Renault’nun 2019 sezonunda kullanacağı araç geçtiğimiz gün tanıtıldı. Fransız üretici RS19’u pilotları Nico Hülkenberg ve takıma yeni katılan Daniel Ricciardo ile birlikte görücüye çıkarırken geçmişte kazandıkları yarışları ve şampiyonlukları tekrarlamayı hedefliyor.

Renault’un safkan bir motorsporları yarışçısı olduğunu ve yetmişlerde turbo teknolojisini kullanarak, alay konusu olmuşlardı, spora öncülük ettiklerini hatırlamak her zaman güzel.

Gurur verici miras Amédée Gordini kendi adıyla GP araçları üretmeye başladığında ortaya çıkmıştı. Grodini Renault için yüksek performanslı araçlar tasarlamak üzere işe alınmıştı.

Yeni fabrika, Paris’ten başlayıp Güney Fransa’nın sonuna kadar uzanan otoyolun kenarında, Viry-Châtillon’da kurulmuştu. 6 Şubat 1969’da açılan fabrika, gelecek yıllarda yakalanacak olan sportif başarının başlangıç noktası haline gelecekti.

Odak noktası yeni, 2 litrelik V6 motor üretmekti ki bu motor resmi olarak 1973’ün Ocak ayında görücüye çıktı. Motor kısa sürede rekabetçi olduğunu prestijli Avrupa 2-litre spor araba serisinde kanıtlamıştı. Bunu, FIA Dünya Spor Araba Şampiyonası’nda kullanılacak olan aynı motorun turbo şarjlı versiyonu takip etti.

Renault Sport 1976’da kuruldu ve buna paralel olarak aynı yıl V6 motor kullanacak olan Avrupa F2 Serisi için bir program başlatıldı.

Spor araba serisinde üst üste gelen pol pozisyonları ve en hızlı turlarla turbo şarjlı Reno’lar inanılmaz şekilde hızlı olduklarını kanıtladılar, ancak kötü şans iyi sonuçları takımın elinden çaldı. 1978 senesinde her şey bir araya geldi. Didier Pironi ve Jean-Pierre Jaussaud ikilisi tarihi bir zafere imza atarken bir diğer Renault 4. sırada finiş gördü. Le Mans zaferi sonunda elde edildiğinde, artık Renault odağını diğer hedefi olan Formula 1’e çevirebilirdi.

Turbo şarjlı motor kullanımına izin veren kural uzun yıllardır vardı, ancak Renault’a kadar kimse bunu yapmaya cüret edememişti. 1976 yılında motorun 1.5 litrelik versiyonuyla ilgili testler sessizce başladı ve gelecek sezon kısa yarış programı hazırlandı.

V6 turbo şarjlı motora sahip olan RS01, Jean-Pierre Jabouille’ün ellerinde 1977 Britanya GP’de piste çıktı. ‘Sarı Çaydanlık’ lakabı takılan araç, ilk yarışını tamamlayamadı. Ancak ilk yarışta başarılı olamasa da insanları etkilemeyi başarmıştı. Sezonun sonundaki dört yarış, çok daha değerli olan deneyimi takıma kazandırdı.

“Turboya sahip olan bir motor inşa etmek oldukça özel bir karardı.’ diyor teknik programın başında bulunan Bernard Dudot. “Viry-Châtillon’da oldukça coşkulu ancak geleceği anlama konusunda oldukça zayıf olan bir grup mühendistik. Çok istekliydik ve bu sayede Formula 1’de bunu kullanmamız gerektiği konusunda Renault başkanı Bernard Hanon’u ikna ettik.”

“O zamanlar çok çılgın bir fikirdi. Şanslıydık. Başkan da çok heyecanlıydı, özellikle de Formula 1’deki rekabet söz konusu olduğunda.”

Jean-Pierre Jabouille prototip aracı ilk kez Michelin’in test pistinde, Clermont-Ferrand’ta 23 Mart 1976’da kullandı. Bu, spora girmeye hazırlanan takımın uzun yolcuğunun başlangıcıydı.

“Atmosferik motorlarla savaşabilmek için doğru seviyede güce ihtiyacımız vardı. Ancak turboda birkaç saniyelik gecikmeye sahiptik ve farklı türdeki pistlerden ne beklememiz gerektiğini hiçbir zaman bilmedik.”

“Temel sorun motoru birleştirip küçük araca yerleştirmekti. Motor aynı zamanda ağırdı. Ağırlık dengesi ideal değildi ve başlangıçtaki en büyük sorunumuz buydu.”

Projede çalışan en genç mühendislerden biri olan Jean-Pierre Menrath, bu sorunun ne kadar derinliğe sahip olduğunu anlatıyor: “Tekrar eden en büyük sorun gecikmeydi. Sürücüler kesinlikle sürüş tarzlarını değiştirmek zorundaydı.”

“Ve tabi ki turbo motorların hızlı bir yarış aracı tasarlama konusundaki en kısıtlayıcı noktaları ısı dağıtımıydı. Radyatörler daha büyük olmak zorundaydı. Bu da tek koltuklu, oldukça sınırlı alana sahip olduğunuz yarış aracına turbo motorları yerleştirmeyi oldukça zorlaştırıyor.”

RS01, kariyerine Silverstone’daki yarışla başladı. Jabouille 21. sıradan yarışa başlasa da motordan çıkan duman bulutunun içerisinde yarışa veda etti. Araç aynı zamanda Hollanda, İtalya ve Amerika’daki yarışlarda piste çıktı. Sıralama turlarındaki en iyi sonucu ise Zandvoort’ta gelen 10. sıraydı.

Araç oldukça büyük etki yaratmayı başarmıştı, ancak motorun sık sık dumanlar çıkartarak iflas etmesi araca ‘Sarı Çaydanlık’ lakabını kazandırdı. Evet, araç tarihin en başarılılarından biri değildi. Ancak etkileyiciydi ve takım her piste çıktıklarında bir şeyler öğreniyordu.

Eğitim süreci 1978’de de devam etti. Sezonun ilk yarısında Renault’nun konsantrasyonu Le Mans’a hazırlanmaya yönelikti. Didier Pironi ve Jean-Pierre Jaussaud’ın hafızalara kazınan zaferiyle birlikte Fransız üreticinin odağı tamamen Formula 1’e kaymıştı.

Takım sezonun ilk iki yarışını kaçırdı, ancak sonrasında Jabouille sezonun tamamını RS01 ile tamamladı. Avusturya ve İtalya sıralama turlarında gelen üçüncülük cesaret vericiydi ve ilk puanlar Amerika’da elde edilen dördüncülükle geldi. Bu Renault’un ilk puanlarıydı, ancak aynı zamanda turbo şarjlı motor kullanan bir aracın da ilk puanlarıydı. Spor için gerçek bir dönüm noktası.

Dudot: “Dayanıklılık konusunda gereken seviyeye ulaşmamızın biraz zaman aldığını söylemem gerek. İlk olarak üreticilerin doğru seviyede servis vermesini sağlamalıydık. Örneğin pistonları üretenler, valfler ve diğer parçalar. Kalite kontrolü geliştirmemiz gerekiyordu. Zamanla bunu başardık ve yıllar geçtikçe daha dayanıklı hâle geldik. Bu sayede mücadeleye daha fazla dahil olabiliyorduk.”

1979 Monako GP’de kullanılan çift turbo büyük bir kırılma noktasıydı. Takım sonunda turbo gecikmesinin getirdiği kritik sorunun üstesinden gelmeyi başarmıştı ve Jabouille, Dijon’da pol pozisyonundan başladığı yarışı kazanarak tarihi bir zafere ulaştı. Pilot sonrasında Hockenheim ve Monza’da pol pozisyonunu elde ederken, Arnoux da iki pol pozisyonu ve üç podyum yakalamayı başardı.

Mentrah ilk zaferin dönüm noktası olduğunu söylüyor: “Fransa GP’yi, ilk zaferimizi kazandığımızda insanlar bize farklı bakmaya başladı. Hem radikal bir değişiklik, hem de bir devrimdi: aniden, turbo şarjlı araçlar gerçek bir tehdit haline gelmişti. Bu diğerlerinin de atmosferik motorlardan vazgeçmeleri gerektiğinin farkına varmalarını sağladı.”

Takım 1980’de ilk kez ikinci aracı kullanmaya başladı ve Jabouille’in yanına Rene Arnoux getirildi. Takım tekrardan yeni bir zemine oturmuştu ve gelişim göstermeye devam ediyordu. Jabouille, Güney Afrika’da Renault’un ilk pol pozisyonunu RS01 ile kazanmıştı. Güncellenmiş, zemin etkisine sahip RS10 sezon ortasından tanıtıldı.

Bunlara eş zamanlı olarak mühendisler deneylerine devam etti ve bunlara soğutma sistemi ve radyatörlerdeki değişiklikler de dahildi. İlerleme hızlıydı. 1979’da 520/530 beygirle başladıkları yolda takım, beş senede 1000 beygir gücünü aşmayı başardı.

1981’de Alain Prost Renault’a katıldığında takım sporda tempoyu belirleyecek konuma gelmeli ve Dünya Şampiyonluğu savaşının bir parçası olmalıydı. Nitekim Prost, sadece 1983’teki şampiyonluğu kaçırdı.

Metodolojisi, hassasiyeti ve rekabet konusunda sahip olduğu his Prost’a ilk dünya şampiyonluğunu getirdi. Fransız sürücü: “Turbo motorların her yıl geliştiğini gördük, ancak sürüş tarzları gerçekten çok farklıydı.”

“Hızlanmak için doğru zamanı bulmalı ve gücün ne zaman geleceğini tahmin etmeliydiniz. Doğru zamanlamayı tutturmak çok fazla değişkene bağlıydı: virajın türü, hız, yol tutuş, lastik türü, lastiklerin ne kadar aşındığı ve turbonun ne kadar kullanıldığı.”

“Sürücüler için kesinlikle biraz daha erken frenlemeleri gereken yerler vardı. Bu yüzden doğru anda gereken güce sahip olabilmek için daha erken gaza basardınız. İşte bu yüzden araçlar arasında bu kadar büyük fark vardı. Sürücüler yarışın sonlarına doğru yoruluyorlardı. Beyninizi daha farklı şekilde çalıştırmanız gerekiyordu.”

Diğer takımlar da birer bire turbo motorlara geçerken, Renault’un sahip olduğu bilgi birikimi oldukça değerliydi.

1983’te Lotus’un gelişiyle birlikte şirket ilk kez tedarikçi haline geldi. Sonraki sezon Ligier ve Tyrrell takımları da Renault’un müşterisi haline geldi. 1985’te Portekiz’de Ayrton Senna Renault motoruyla ilk GP zaferine ulaştı ve Brezilyalı sürücü o sezonun yıldızlarından biri olacağını kanıtladı.

Renault yönetimi 1985’in sonunda diğer takımlara motor sağlamaya yönelmeyi tercih etti ve takımı spordan çekti. 1986’da Senna/Lotus/Renault üçlüsü gridin en hızlısı olduklarını kanıtladı ve efsane sürücü sekiz pol pozisyonu elde etti. Ancak bunlardan sadece iki tanesini yarış zaferine dönüştürebildi.

1986’da gridin tamamı turbo motorları kullanıyordu ve motorların ürettiği güç 1000 beygir gücünün oldukça üzerindeydi. Birkaç sezon öncesinde Renault mühendislerinin yaptığı öngörüler aşılmıştı.

Menrath: “1986’nın sonunda yeni turbo şarj ve yeni tasarım sayesinde 1200 beygir gücünün üzerinde güç üretebilen motoru test ediyorduk. Başlangıçta yüksek irtifada kullanılmak için tasarlanmıştı, ancak deniz seviyesinde olağanüstü performans üretebiliyorlardı.”

Ancak yeni mücadele sınırda görülüyordu. FIA turboların basit şekilde aşırı güç ürettiklerini düşündü ve atmosferik, 3.5 litrelik yeni formüle geçildi. 1989’da tamamen yasaklanmadan önce turbolar, 1987 ve 88′ sezonlarında dizginlenerek kullanıldı.

Renault’un Formula 1’deki ilk turbo macerası 1977-1986 arasındaki 10 sezonla sınırlı kaldı, ancak Fransızların mirasının ömrü çok daha uzun. Günümüzdeki turbo-hibrit çağında işler tamamen istenildiği gibi gitmemiş ve eski başarılar tekrarlanamamış olabilir, ancak işler Formula 1’de çok hızlı değişti ve değişebilir.

GP247 çevirisidir.

3 Yorum

  1. +1
    Güya şuanda da turbo var ama kimse anmıyor. Anacak düzeyi olanların sallamamasından herhalde. 🙂
    Yıllar geçti halen o çok eski dönem yazılıp çiziliyor da kaç yıl oldu şu mevcutlara sayfalar dolusu birşey atfeden yok. Eh nedenleri çok açık…
    247 hazırlamış birşey de yanlış hatırlamıyorsam bizim gönüllü çocuklarda çok daha önce yazıp çizdiler birşeyler demek ki bireysel de o kadar da kötü halde değiliz.
    Bir de her bu tip site için bu içerik neredeyse olmazsa olmazı 🙂 işte o kadar kıymeti var.
    Kıymetsizlerle 10 kupa alsan ne yazar milyarları kaldırsan ne…

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]