yarış için izin verilen miktar 110 kg’dir. Yarışta 110 kg yakıt kullanılacaksa, neden araçların depoları 120 kg diye sorabilirsiniz. Haklı bir soru, hemen yanıtlayayım: Çünkü 110 kg yakıt sadece yarış için gerekli. Ancak yarış dışında da arabaların yakıta ihtiyaçları var.

Şöyle ki:

  • Öncelikle yarış başlamadan önce, garajda arabaların sistem kontrolleri yapılır. Bunun için arabalar bir süre rölantide çalıştırılır.
  • Sonra pilotlar arabayı start çizgilerine getirmeden önce hafif tempoda 1 “keşif” turu (reconnaissance lap) atarak piste yeniden ısınırlar. Garajda rölantide normal görünen arabayı bir de hareket ederken görmek isterler. Birden fazla keşif turu atmak isteyen pilotlar için özel bir prosedür vardır. Bu turlar sırasında pist üzerinde yarış hazırlıkları devam ettiği için, birden fazla tur atmak isteyen pilotlar pit yolunu kullanırlar. İstedikleri turları atınca da start çizgisine gelirler.
  • Tüm bunlara ek olarak formasyon turu var.
  • Yarış bittikten sonraki “zafer turu” dediğimiz tur var.

Yani arabanın yarış dışında da yakıta ihtiyacı var. Bu nedenle yakıt deposu 120 kg’dir.

Takımlar, tüm yarış hazırlıkları sürerken bir teknik dokümanı da eşzamanlı olarak hazırlarlar. Bu dokümanda arabaların lastik basınçları, kamber açıları, yakıt miktarları vb. de dahil olmak üzere tüm yarış verileri mevcuttur. Takımın tüm kurallara uyduğunu simgeleyen bu doküman, yarıştan önce FIA’ya iletilir. Bu belge yarıştan önce sunulan, bir nevi resmi bir homologasyon belgesidir. Bağlayıcıdır ve doğruluğu şarttır. Aynı arabaların trafiğe çıkma izinleri veya Perşembe günü FIA’ya sunulan belge gibi.

FIA, takımlardan gelen bu belgelerdeki verileri zaman zaman kendisi denetlemek ister. Rastgele seçilen araçlar incelenir ve bilgiler dokümanla eşleşiyorsa yarışa katılmasına onay verilir.

Bu sene büyük takımlardan Red Bull 5, Mercedes 6, Ferrari ise 10 yarışta denetlendi. Ferrari’nin fazla denetlenmesini motorun etrafında dönen tartışmalarla ilişkilendirmek mümkün.

Yakıt denetlemesi son derece ayrıntılı yapılır. 2005 yılında BAR’ın gizli bir yakıt deposu taşıdığının ortaya çıkması neticesinde yakıt denetleme prosedürü güncellenerek bugünkü halini aldı.

FIA’nın yarış öncesi ve sonrası ölçümlerinin amacı şu:

  1. Arabada 120 kg’den fazla yakıt var mı? (Bu ancak gizli bir yakıt deposu ile mümkün)
  2. Araba yarışta ne kadar yakıt kullandı?

Ölçüm prosedürü şöyle işletiliyor:

  • FIA, son hazırlıkları tamamlanmış, teknik dokümanı kendisine iletilmiş bir arabayı tartıya davet ediyor.
  • Önce arabayı dolu depo ile tartıya çıkarıyor. Ağırlık not edildikten sonra araba tartıdan indiriliyor.
  • Arabanın deposu tamamen boşaltılarak araç yine tartıya çıkarılıyor. Yakıtın ağırlığı ile arabanın boş ağırlığı da not ediliyor.
  • Araçtan boşaltılan yakıt yeniden dolduruluyor ve araç tartıya bir daha çıkarılıyor. Böylece arabada gizli/yedek depo olup olmadığı anlaşılıyor.
  • Aynı araç yarıştan sonra tekrar tartılıyor. FIA bu ölçümle, izin verilen limitten fazla yakıt kullanılıp kullanılmadığını kesin olarak anlamış oluyor.

Bu süreç uzun sürdüğü için sadece rastgele seçilen 6 araba için tekrarlanıyor. 20 araba için bu süreci tekrarlamak oldukça zahmetli olacaktır.

Abu Dabi’deki incelemede, Ferrari neden sorun yaşadı?

Sorun şuydu: Ferrari’nin yarış öncesinde FIA’ya ilettiği dokümandaki yakıt miktarı ile arabadaki yakıt miktarı arasında fark vardı. Leclerc’in Ferrari’sinde, takımın FIA’ya belirttiğinden 4,88 kg fazla yakıt vardı.

Charles podyumda dahi çok mutlu değildi. Horner’ın yarıştan önceki, “Diskalifikasyon bekliyorum.” açıklaması sanki yüzüne yansımıştı.

İyi niyetli düşünürsek, Ferrari garaj ekibi çok kötü bir iş çıkarmış diyebiliriz. Bu durum olası. Ferrari’nin yarışlarda veya sıralama turlarında yapmış olduğu operasyonel hataları pek çok defa yazdım. Ferrari’de, temel olarak arabaların yarışlara ve sıralamalara hazırlanması sırasındaki “iş akışları” konusunda sorunlar var. En başta kalite süreçleri ve sonrasında karar mekanizması anlamında sıkıntı var.

Hemen aklımıza, Ferrari pilotlarının Avusturya ve Almanya yarışlarının sıralama turlarında yaşadıkları sorunlar gelebilir. Turbo borusu yırtığı, yakıt borusu kelepçesinin yerinden çıkmış olması, yağ sızıntısı gibi sorunlar nedeniyle yarışa arka sıralardan başlamışlardı. Araçlar sıralama turlarından önce ayrıntılı bir şekilde kontrol edilmiş olsaydı, hatalar gözle dahi tespit edilebilirdi. Pilotlar da bu sorunları yaşamazlardı. Yani, şunu ifade etmeye çalışıyorum: Ferrari savruk çalışan bir takım ve yakıt miktarı konusunda da savruk davranılmış olabilir. Dolayısıyla konuya hemen art niyetle yaklaşmamak lazım.

Madalyonun diğer yüzü:

Ancak bir de madalyonun diğer yüzü var. Konuya bu kadar iyimser yaklaşmayan bir insan, olayı tamamen farklı yorumlayabilir. Bu açıdan bakanlar, kolaylıkla “Ferrari, FIA’yı yanıltmaya çalıştı.” diyebilirler. Sezon genelinde Ferrari motoru ile ilgili şüpheler dikkate alındığında bu şekilde düşünme hakları da vardır.

Gelin konuya bir de o açıdan bakalım. Öncelikle şu soruya yanıt arayalım: Ferrari neden daha ağır araba ile FIA’yı yanıltmaya çalışsın ki? Daha fazla ağırlık, daha düşük tur zamanları demek değil midir?

Bu soru temelde doğru gibi görünse de aslında değil. Çünkü Ferrari ile ilgili ortaya atılan iddiaların tamamı yakıt ile ilgili. Bakın, “iddia” diyorum. Suçluluğu kanıtlanana kadar herkes masumdur.

Red Bull’un, ABD GP’si hafta sonunda, Ferrari ile ilgili araştırılmasını istediği 3 konu olduğunu yazmıştım. Red Bull ayrıntılı teknik çizimler ve anlatımlarla 3 konudaki şüphesini FIA’ya bildirmişti. FIA da şüpheleri haklı bularak, Red Bull’un teknik çizimlerinin üzerine tam 3 tane yönerge yayınladı. Red Bull’un şüpheleri şunlardı:

  • İlk şüphe: Ferrari, intercooler’dan silindirlere yağ veya yağ buharı sızdırarak performans avantajı sağlıyor. Yani Ferrari yağ yakıyor.
  • İkinci şüphe: Ferrari, FIA’nın yakıt akışını kontrol ettiği sensörleri atlatarak silindirlere izin verilenden fazla yakıt gönderiyor. FIA, yarış içinde izin verilen yakıt akış limitini bir sensör ile kontrol ediyor. Bu sensöre takımların da uzaktan erişimi var. Çünkü onlar da bir yandan verileri kontrol ediyorlar. İddia şu ki, Ferrari yakıt akışını kontrol altına alan bu sensörü uzaktan erişim ile manipüle etmenin yolunu bulmuştu. Ferrari, sensörü aldatarak silindirlere fazladan yakıt gönderiyor ve bu sayede de gayrı nizami bir performans artışı sağlıyordu. Veya sensörün ölçüm yapmadığı zaman aralıklarında silindirlere fazladan yakıt göndererek avantaj sağlıyordu.
  • Üçüncü konuyu öğrenemedim, takipteyim.

Dediğim gibi bunlar sadece iddia ve herhangi bir suç isnat edilemez. Ancaaaakkk yukarıda yazdığım ikinci maddeye dikkat. O madde, Ferrari’nin sensörü atlatarak, silindire fazladan yakıt gönderdiğini iddia ediyor. İşte bu noktada da arabadaki fazladan yakıt yükü önem kazanıyor. Şüpheciler, Abu Dabi GP’sinden sonra Red Bull’un ikinci madde ile hedefi tam 12’den vurduğunu söylüyor. İspat olarak da Ferrari’nin arabaya fazladan yakıt koymasını gösteriyorlar. Ferrari’nin fazladan yakıt kullanma niyetinde olduğu için arabaya fazladan yakıt koyduğunu söylüyorlar.

Nitekim Abu Dabi’de Ferrari ilk 13 turda motoru açarak yarıştı, ivmelenme ve düzlük hızı yine üst seviyedeydi. Leclerc 13’üncü turda pit yoluna saptığı anda Hamilton-Leclerc farkı sadece 5,9 saniyeydi. Yani yarışın yaklaşık olarak %25’lik kısmı geçildiğinde fark 6 saniyeden azdı. Yarış bittiğinde fark 43 saniyeydi. Bu farkın nedeni Ferrari’nin bir noktadan sonra yavaşlamasıydı. Çünkü ilk 15 turda üst motor modlarının kullanılmasının karşılığı olarak yakıt tasarrufu yapma zorunluluğu ortaya çıkmıştı. Deposunda fazladan 4,88 kg yakıt olsaydı, bu zorunluluk olur muydu konusu tartışmaya açık. Bu nedenle şüphecilere kızamayız.

Tüm bu karmaşanın yanında, Charles’ın harika bir yarış çıkardığını da söylememiz lazım. Çocukta şampiyon hamuru var.

Yarış sonundaki zaman farkının 43 saniye olmasını, Ferrari’nin yaptığı fazladan pit’e bağlamak da doğru değil. Çünkü Pirelli’ye göre tek pit ve çift pit stratejileri benzer hızlara sahipti. Tek pit yapanlar lastiklerine daha iyi bakmak zorunda olduklarından daha yavaş tempoda yarışmak durumundaydı. Sonuçta farkın nedeni fazladan yapılan pit değil, yakıt tasarrufuydu.

Tüm bu gelişmelerden yapabileceğimiz çıkarım, gerçekleşen bu talihsiz olayın sonunda şüphecilerin eline bir koz geçtiğini söyleyebiliriz. Onlar da şüphelerini aşağıdaki cümlelerle pekiştirdiler:

Aslında en güzel cümleyi Alman F1 gazetecilerinden birisi (hatırladığım kadarıyla Christian Nimmervoll), “Bu olayın nedeni ne olursa olsun. Ferrari’nin en son ihtiyacı olan şey, şüphelerin olduğu bir dönemde böyle bir olayla anılmaktı.” diyerek söyledi.

Jos Verstappen Hollanda televizyonuna, “Bunun bir hesap hatası olmadığını biliyoruz. Ama konu çok hassas, bu konuda konuşarak parmaklarımı yakmak istemiyorum. Ancak seneye kuralların sıkılaştırılması lazım.” dedi.

Horner yarıştan önce, diskalifikasyon ile ilgili bir soru üzerine, “Theoretically, I can’t see how he won’t be.” (Teorik olarak, nasıl diskalifiye edilmez ki.)

Helmut Marko, “Seneye gereklilik hissedersek Ferrari’yi protesto edeceğiz.” dedi.

Toto bir demecinde, “En verimli motor bizde.” dedi. Aslında, “Ferrari motoru fazladan yakıt yaktığı için bizim elde ettiğimizden fazla güç elde ediyor. Aynı yakıt akış miktarına sahip olsak biz önde olurduk.” demek istedi.

Toto, Ferrari’yi “kurallara aykırı oynamakla” suçladı.

Ferrari taraftarları yukarıdaki açıklamalara kızabilir. Ancak taraftarlığı bırakarak olaya objektif yaklaştığımızda bu açıklamaları yapan insanlara kızamayız. F1 çocuk oyunu değil. F1, koca koca otomobil firmalarının çok büyük paralar döktükleri, prestijleri dahil olmak üzere her şeylerini ortaya koydukları bir spor dalı. Toto, kazanılan şampiyonlukların Mercedes’e 1 milyar Dolar değerindeki reklam ile aynı etkiyi yaptığını söyledi. Şampiyonlukların, markanın gençlerdeki algısını değiştirdiğini, artık daha çok gencin Mercedes’e binmek istediğini açıkladı. Bu yorum kesinlikle haklıdır diyemem, kendi adıma “genç arabası” algısına sahip farklı bir Alman markasını kullanıyorum. Ama Toto’nun çok haksız olduğunu da söyleyemeyiz. F1, spor olmasının yanında ciddi anlamda bir prestij ve reklam aracıdır. Dolayısıyla Ferrari’nin de bu spora gereken ciddiyetle yaklaşması lazım. Böyle bir hata yapmaya hakları yok.

Sezon başından beri Binotto’yu övüyorum, en az iki sezon daha kredisi olması gerektiğini savunuyorum. Bu işin mutfağından gelme, “sapına kadar Tifosi” dediğimiz bir adam. Ancak mevcut Ferrari yönetiminin ne taraftarlarını böyle üzmeye, ne de yanlışlıkla da olsa Ferrari markasını lekelemeye hakları yok. Ferrari bu sporun çınarıdır. Eskiden de vardı, şimdiki yönetim gittikten sonra da var olacak. O çınara gerekli saygıyı gösterebilecek olanlar yönetmeli. Bu tip hatalarla kredilerini tüketiyorlar.

Şimdilik yazıyı burada kesiyorum. Burada kesmekteki amacım, yazıyı sizler için okunabilir bir uzunlukta tutmak. Yazının devamı cuma günü gelecek. Orada da verilen cezanın neden yanlış olduğunu anlatacağım. O bölümde daha da önemli bazı yorumlarım olacak. Bu sporun felsefesinde yatan bazı konuları kural kitabının ilgili maddeleri ile açıklayacağım.

Umarım ilk bölümü beğenirsiniz ve ikincisi için de motive olursunuz.

İyi okumalar,

Fırat KESKİN

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]