Bu sezon Sauber ile olan ilişkileriyle birlikte Alfa Romeo kısmen de olsa Formula 1’e geri dönmüş oldu. Dünya şampiyonasının başlangıcına bakacak olursak, Alfa herkes tarafından yenilmesi gereken takım olarak görünüyordu, ancak kimse bunu başaramadı. Damien Smith açıklıyor.

Bir zamanlar Alfa Romeo’nun Formula 1 için Sauber’in kenarına yapıştırılmış çıkartmalardan çok daha fazla anlamı vardı. 4 yapraklı yonca, bu öyle bir amblemdi ki her zaman aracın zarafetini ve stilini temsil ediyordu. Embriyo halindeki dünya şampiyonasının ilk süper gücüydü ve sonsuza dek Formula 1 için özel bir anlam taşıyacak.

İşte burada gördüğünüz Alfa sadece 1950’de Silverstone’da ‘modern zaman’’ların ilk Grand Prix’ini kazanmakla kalmadı, 68 yıldır, 1988 döneminde McLaren, 2000’li yıllara damga vurmuş Schumacher-Ferrari ya da Hamilton-Rosberg ikilisinin sırtladığı Mercedes tarafından kırılamamış bir rekoru hala elinde bulunduruyor. 

1950’lere geri dönecek olursak, Alfa o zamanlar henüz oluşmaya başlamış F1 dünya şampiyonasında yenilmezdi.  Tamam, o dönem 6 yarış vardı, (Teknik olarak Indianapolis 500 ile birlikte 7 yarış.) ancak Alfa ve diğer Avrupalı takımlar Indy’de yer almıyordu, yenilmez rekor hala ayaktaydı.

Teşekkürün büyük çoğunluğunu ‘Alfetta’ adı verilen 158 hak ediyordu. Küçük canavar 159’a evirildi ve büyüyerek Juan Manuel Fangio’yu 5 şampiyonluğundan ilkine ulaştırdı.

158’in aktif hayatı 13 yıl sürdü ve bu araçlardan 6 tanesi 2. Dünya Savaşında kayboldu. 158 1937’de Gioachino Colombo tarafından yaratıldı ve Gümüş Oklar tarafından yenilene kadar tahtın sahibiydi. Hafif ve kısıtlı motor gücü isteyen kurallara uygun olarak Avrupa’nın o dönemki en temel motor yarışları için üretildi ve Ağustos 1938’de katıldığı ilk yarışı Emilio Villoresi’nin ellerinde kazandı.

Mercedes aynı seri için ürettiği W165 ile kazanınca, ertesi sene Tripoli harika araçlar arasında büyük bir savaşın olacağının ve işi çok daha fazla ciddiye alacaklarının sözünü verdi.

158s Milan’ın yakınlarında bir çiftlikte barış ortamı bozulana kadar kaldı. Mercedes oyunun dışında kalınca Alfetta kendini sadece konuyla ilgili bulmadı, aynı zamanda en son teknolojiye de sahiptiler. Formula 1 dünya şampiyonası 1950’de ortaya çıktığında, Alfa ortalığı süpürmek için hazır bekliyordu.

Alfetta’nın doğumundan dünya şampiyonasındaki ikinci sezonuna kadar olan gelişimi büyüleyiciydi. Ferrari 4.5 litre V12 375 beygirlik motoru Alfetta’yı sıkıştırmaya başlamıştı. Colombo’nun 1480cc’lik düz 8 silindirlik motoru hayatına 7000 devir ve 195 beygir olarak başlamıştı. 1951’de Alfa kendisini zorlayarak motoru 420 beygir güç üretecek hale getirdi. Bunu yapabilmek için ekstra iki kademeli süperşarj kullanmaları gerekmişti.

Motordaki geliştirmeler aracın ağırlaşmasına neden olmuştu, ve belki de biraz susamasına. 1951’deki 159’un şasisi sertleştirilmiş, daha büyük alüminyum kampanalı frenler ve geniş lastiklerle birlikte aracın ihtiyaç duyduğu fren gücüne ulaşılmaya çalışılmıştı. Yeni ikiz Weber karbüratörler methanol’ü adeta içiyordu ve yakıt tankının önceki modele göre neredeyse 2 katına çıkarılması gerekti. 

Zekice mi? Pek sayılmaz, ancak büyük mücadele veriliyordu ve bu gelişim büyük oranda işe yaradı. Pescara’nın 1 kilometrelik hız ölçümüne göre değişiklikler işe yaramış ve Alfetta inanılmaz şekilde hızlıydı. 1939’da Villoresi 236 kmh ile rekor kırmıştı. 11 sene sonra ise Fangio, şaşırtıcı şekilde bu rekoru 309 kmh’a çıkarmıştı.

Fangio’nun 1951’de Alfa ile elde ettiği şampiyonluk oldukça epikti. Alfa 1940’lardan sonra GP’nin yeniden doğuşunu domine etmişti.

Şampiyona hayata geri döndükten sonra acımasız Giuseppe Farina ve onun takım arkadaşı genç Arjantinli Fangio’yu kimse durduramamıştı, ancak 1951 çok daha farklı bir hikaye haline gelebilirdi. Alfa’nın sadık çalışanlarından biri olan Enzo Ferrari kendi imparatorluğunu kuruyor ve bayrağı devralmayı hedefliyordu.

Fangio Brengater ve Reims’i, Farina Spa’yı kazanmıştı ancak Jose Froilan Gonzalez zinciri kırarak Silverstone’da Ferrari’nin tarihi ilk zarifini elde etmişti. Takım arkadaşı Alberto Ascari sonraki iki yarışı, Nurburgring ve Monza’yı kazanmıştı. Monza’da, kendi evinde 4 araçla yarışa başlayan Alfa sadece 1 araçla finiş görebilmiş ve Ferrari 1-2-4-5. sıraları elde etmişti. Yaşlı Alfa ipin ucundaydı.

Oldukça sıcak geçen Pedralbes’teki İspanya GP’de düşen taraf Ferrari olacaktı, ve sorunların kaynağı lastiklerdi.

Monza’nın ardından Fangio 2 puan farkla şampiyonada Ascari’nin önündeydi, ancak momentum kesinlikle İtalyan’dan yanaydı. Ascari İspanya’da polü almış ve sorun yaşayana kadar da lider gitmişti. Ferrari Alfa’nın 18 inçlik arka lastik tercihinin aksine 16 inçlik lastikleri kullanmayı seçmiş ve bu da Ascari’nin şampiyonluğuna mal olmuştu. O yarışı Fangio kazanırken Ascari ancak 4. olabilmişti. 

Ancak Alfa oyunun kendileri için bittiğinin farkındaydı. Finansman ya da yeni bir yarışçı inşa etme motivasyonu olmadan takım çekilmek zorunda kaldı. Takım 1979’a kadar da geri dönemeyecekti.

Savaş öncesi yarış döneminde Alfa, yıkılamayan bir devdi. Savaş sonrası dönemde Alfa’nın saltanatı kısa sürse de oldukça tatlıydı, özellikle de çok özel bir adam için. Hayatının geri kalanında Fangio, her fırsatta 158’e beslediği aşkını dile getirmekten hiç çekinmedi. Bütün her şeyden sonra ilk seferinizi asla unutmazsınız.

Araç özellikleri

Şasi: Çelik borulardan imal edilmiş merdiven şasi

Ön Süspansiyon: Çekme kolu, enine yaprak yaylar, hidrolik damperler

Arka Süspansiyon: Salıncak aks, enine yaprak yaylar, hidrolik damperler

Motor: Süperşarjlı sıralı 8 silindir

Motor Kapasitesi: 1479cc

Güç: 195 beygir(1937), 420 beygir(1951)

Vites Kutusu: Manuel 4 vites

Lastikler: Pirelli

Ağırlık: 700kg

Sürücüler: Jean-Pierre Wimille, Emilio Villoresi, Giuseppe Farina, Juan Manuel Fangio, Luigi Fagioli

Alınan Sonuçlar;

Yarış startı: 47, Galibiyet: 10, Pol: 10, En hızlı tur: 13, Diğer podyumlar: 11, Puanlar: 164

14 Yorum

    • Ferrari için markalar doğuran marka deriz ama çıktığı yer belli. Akabinde Alfa’nın elini ayağını koparmış… alfa’dakileri toplamış, meşgul etmiş, değişimin ipuçlarını gösteren yeni dünya ile yeni girişim olmuş, yeni italyan rüyası olabilmiş. Yoksa Mr. Enzo’u da gençliğinden itibaren hastalıklı hale getiren Fiat/Alfa denebilir.
      Ortalıklarda kimse yokken köklü dediğimiz markalar çizgi belirlemenin, girişimin kolaylığını yaşamış. Akabinde sektör oturmaya başlamış, krizler baş göstermiş adede giriştiklerinden daha fazla etkilenmişler ve otomobilci dediklerimiz olmuşlar. Eh diğerleri rahatlıklarıyla yarışlardan para kazanmaya odaklanmış ama bunlar otomobil yapma meşguliyetleri ile ziftli kapışma dünyasından geri kalmaya, uzaklaşmaya başlamış. [Büyümesi geç olan yada kurulan markalarda yine asfaltlı ziftli kapışmaları ile büyüme görürüz bmw, lotus vs vs gibileriyle] Ve tabi o gayretleriyle bugünün dev otomotiv groupları olmuşlar her ne kadar Alfa Romeo o markalardan birisi olmasa da. 🙂 Onu da batan, yanlış yönetilen, ticaretin değişip arada sıkışıp kalan köklü Bugatti, austin, bmc, talbot, sunbeam ve pontiac, oldsmobile gibi bazı amerikan markaları gibi görmek lazım.
      Bir zamanlar bugün ki rakamlarla bile kıyaslanabilecek amerika, italya ve ingiltere de küçücük fabrikalarda el ve çekişle onlarca markayla otomobil üretmeye çalışıyorlardı…
      http://www.wiki-zero.co/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvVS5TLl9BdXRvbW9iaWxlX1Byb2R1Y3Rpb25fRmlndXJlcw

      http://www.wiki-zero.co/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvQXV0b21vdGl2ZV9pbmR1c3RyeV9pbl9JdGFseQ

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]