15 yılın ardından: Türkiye GP

0

Bundan tam 15 yıl önce ilk Türkiye GP’sinin formasyon turu Raikkonen’in önderliğinde başladı. Tarih: 21 Ağustos 2005, Saat: 15.01.

Gelin hep beraber Türkiye’nin F1 ile olan ilişkisine ve Türkiye GP’sine yakından bakalım.

Türkiye’de F1 yarışları ilk defa 1990’lı yıllarda Cine5’te Emre Tilev’in anlatımı ile naklen yayınlanmaya başladı. 2000 yılında Türkiye’de yayınlanmaya başlayan F1 Racing dergisi inişli çıkışlı bir süreç geçirdi ve en son 4. kez kapandı. 1998-2004 arasında yayın hakları NTV’ye geçti ve yarışları Okay Karacan-Serra Okumuş Onay ikilisi anlatmaya başladı. 2005’te CNN Türk’e geçen yayın hakları ile yarışları Cem Yılmaz ve yorumcu olarak Serhan Acar sunmaya başladı. 2006 Almanya’da ilk defa tek başına tüm yarışı anlatan Serhan Acar 2007 yılından beri bu durumu sürdürüyor. 2009 yılı itibarıyla TRT’ye geçen yayın hakları ile F1 yayınlarının yanı sıra pilotlarla, takım patronlarıyla özel röportajlar yapıldı ve içerik anlamında yayın skalası oldukça genişledi. 2012’de D-Smart ile ücretli platforma geçen F1 yayınları özellikle 2015’te güçlüklerle karşılaştı. Öyle ki 2015 sezonunun başında tek yarışlık yayın hakkı anlaşması bile yapıldı. Sonuç olarak bu dönemleri de geride bıraktık ve artık F1’e olan ilgi son 2-3 senedir belki de hiç olmadığı kadar fazla. Bu durum da en son 2011’de yapılan Türkiye GP’sinin tekrar yapılıp yapılamayacağı konusunda söylentilerin ortaya çıkmasına neden oldu.

2017’de Cumhurbaşkanı ile görüşen Chase Carey ile bir anda önümüzdeki seneler için umutlansak da beklediğimiz şey olmadı ve İstanbul Park takvimde kendine yer bulamadı.

Fakat tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 ile beraber F1 özellikle okyanusaşırı yarışlar konusunda zorluk çekmeye başladı. Bu durum da eski pistlerin takvime geri dönüşünün yolunu açtı. 2006’dan sonra Imola, 2013’ten sonra Nürburgring, F1′ bir türlü giremeyen Mugello ve Portekizdeki Portmaio takvimde kendine yer buldu. Bu durum da konumu nedeniyle iyi bir yerde bulunan İstanbul Park’ın geri dönüşüne yeşil ışık yaktı. Yaklaşık 1.5-2 ay önce Vietnam’da yarış yapılabileceği, eğer bu olmazsa Jerez’in gireceği, İstanbul’un ise görüşmelere rağmen geri dönüş ihtimalini çok düşük olduğu konuşuluyordu. Fakat her şey istediğimiz gibi oldu ve İstanbul Park’ın önü açılmış oldu.

F1’in ülkemize geri dönüş hikayesi kısaca bu şekilde, peki ya öncesi? Her şey nasıl başladı? Rüya nasıl gerçek oldu?

İlk defa 1990’lı yılların sonlarında başlayan söylentiler 2000 yılında kendine somut bir taban buldu. Fakat o dönem tıpkı Britanya ve Fransa’da olduğu gibi Türkiye’de de tütün reklamı konusunda sorunlar oluştu ve 2000’lerin başında F1’de sponsor demek sigara üreticisi demekti. O dönem tütün reklamı ile ilgili kanun konusunda değişikliğe gidilebileceği konuşulsa da ilk yarışın yapıldığı 2005 senesi F1’de tütün reklamı yasaklarının başladığı yıldı. Dolayısıyla bu sorun otomatik olarak çözüldü.

2001 yılında yaşanan krize rağmen çalışmalar devam etti. Aralık 2001’de TOSFED, FIA’nın konseyine üye oldu.

2002 yılında Bernie Ecclestone’un niyet mektubu TOSFED’e ulaştı. Bu mektup İstanbul’da yapılacak pistte F1 yarışının düzenleneceğinin bir kanıtıydı.

2002 senesi içinde Bernie Ecclestone, Michael Schumacher, Alexander Wurz, Hermann Tilke gibi isimler Türkiye’yi ziyaret etti. Eski F1 araçları halka açık alanlarda sergilenmeye başladı. F1 camiasından isimlerle yapılacak yarışın reklam ve tanıtım safhası başlamış oldu. Bakanlar kurulu F1 yarışının yapılması için dönemin başbakanı merhum Bülent Ecevit’e görüşlerini sundu ve Ecevit hükümeti projeyi onayladı. Sonuç olarak F1 hem FIA hem hükümet tarafından onayı alınmış bir proje oldu. Aralarında Konya ve Kırşehir’in de olduğu aday illerin arasından İstanbul seçildi ve pistin İstanbul’da yapılması kararlaştırıldı.

2003 yılında Kimi Raikkonen NTV’nin konuğu olarak İstanbul’u ziyaret etti ve burada yarışmak istediğini ve ilk yarışı da kendisinin kazanmak istediğini belirtti. (2 sene sonra da kazandı) Aynı yıl Webber ve temel atma töreni için Ecclestone İstanbul’u ziyaret etti. Temmuz 2003’te atılması gereken temel 10 Eylül tarihine sarkınca Bahreyn gibi ülkeler programda önümüze geçtiler. Fakat bu gecikme sadece bununla sınırlı kaldı, Türkiye’nin takvime girişine engel teşkil edecek bir problem yaşanmadı.

Ocak 2004’te çekilmiş bu fotoğrafta meşhur 8. virajımız yer alıyor. Aynı yıl Webber Türkiye’ye tekrar geldi ve önce Sabancı Üniversitesini sonra pist inşaatını ziyaret etti. Ağustos’ta kaba inşaatı bitme evresine gelen pist, asfaltlanmaya başlandı ve 2005 taslak takviminde nihayet Türkiye GP’si adında bir yarış vardı. Aralık ayında takvim resmen onaylandı ve geriye sadece Ağustos 2005’teki yarışı beklemek kaldı.

Yarışlar bazen monoton bazen heyecanlı geçse de genellikle takvimde çoğu kişinin izlemek istediği türden yarışlardı, çünkü İstanbul Park hem seyirciler için, hem pilotlar için heyecan uyandıran bir pist konumundaydı.

Türkiye GP’si bilhassa otomobiller için ölçüt kıvamında teknik bir pist olarak hafızalarda yer edindi, özellikle 8. viraj ile adından bolca söz ettirdi. Hem araçları hem de pilotları limitlerine kadar zorlayan 8. viraj Eau Rouge veya Loews gibi hem pilotların hem de mühendislerin özel çaba sarfettikleri bir viraj oldu. Öyle ki neredeyse 5G’ye ulaşan ve 6 saniye kadar süren yanal kuvvet pilotların fiziksel yeterliliklerini belirlemede önemli bir rol oynadı.

2005 yılındaki ilk start, hayaller gerçek oluyor… Raikkonen yarışı polden kazanırken podyumu Renault’dan Alonso ve Raikkonen’in takım arkadaşı Montoya tamamladı.

Bunun yanında 2006’da Liuzzi’nin spini sonrası piste çıkan SC dolayısıyla Ferrari’nin çift pit yapması ve Schumacher’in Alonso’nun ardında yarışa geri dönmesi ile başlayan ve son tura kadar süren mücadele akıllara kazınan anlardandı. Aynı yarış podyumda kupa teslimini yapanlar arasında KKTC başbakanının olması politik anlamda Türkiye’nin başını derde soktu ve yüklü bir miktar ceza verilse de yarışın geleceğini etkileyen bir durum yaşanmadı. Yarışı Massa kazandı. Bu Massa’nın ilk zaferiydi.

2007’deki yarış McLaren’in Macaristan’daki takım içi gerilim sonrası yapılan ilk yarıştı. Massa ikinci kez polden kazanırken McLaren pilotları liderliğini korumuş oldu. Hamilton lastiklerle problem yaşamasına rağmen puan alarak şampiyona liderliği konumunu korudu.

2008’de Massa üçüncü ve son kez polden kazanırken klasmanda Kubica ve Hamilton’ı geçerek ikinci sıraya yerleşti. Ferrari klasman liderliğini korudu. Pist ve organizasyon övgü alırken özellikle geçmiş yıllara göre boşalan tribünler eleştiri aldı.

2009’da Button’ın galibiyet ve podyum serisi Türkiye’de bitti. Zaten lider olan Button İstanbul’da aldığı zaferle puan farkını 26’ya çıkardı. Bu Button’ın 2009 senesindeki son zaferiydi.

Fakat Türkiye GP’sinin en iyi hatırlandığı olay şüphesiz 2010’daki Vettel-Webber kazasıdır. Takım içi gerilim İstanbul Park’ın son düzlüğünde patlak verdi. Okay Karacan’ın olayı yorumlayışı ise hala birçoğumuzun ezberinde.

Son yarış olan 2011’de ise DRS ile çok fazla geçiş yaşandı. Öyle ki, 2016 Çin GP’ye kadar kuru zeminde en çok geçiş olan yarış 2011’deki yarıştı. Bu yarış 2011 sezonunun ilk Avrupa yarışıydı ve belki de DRS’in etkilerini somut olarak gördüğümüz ilk yarıştı. Halen daha birçok kişi tarafından seyir zevki en yüksek Türkiye GP’si olduğu düşünülen bu yarışı maalesef ki az sayıda kişi yerinde izledi.

Bunun yanında F1 araçları sadece pistte yarışmak için İstanbul’a gelmedi. 2005’te RBR ile David Coulthard F1 aracıyla Boğaziçi Köprüsünü geçti. Sonrasında plakası olmadığı için kaçak geçiş cezası yediğini de hatırlatalım. (Yetkili makamlar özel ve izinli bir etkinlik olduğundan bunun gerekli olmadığını söylese de RBR cezayı ödemiştir)

İstanbul’da şov yapan tek araç RBR değildi. 2005’te Alonso Sultanahmet Meydanında Renault’nun düzenlemiş olduğu gösteri sürüşüne katıldı. Renault’nun diğer araçalarının da yer aldığı gösteriye halk çok büyük bir ilgi gösterdi.

F1’in Türkiye macerası kısaca böyleydi. Acısıyla tatlısıyla Türkiye’de 7 tane yarış yapıldı fakat 9 senedir bir Türkiye GP’si izleyemedik. Şimdilik Kasım ayında düzenlenmesi beklenen 2020 yarışı için resmi açıklamayı bekliyoruz. Bu yazıyı yazarken özellikle dökümantasyon anlamında çok iyi bir iş yapan @turkishgpf1 Twitter hesabına bir teşekkürü borç bilirim.

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]