Kanada GP’yi arkamızda bıraktık ve muhtemelen tüm Formula 1 camiası olarak sıkıldık. Kazananı destekleyenler mutlu olsalar da sıkıldılar, kazanamayanı destekleyenler biraz üzgün bir şekilde sıkıldı ve benim gibi belirgin bir takım veya pilotu desteklemeyenler ise sinirlendi ve sıkıldı.

Hepimiz heyecan verici bir yarış ve bolca mücadele bekledik. Yağmur olmasa da, 2011 gibi bir efsane yarışa sahne olmuş pistte daha fazla mücadeleyi hepimiz hak ediyorduk.

Peki sonuç ne oldu? İlk dört sıranın değişmediği ve pistte neredeyse hiçbir mücadelenin yaşanmadığı bir yarış izledik. Aşırı sıkıcı geçen bir önceki yarış Monako’nun ardından böyle bir yarışın takip etmesi elbette pek çok tartışmayı da beraberinde getirdi.

Pilotlardan hiçbirinin tamamen zorlamadığını ve herkesin sakin bir sürüşle bitime gelmeye çalışmasını 70 tur boyunca (68 mi demeliydik!) izledik.

Yarışı kazanan Sebastian Vettel ise sıkılanları anlamadığını söyledi: “Hayat veya yarışlar böyle, yarışlar muhtemelen böyle. Yarışları veya bu yarışı eleştirmenin haklı olduğunu düşünmüyorum. Sıkıcı olup olmadığını bilmiyorum.”

Sıkıcı yarışların olması mümkün ve bazen bundan kaçmak mümkün olmayabilir. Araçlar arasında hız farkları olur, pist koşullarına daha iyi uyum sağlayan araçlar fark yaratır, pilotlar ellerinden geleni yapmalarına rağmen bir mücadele veya geçiş göremeyiz. Bunda anormal bir şey yok. Ancak öndekine göre gerçekten hızlı bir araca sahip hızlı bir pilot önündeki pilotu geçmekten vazgeçiyorsa, çaresiz kalıyorsa, işte orada sorun başlıyor. Bizim sinirlendiğimiz, sıkıcı bulduğumuz şey de bu. Bu yazıda da bunu inceleyeceğim.

Formula 1, aşırı sıkıcı geçen Avustralya GP’nin ardından araçların birbirlerini takip edebilmesi adına hızlı adımlar atmak için kolları sıvadı. Bazı takımların karşı çıkmalarına rağmen 2019 için bir takım aerodinamik kurallar kabul edildi.

Monako ve Kanada gibi iki sıkıcı yarışı daha atlattık. Peki bu kurallar, son zamanlarda yaşadığımız sıkıcı yarışlara bir çözüm olacak mı?

2019 değişiklikleri neleri kapsıyor?

Avustralya GP’nin ardından yapılan strateji grubu toplantılarında FIA ve Liberty Media sürekli gündemi belirleyen taraf oldu ve hızlı bir şekilde araçların birbirlerini takip edebilmelerini sağlamak zorunda olduklarını anlattılar.

Bu kapsamda bazı öneriler ortaya atıldı ve Ross Brawn ve Pat Symonds’ın önerisi ile birlikte takımlar kendi CFD sistemlerinde bu önerileri test ederek elde ettikleri verileri FIA ve Liberty ile paylaştılar.

Tüm bu değerlendirmelerin ardından bir sezon içinde en kolay yapılabilecek ve öndeki aracın arkadaki araç üzerine gönderdiği kirli havayı asgariye indirecek temel çözümler belirlendi ve takımların oylamasına sunuldu.

Red Bull ve Renault gibi takımların reddetmesine rağmen, FIA ve Liberty’den aldıkları onayla birlikte kabul edilip onaylanan değişiklikler şu şekilde;

  • Basitleştirilmiş bir ön kanat, daha geniş olacak ve dışarıya gönderdiği bozuk hava akımı potansiyeli düşük olacak.
  • Basitleştirilmiş ön fren hava girişleri, üzerlerinde kanatçık olması yasaklanıyor
  • Daha geniş ve derin bir arka kanat

Bu değişiklikleri kısaca açıklamak gerekirse;

Yürütülen çalışmalar, arkadaki aracı en çok etkileyen şeyin öndeki aracın ön kanadındaki karmaşık parçalardan aracın dışına gönderilen bozuk hava akımı olduğunu gösterdi. Şimdi bu parçalar yasaklanıyor ve çok daha basit bir ön kanat isteniyor.

Arka tarafa yönlenen hava akımını etkileyen bir diğer unsurun da fren hava kanalları üzerine eklenen veya eklenebilecek kanatlar olduğu da anlaşıldı ve bunlar da yasaklandı.

Arkada kalan aracın daha iyi bir DRS etkisine sahip olabilmesi için ise arka kanadın genişliği ve derinliği artırılıyor. Böylece DRS için kullanılan üst kanatçık daha büyük olacak ve arkadaki aracın DRS etkisi artacak.

Peki bu değişiklikler gerçekten etkili olacak ve her şeyi çözecek mi? Şimdi araçların birbirini takip etmekte zorlanmasına ve sıkıcı yarışlar izlememize yol açan diğer etmenleri inceleyelim.

Pirelli’den istenen ve fazla aşınması istenen lastikler

2011’den bu yana Formula 1’de Pirelli dönemini yaşıyoruz ve İtalyan üreticiden istenen şey sadece gerekli lastikleri tedarik etmesi değildi.

Yakıt ikmalinin kaldırılması ile birlikte sıradanlaşan ve en önemli strateji bileşenlerinden birini kaybeden Formula 1’de tek pit stoplu sıradan yarışlar izlemememiz hedeflenerek, Pirelli’den daha fazla aşınan ve takımları birden fazla pit stop yapmaya zorlayacak lastikler üretmesi istendi.

İdeal düşüncelere göre getirilen lastikler ile tek pit stop yapmak mümkün olmayacak, bu denendiğinde çok yavaşlamak gerekecek ve takımlar farklı stratejilere zorlanacaktı. Sıralamalara katıldıkları yumuşak hamurlarla yarışa başlayan pilotlar ağır yakıt yükü ve ilk tur performansı ile bu lastikleri hızlıca tüketecek, ilk bölümde pite girmek zorunda kalacaklardı. Pit stopta takacakları yeni lastikler de yarışın sonuna kadar dayanmayacak ve bir kez daha pit stop yaparak başka bir hamura geçmek zorunda kalacaklardı.

Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Takımlar kullandıkları üstün strateji yazılımları ve hesaplamalarıyla lastikleri zorlayarak 2 veya daha fazla pit stop yapmak ve tam hız gitmeden, lastikleri aşındırmamaya özen gösterilerek yapılan uzun sürüşlerle tek pit stop yapmayı karşılaştırdılar.

Sonunda elde ettikleri bilgi ise eskiden bir şekilde görebildiğimiz tüm yarış heyecanını tarihe gömdü. Çünkü lastikleri korumak için yavaş gitmek, yarış sonunda daha iyi bir pozisyonda olmayı sağlıyordu. Fazladan bir pit stop zamanı ve alınacak riskler tamamen telafi edilebiliyordu ve pilot pist üzerinde pozisyonunu daha uzun süre koruyabilmiş oluyordu.

2017’de Pirelli’nin yeni araçların performans düzeylerini bilmiyor oluşundan dolayı daha muhafazakar, yani sert ve uzun süre dayanan lastikler getirdiklerini gördük. Bu lastiklerle pilotlar daha az pit stop yapmış olsalar bile, lastikler çok fazla aşınmadığı için uzun süre boyunca zorlayabildiklerini gördük. 2018’de ise Pirelli yine yapacağını yaptı ve hamurları bir adım yumuşattı.

2019’da bu sistem hiçbir şekilde değişmeyecek. Pilotlar yine lastik koruyacak, yine lastiklerinin biteceğini dikkate alarak atak yapmayacak, yine aralarında 3.5 saniye kadar mesafe bırakarak sürüş yapmaya devam edecekler.

2017 sonrası araçların aerodinamisi

2014 sezonunda araçların birbirlerini daha iyi takip edebilmeleri ve sporun aerodan çok bir ‘motor’ sporu olması için araçların aerodinamik bileşenlerinde daha da fazla kısıtlamaya gidildi.

Takımların yeni aerodinamik yapıları anlamasının zaman alması ve yeni hibrid motorların henüz şimdiki kadar güçlü ve sürülebilir olmamasından dolayı pistlerdeki tur zamanları düşük kaldı ve bu da bazı rakamatapar‘lara dokundu.

Yıllar içinde bu süper zekalı arkadaşlar Mercedes baskınlığı altında öngörülebilir geçen yarışlardan da yararlanarak 2017’de çok daha hızlı ve tur rekorlarını yeniden kırabilecek araçların getirilmesi hayalini insanların aklına sokmayı başardılar.

Yeni araçlar çok daha aerodinamik olacaktı ve genişlikleri 180cm’den 200cm’ye çıkacaktı. Bu araçlarda kullanılacak devasa lastiklerin ise mekanik tutunmayı artıracağı ve pilotajı öne çıkaracağı bile söylendi.

Ayrıca büyüyen ön ve arka kanatlar, devasa genişleyen difüzör ile Formula 1 tarihinde hiç ulaşılmamış yere basma seviyeleri yakalanacaktı ve böylece çoğu 2003-2004’ten bu yana kırılamamış tur rekorları da tarih olacaktı.

Ancak bu araçların aşırı aero yapılarından dolayı birbirlerini takip edemeyecekleri en başından bu yana biliniyordu. Formula 1 2007 ve 2008 gibi aşırı aero içeren, araçların birbirini takip edemediği sıkıcı sezonları geride bırakmış ve bunlardan öğrenerek 2009 kurallarını ortaya atmıştı. Şimdi ise eskiden koşarak kaçılan benzeri tip kurallara geri dönüldü.

Devasa ön ve arka kanatların yanında, bargeboard adı verilen bölümde tam bir gelişim özgürlüğü tanınması, araç üstü aerodinamisinin aşırı önemli olmasına yol açtı ve bu da araçların üst kısımdaki hava akımına olan hassasiyetini devasa artırdı.

Karşıdan gelen hava akımına karşı bu kadar hassas olan araçlar ise elbette önünde başka bir araç varken gerekli yere basmayı üretemez hale gelecekti, böyle de oldu. Şimdilerde de bunun sıkıntılarını çekiyoruz.

2019’da daha basit ön ve arka kanatlar ve fren kanalları geliyor, ancak bargeboard bölgesinde küçük bir yükseklik düşüklüğü (o da arkasına sponsor logosu yerleştirebilmek için yapılıyor) haricinde hiçbir kısıtlama yok ve bu da ön kanatlardan kaybedilen hava yönlendirmenin bargeboard’lar aracılığıyla sağlanacağı anlamına geliyor.

Yani ön kanatları basitleştirerek sağlanması hedeflenen temiz hava akışı, çok daha karmaşık bargeboard’larla yeniden kirli bir hale dönüşecek. Takımların bu konuda ne kadar ileriye gidebileceklerini öngörmek zor, ancak Liberty ve FIA’nın hedeflediği rahatlamanın bir kısmını sönümleyeceği ortada.

Motor ve yakıt kısıtlamaları

Günümüzde F1 araçlarının pistte tam performanslarını gösterememelerinin bir diğer sebepleri ise yarış boyunca kullanılabilecek yakıt miktarı ve sezon boyunca kullanılabilecek motor sayısı.

Önündeki pilotu geçmekte zorlanacağını gören pilot, motoruna daha fazla hava akımı gelmesi ve sıcaklıkların yükselmemesi adına geri çekilmeyi tercih ediyor. Mevcut turbo hibrid motorların da devasa bir soğutma sistemine ihtiyaç duyduklarını ve yakın takiplerde çabucak ısınmaya başladıklarını hatırlatalım.

Ek olarak, bu sezon uygulamaya konulan ve böyle devam etmesi beklenen sezonda üç motor kuralı ise takımların gerçekten gerekmediği sürece motorlarını tam güçte çalıştırmak istememelerine yol açıyor. Kaldı ki takımlar motor ömründen tasarruf edebilmek adına antrenmanlarda da asgari tur atmayı yeğlemeye başladı.

Kanada GP’de de Mercedes motoru kullanan takımlar yeni ünitelerinin gecikmesi nedeniyle aynı motorla yedinci yarışlarını çıkarmak zorunda kaldılar ve çoğu zaman çok düşük motor modlarında sürüşler yaptılar. Lewis Hamilton’ın Avustralya GP ‘de, sezon başında bile motoru korumayı planlayarak atak yapmak istemediğini söylemesi kuralların artık ne kadar saçma bir hale dönüştüğünün kanıtı halinde.

Yakıt kısıtlamaları da pilotların tam performansta sürememeleri için bir diğer sebep. Ağırlık dezavantajı yüzünden izin verilen 105 kg’dan çok daha az yakıtla piste çıkan takımların tek umudu güvenlik aracı gibi tasarruf yapılabilecek zamanların gelmesi. Yarışta böyle bir olay olmaması halinde ise geçit töreni halinde yakıt tasarrufu yapan pilotlar izliyoruz.

2019’da bu yakıt miktarı 110 kg’ya çıkarılıyor ve pilotların ‘yarış boyunca zorlayabilecekleri’ iddia ediliyor. Turbo motorların yakıt ihtiyacı düşünüldüğünde, %5 bile olmayan bu artışın pratikte hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini anlamak için dahi olmaya gerek yok.

Son sözler

Yaklaşan 2021 sezonunda bu sorunları çözmek için çok daha büyük değişiklikler ve kökten değişen kurallar bulunacak. Tüm bu çalışmaların başındaki isim olan Ross Brawn, 2021’de DRS kullanmaya ‘gerek kalmayacağını’ söylemişti.

Ancak o döneme kadar sıkıcı yarışlara daha fazla katlanamayacağımızı anlayan Liberty Media, spora ödediği paranın karşılığını daha kısa sürede almak ve F1’in çöküşünü bir nebze olsun yavaşlatmak için adımlar atmak zorunda kaldı.

Liberty Media’nın baskısı ve FIA’nın da daha önce hiç görmediğimiz şekilde olan desteği ile birlikte Formula 1 araçlarının birbirlerini daha rahat takip edebilmeleri ve geçişleri artırmak amacıyla 2019 sezonu için bazı değişiklikler kabul edildi.

Ancak takımları bu geç değişikliklere ikna edebilmek için küçük boyutta tutulan bu değişikliklerin ne derece başarılı olacağı belirsizliğini koruyor. Genel tahminler takımlara fazladan harcama yaptırmak dışında çok da bir işe yaramayacağı yönünde.

Umuyoruz ki Formula 1, bu adımıyla araçların birbirlerini takip edebilmesini bir nebze olsun kolaylaştırabilmiş olsun. Ancak geçmiş tecrübelere baktığımızda Formula 1’in bir sorunu tek bir senede ve tek bir harekette çözebildiği görülmediği için, çok da heyecanlı olmamak gerekiyor.

1 YORUM

  1. Bunun ufak bir katkısı olacağını düşünüyorum. Garaj takımlarının elinde bulundurduğu avantajlara baktığım zaman sıkıcı yarışların ortadan kalkacağını düşünmüyorum. Yazıda da söylendiği gibi basitleştirilmiş ifadeleri geçiyor ama nasıl ki MGUH kalkacaksa ve yerine altrnatif sistemler geliştirelecekse, bundada aynı şekilde bu basitliği sabote edecek farklılıklar yine bulacaklardır. Bargeboard kısmını düşündüğümde oradan avantaj kazanılmayacağını düşünüyorum ama takımların elinde bulundurduğu imkanlara bakınca içime kurt düşüyor.

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]