2018 sezonu McLaren’ın son üreticiler şampiyonluğunun üstünden 20 yıl, son sürücüler şampiyonluğunun üstünden de 10 yıl geçtiğini işaret ediyor.

Takım Ron Dennis’in yönetimi altındayken iki şeyde ünlüydü: Detaylara titizlikle dikkat etmek ve en iyi oldukları zamanlarda eşi görülmemiş başarı.

Honda’dan pahalıya mal olan ayrılığının ardından ilerleme kaydedemeyen takımın durumunu değerlendiren Dieter Rencken, McLaren’ın tekrar F1’e odaklanması gerektiğini düşünüyor.

Bunu nasıl söylerseniz söyleyin, McLaren bir düşüş içinde. Zamanında Ferrari dahil olmak üzere tüm takımların standartlarını belirleyen takım ise bu yüzyılda bir üreticiler şampiyonluğu kazanamadı.

Takım için en acı verici şey ise son zaferini beş yıl ve 100 yarıştan fazla önce kazanmış olması. Buna da ek olarak, hibrid motorların ilk yılında diğer Mercedes müşterisi Williams’ın altı podyum elde etmesi ve üreticiler şampiyonasında üçüncülük elde etmesinin yanında, McLaren beşinci olabilmişti. Bir diğer Mercedes müşterisi Force India da bir podyum elde etmiş ve yarı bütçeyle altıncı bitirmişti.

O zamanlar McLaren eşit motorlar almamış olabileceğinden şüphe ederken, çoğu insan Mercedes’in zaten iyiyken neden farklı motorları kullanmak isteyeceğini anlayamıyor. Sonraki sezonlarda ise takımın ilerleme yönü istediğinin tam tersi oldu.

2015’te Honda’ya geçen takım tekrar fabrika takımı olmuştu ve bunun tekrar olması daha yakın olamaz gibi görünüyordu.

İlk Japon hibridler acıklı şekilde yavaş ve dayanıksızdı, ancak gelişim hızı ise McLaren’ın “sıfır beden” şasisinden dolayı çok karmaşık bir hale gelmişti. Honda sadece bu yüzden olgunlaşmamış teknolojiyi inatla devam ettirilen dar tasarıma sığdırmaya çalışmak zorunda kaldı.

2016’da yaptığı kabul edilebilir ilerlemeden sonraki yıl ise proje büyük oranda geriye gitti ve bu da Grand Prix Driver adlı belgesele konu oldu. Bir zamanlar ikonik olan McLaren-Honda birlikteliği sekteye uğradı, McLaren şasisinin harika olduğunu iddia ederken, Honda’nın güç ünitesi yüzünden geriye düştüğünü iddia ediyordu.

Geçen yıl, McLaren yönetimi, takımın 80’lerde rekorlar kırmasını sağlayan, ancak namı 2007’deki casusluk ve 2009’daki yalan skandallarıyla biraz sarsılan Ron Dennis’i zorla takımdan göndermişti. Takımın çoğunluk hissedarları Bahreyn şeyhi Muhammed ve Suudi girişimci Mansour Ojjeh, Honda motorunu bırakıp Renault kullanma kararı almışlardı.

Sonucu ne olacaktı? “Düzenli podyumlara geri dönüş.” Takımdaki rolü dışında bir motorsporları basın grubu ve bir özel yarış takımının yönetimiyle de ilgilenen Zak Brown öyle demişti.

Ancak bu kararın sonucu McLaren için masraflı oldu: Honda sadece motorları ücretsiz vermiyor, bir yandan da McLaren’ın bütçesine ciddi oranda katkıda bulunurken, Fernando Alonso’nun maaşını da karşılıyordu.

Bu değişiklikle birlikte Renault motorları için ödeme de yapılmak zorunda kalındı, sadece motorlara 18 milyon sterlin harcarken, aynı zamanda yeni motora uyum sağlamak için de bir mühendislik çalışması harcaması yapıldı. Honda aynı zamanda bir ayrılık tazminatı istiyordu ve bu da 2020 sonuna kadar yıllık 20 milyon sterlin ödenmesi gerekiyor. Buna Honda’nın yıllık 60 milyon sterlin civarında olduğu iddia edilen ek ödemesini, Alonso’nun 30 milyon sterlinlik maaşını eklediğinizde üç yılda 500 milyon sterline yakın bir kayıptan bahsediliyor.

Bu da sponsorların getirisi olmadan ve McLaren’ın 2014’ten bu yana düşen F1 gelirleri ile birleştiğinde 250 milyon dolar civarı bir kayıp daha buna eklenebilir. Elbette bunlar en kötü durumdaki rakamlar. Ancak takımın bonuslar öncesi aldığı F1 geliri ile 25 milyon sterlin alması ve neredeyse hiç sponsoru olmaması ile karşılaştırıldığında gerçek biraz daha anlaşılır oluyor.

Bununla birlikte, McLaren podyumlara dönmek için tepedeki altı aracın dördünü yenmesi gerekiyordu, bunlar Mercedes, Ferrari ve Red Bull’lar. Bu takımların her birinin 2018’e ikişer yarış kazanarak başladığını düşünürsek, özellikle de Red Bull’un bunu Renault güç ünitesi ile yaptığına bakacak olursak, McLaren sadece podyum elde etmekten uzak kalmadığını, beklediklerinden de çok düştüklerini görüyoruz.

2018’in ilk dört yarışının ardından, Bakü padokunda takımın teknik şefi Tim Goss’un kenara çekildiği konuşuluyordu, takımda 30 yıllık çalışmanın ardından ayrılıverdi. Alonso’nun aracının ilk tur kazasında tabanına aldığı hasardan sonra uzun düzlüklerde daha hızlı olduğu ortaya çıktı. Takım açıkça sürüklenme-yere basma oranlarını çok yanlış yapmış olmalıydı ve bu yüzden sonuçlardan oldu.

Eric Boullier şöyle konuşmuştu: “Azami hızımız en iyisi değil, çünkü sıralamanın altındayız. Ancak tek sorun bu değil, bu kadar basit değil. Sadece sürüklenme sorunu olsaydı çözmesi kolay olurdu. Olmamız gereken yerde olduğumuzdan emin olmak için aracın her alanındaki temelden sorunlarını tanımlamalıyız.”

“Renault ve Red Bull ile aynı motora sahibiz ve gerideyiz. Gizlenecek bir yer yok, gerçeklerden başka bir şey yok.”

Geçen yıl Monako’da McLaren’ın en iyi turu hafta sonunun en iyi turundan %1.48 daha yavaştı, bu yıl ise %1.84 daha yavaşlar. Tam aksine, Red Bull’un 2017 farkı %0.44’ken, bu yıl her seansta en hızlılardı ve yarışı da rahatlıkla kazandılar. Max Verstappen’in antrenmanlarda kaza yapmaması halinde duble yapabileceği hesaplanabiliyordu.

Renault motoruna geçmek, McLaren’ı Red Bull Racing ile doğrudan karşılaştırmayı mümkün kıldı, Red Bull’un şasisinin gridin en iyilerinden olduğu biliniyor ve aynı güç ünitesine sahip McLaren’ın ne kadar geride olduğu da açıkça görülüyor.

Brown, sezon öncesinde Red Bull’la mücadele etme konusunda rahat görünüyordu: “Red Bull’dan tur başına 0.9 saniye geride olursak saklanmak isteriz. Biz bir yarış takımıyız, yarış galibiyetleri bakımından ikinci en başarılı takımız ve rekabetten memnun oluruz.”

Bu noktada biraz saklanmak gerekebilir: Monako’da takım, aynı motoru kullanan poldeki Red Bull pilotu Daniel Ricciardo’dan 1.3 saniye yavaştı.

Bu tur zamanı farkı konusunda ne hissettiği sorulduğunda Alonso: “Hayal kırıklığı, çünkü aynı güç ünitesine sahibiz ve o seviyede olmalıyız. Ancak aynı zamanda yılın çok başlarında o seviyede olmadığımızı biliyorduk, ancak en kısa sürede orada olmaya çalışacağız.”

İspanyol pilot yarışta vites kutusu sorunları ile yarış dışı kalırken, takım arkadaşı Stoffel Vandoorne ise İspanya’da yarış dışı kalmıştı. Elbette McLaren’ın endişeleri sadece şasi performansı ile kısıtlı değil.

McLaren diğer alanlarda da geriye gitmiş durumda. Bu sırada Renault’dan Honda’ya geçen Toro Rosso, Bahreyn’de dördüncülük bile alarak devasa gelişti. Ayrılıktan sonra Japon şirketin zarar gören namını geri kazanmak için büyük adımlar attığı doğru, Alonso sürekli bunu eleştiriyordu. Ancak böyle karşılaştırmalar yapmak rahatsız edici oluyor.

Toro Rosso, sezon öncesi testlerinde en çok tur atan üçüncü takımken, McLaren ise soğutmasının yetersiz olduğunu anlamış ve motor kapağına yarıklar açmakla meşguldü. Görünüşe göre takımın soğutma-sürüklenme hesaplamaları çok yanlıştı ve bu da bir miktar gelişim zamanına mal oldu.

Peki bu heybetlinin düşüşüne ne neden oldu? Tüm çöküşler gibi bunun da tek bir sebebi olmadığı gibi kolay bir çözümü de yok. Gerçekte, McLaren artık bir zamanlar olduğu gibi bir yarış makinesi değil. Yol aracı ve gelişmiş teknoloji etkinlikleri gibi dikkat dağınıklıkları, iç ayaklanmalar ve çalışmayan matris yönetim yapısı ile birleşince yönetim odaklarının kaybolmasına yol açtı.

Matris yapısı havacılık endüstrisinden kopyalanmıştı ve McLaren’ın son üreticiler şampiyonluğunu kazanmasından hemen sonra uygulanmaya başlanmıştı. Bundaki amaç, önemli bir insanı kaybetmenin genel takımı etkilememesini sağlamaktı. Temel etkinliklerin sorumlulukları paylaşılmıştı ve teoride ise işler yanlış gittiğinde kimsenin bundan sorumlu olmaması anlamına geliyordu. McLaren’ın düşüşü de bu kimsenin suçlanmadığı kültürün de etkisiyle oldu.

Brown ve Boullier şu an takımı yeniden yapılandırma ile meşgul ve 20 yıl boyunca oluşturulmuş bu şirket kültürünü değiştirmeye çalışıyorlar. Bu süreci tamamlamak beş yıla kadar alabilir ve çok fazla kan dökülmeden olmalı. Ancak bu süreçte McLaren’ın hissedarları ise birkaç milyar yakmak zorunda kalabilir, tabi tahammülleri tükenmezse.

Kısaca, McLaren açık şekilde nasıl kazanıldığını unuttu ve pek çok insan kalpleri ve ruhlarında bırakın bir zamanlar hedefleri olan şampiyonluklar kazanmayı, podyuma ulaşma arzusuna sahip olup olmadığını sorguluyor. Takım yandığı sürece yönetim de Indianapolis ve Le Mans gibi McLaren’ın daha önce bulunduğu seriler hakkında söylentiler ortaya çıkıyor.

Ancak geçmişe bakıldığında diğer etkinliklerde bulunmanın McLaren’ın F1’deki başarılarını etkilediğini görüyoruz. Belki de McLaren’ın mevcut sorunlarının sebebi geçmiş veya günümüzdeki motor tedarikçisi seçimleri değildir, olsa olsa yöneticilerin şirketin temel etkinliğinden, F1 yarışlarından uzaklaşmaya başlamalarıdır.

McLaren’ın 10 yıl içinde nasıl değiştiğini göstermek üzere, Dennis’in 2008 sezonu başında bir motorsporları iş forumunda yaptığı sunuma bakmak gerek.

‘Ronspeak’ denilen tipik konuşma şeklini açıkça görebilirsiniz;

“Bir Formula 1 aracı yarış kazanmak için vardır. 305 kilometreyi, veya 190 mili en kısa sürede bitirmek için vardır. Bu da 1000 çok odaklanmış uzmanların, iki eşit miktarda odaklanmış, eşit miktarda uzman bireye bölünerek 18 yarışa katılmalarıyla sarf ettikleri çabaların bir göstergesidir. Bu mikro sonuçlar almak için makro çabalar gösterme yeridir, hızla gelişilir. Büyük resmi düşünmek ve detaylara dikkat göstermekle ilgilidir.”

McLaren’ın çok görevlilik sorunu

McLaren ilk F1 yarış zaferini 1968’de aldı ve CanAm spor otomobil serisinde kazanmaya başlamadan önce üç kez kazanmayı başarmıştı. Bunları öyle baskın bir şekilde yaptı ki, takımı kuran Bruce McLaren’ın ölümü bile bunu durduramadı. Ancak F1’de alınan sonuçlar ise düştü, 1973’te CanAm serisi kapandığında ise McLaren tekrar F1’e odaklandı ve 1974’te şampiyon oldu.

McLaren daha sonra Indianapolis’e yöneldi ve 1974/6’da Indy 500’ü kazandı. James Hunt 1976’da şampiyon olsa bile, Niki Lauda’nın Nürburgring’de yandığı kazası bunda rol oynamıştı. Indy 500’e odaklanan McLaren’da F1 sonuçları yine geriledi ve Marlboro desteğini arkasına alan Ron Dennis’in Project 4 takımı ile birleşmek zorunda kaldılar.

McLaren’ın geçmişinde odağın kaybedildiği daha fazla örnek var: 90’ların başlarında McLaren’ın dikkati büyük yol aracı projesi F1’e kaydı ve 1993’te üretime giren araç 1995’te Le Mans’ı kazandı. Şirket aynı zamanda atladığı kara hız rekoru projesini de iptal etmişti. Takım 1994 ve 1996 arasında yarış kazanmayı başaramadı, sadece altı üçüncülükle yetindi.

McLaren 1997’de tüm çevresel aktivitelerini sonlandırdı bir anda kazanmaya başladı ve 1998-9’da şampiyon oldu. Takım sonra o zamanlar motor partneri ve hissedarı olan Mercedes’in SLR-McLaren aracına odaklandı ve bir anda Ferrari ve Renault’nun gerisine düştü. Spor otomobilin üretimi 2008’de durdurulduğunda ise şampiyonluk dramatik bir şekilde geldi.

2010’da McLaren spor otomobilleri üretmeye geri döneceğini açıkladı ve 2011’in sonlarında Ferrari/Porsche rakibi olarak MP4-12C ortaya çıktı. McLaren bir sonraki sezon son yarışını kazanacaktı.

Tüm gücüne rağmen McLaren, açıkça birden fazla işi yapamıyor. Şirket şampiyon olabilecek F1 araçları yapabilir mi? Kesinlikle. Le Mans’ı kazanabilir mi? Elbette. CanAm ve Indy’yi kazanabilir mi? Kesinlikle. Ferrari ve Porsche ile sürekli olarak rekabet edebilecek yol araçları yapabilir mi? Elbette.

Peki McLaren birden fazla görevde başarılı olabilir mi? Açıkça hayır, takımın geçmişi bunu gösteriyor. Alınması gereken ders açık: McLaren tekrar tamamen F1’e odaklanana kadar uzun zaman önce alışık olduğu zaferlere dönmesi pek mümkün görünmüyor.

1 YORUM

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]