Formula 1’in en iyi araçları: 1970’ler

9

Bu yazı dizisinde Formula 1 dünya şampiyonasında kullanılan araçları 10 yıllık periyotlar halinde inceliyoruz.

10. Brabham BT44

brabham-bt44-08

Gordon Murray’ın 1974’te ortaya attığı bu araç aerodinamide temiz tasarım felsefesi üzerine kuruluydu. Güzel göründüğü kadar başarılı da olan araç ilk sezonunda 3 yarış galibiyeti almayı başardı.

9. McLaren M23

M23D

James Hunt’ın efsane McLaren’ını kim unutabilir? 1973’te ortaya çıkan araç 1975’te bir ilke imza attı ve 6 ileri vites kutusu kullandı. Düzenli olarak geliştirilen araç bu istikrarı sayesinde 4 yıldan fazla rekabetçi kalabildi.

8. Ferrari 312T2

LaudaNiki19760731Ferrari312T2

1976’nın kurallarına uygun olarak hava alığı öne taşınan araç Niki Lauda ve James Hunt arasındaki efsanevi mücadelenin bir parçasıydı. Nürburgring’de muhtemel bir süspansiyon sorunu nedeniyle spin atan Lauda alev alan aracından son anda çıkarılmış ve mucizevi şekilde altı hafta sonra yarışmaya devam edebilmişti. O sezon şampiyonluğu 1 puan farkla Hunt’a kaptıran Lauda, aracın performansı sayesinde bir sonraki sezon şampiyon olmayı başardı.

7. Lotus 56B

Lotus-56-4

Formula 1’in ilk ve tek türbinli yarış otomobili yeniliklerin babası Lotus’tan gelmişti. Araç Indy yarışları için geliştirilmiş, sonrasında B versiyonuyla F1’e uyarlanmıştı. Islak zeminde müthiş hızlı olan araç kuru zeminde başarılı olamıyordu. Aşırı kırılganlığını da hesaba katınca o kadar da parlak bir fikir olmadığı anlaşıldı.

6. Hesketh 308

Hesketh_308_2008_Silverstone_Classic

James Hunt’ın bir diğer aracı da 308. Magazinsel tarihinden ziyade teknik yenilikler ve tasarımlarla ilgilendiğimizden Hunt’ın sevgililerinden bahsedecek değiliz. Aracın tasarımcısı Harvey Postlethwaite ağır ve istikrarsız süspansiyon yayları yerine deprem bölgelerinde kullanılan lastik yayları tercih etti ve amacına uygun malzemeyi bulunca araçta kullandı. Hunt 1975’te bu araçla bir yarış galibiyetine imza attı.

5. Lotus 72

lotus72

Colin Chapman’ın yeniliklerle dolu araçlarından birisi de 72. Soğutma radyatörlerini burun yerine ilk kez aracın yanlarına yerleştirmeyi tercih eden Chapman bugün kullanılmaya devam eden tasarımların temelini attı. Araçta fren diskleri jantın içinde değil, şasi üzerinde bulunuyordu ve bu da tekerlek ağırlığını azaltarak süspansiyon ayarlarında kolaylık sağlıyordu.

4. Brabham BT46B

2001_Goodwood_Festival_of_Speed_Brabham_BT46B_Fan_car

İsveç GP’sine bu yeni tasarımla gelen Brabham çok fazla tepki toplamıştı. Aracın motoruna bağlı bir fan alttaki havayı çekerek dışarı atıyordu ve bu aracın yere tam anlamıyla ‘yapışmasını’ sağlıyordu. Rakip pilotlar önlerindeki bu aracın yerdeki tüm tozu üstlerine attığından şikayet ederken takımlar da aracı protesto etti. Yarışma izni almayı başaran araç çıktığı tek yarışı kazandı, ancak sistem daha sonrası için yasaklandı.

3. Tyrrell P34

Tyrrell-P34-ft

Formula 1’in yenilikçi tasarımlarından birini de 1976’da Tyrrell takımı ortaya atmıştı. Aracın önünde büyük iki tekerlek yerine küçük dört tekerlek kullanan tasarım arkaya giden hava akımını geliştirirken öndeki tutunmayı da artırmıştı. Araç ilk ve tek galibiyetini İsveç’te kazandı.

2. Renault RS01

Renault_RS01_Arnoux_2007

1977’de ortaya çıkan bu araç F1 tarihinde turbo motor kullanan ilk araçtı. Kurallar 3 litre atmosferik veya 1.5 litre turbo veya süperşarjlı motorlara izin veriyordu, ancak hiçbir üretici turbo denemeye yanaşmamıştı. Renault’nun bu denemesi de bir anda başarılı olmadı, sık sık patlaması sebebiyle adı ‘sarı çaydanlık’a çıkan araç başarılı olamasa da takım yılmadı ve 1979’da ardılı RA10 ile turbo motorlu ilk araç galibiyetini almayı başardı.

1. Lotus 78

Takuma_Sato_demonstrating_Lotus_78_2010_Japan

Colin Chapman Formula 1’in gittiği yönü bir kez daha değiştirdi ve 78’le ortaya çıktığında pilotları fiziksel olarak zorlayan araçlar doğdu. Zemin etkisi adı verilen, yanlarında lastik etekler bulunan ve aslında tüm şasiyi bir kanat şeklinde tasarlama üzerine kurulu bu araç, rüzgar tünelinde mükemmelleştirildi ve 1977’de beş, 1978’de iki yarış kazanmayı başardı.

Colin Chapman olmasaydı F1 şu an nerede olurdu?

9 Yorum

  1. Tekrar eline sağlık biri ikisi değil her biri hayran hayran baktıran, konuş konuş bitmeyecek, tonla beyaz f1’ler çekilebilecek makineler. Hep dediğimiz Racing tarihinin asıl başladığı, makineciliğin oluştuğu ve prensiplerin oturduğu zamanlar 70’ler…

    Aşağıda hoş muhabbet dönmüş.

  2. Nicola Tesla olmasaydı dünya ve teknoloji nerede olursa orada… Tam karşılığı elbette değil zira motorsporları ve makinelerin dünyasında Nicola benzerliğinde yek bir vücut mevcut değil fakat mutlaka farklı, çok daha anlayış farkıyla olacağını biliyoruz.

    70’ler bana ve birçoklarına göre yarış ve makine dünyasının en zirve zamanıdır çoklarına göre başında gelir. Sınırsızca ve çılgın bir akılla herşeyin zorlandığı, üretime geçirildiği zamanlar. Uzay yarışının (57-75) [Sergey Korolyov Ruslar için neyse yarış dünyası için Colin öyledir], kara ve hava hız rekorlarının, askeri mükemmelliyetçiliğin zirve yaptığı zamanlardır. Pek tabi genel kafa-mantalite morfolojisinin yarış dünyasına da etkisi olan zamanlardır. Amerikan otomobil, güç dünyasının zirve zamanlarıdır.
    Nasıl bir zirve olduğuna en güzel örnek CanAm düzeyiyle verilebilir. 60’ların ortalarıyla başlayan ve malum kafanın son ürün yılları olan 80’lere kavuşumuyla en has yıllardır 70’s. Belki de Lemans 24h ün de en çılgın zamanlarıdır. İçerisinde bir çok rekabet ve devasa makine barındırır. Formula 1’in açık farkını ortaya koyamadığı, tüm yarış sanayisi içerisinde ayrışamadığı son 10’ları içeren yıllardır. 50 ve 60’lar kafasının zirve yaptığı kadar cezbedici 80’ler dünyasının temel bakış tahtalarını sağlam şekilde oturtan yıllar denilebilir.

    F1’e dönünce aerodinaminin gerçek nimetleriyle ilk tanışılan yıllar… askeri ve sivil havacılığın rüzgar tünellerinde ciddi vakit geçirilmeye başlanan.. Askeri havacılıktan teknoloji ve doktrin transferinin yoğunlaştığı, tek yarışlık parçaların adedinin fazlalaştığı, lastik kauçuklarının evrildiği yıllardır.
    F1 disiplini temelinde Open Wheel yapının oturmaya başladığı, Colin Chapman gibi adamların şahsında
    Lightweight ve monocoque chassis temellerinin atıldığı, oturmaya başladığı keşfin, kerametin bol olduğu yıllardır. Yol otomobil dünyası dahil birçok unutulmaz markanın doğduğu ve bazılarının ziyadeleştiği de yıllardır.
    Velhasıl 70’ler her yönden başkadır vazgeçilemeyen Amerikan kaslıları gibi. Eh düz F1 seyircisi pek bunlardan anlamaz, ilişmez gerçi 🙂
    70’lere böyle bakan 80’lere ne demez denebilir ancak 80’ler güç aklının ve spec. lerin zirveleştiği kadar küçülmenin de başlatıldığı yıllardır. Aynı turbo çağı örneğinde olduğu gibi. 70’ler daha büyüklerin zamanıdır büyütmekten korkulmayan hep daha büyüğü… denilen zamanlar olduğu için farklıdır.
    Zaten 60 larda ziyadeleşen 70’lerde çılgınlaşan malum kafanın gerçekte son ürün çağı 80’lerdir. Yani Final.. sonrası countdown. Yani 90’ların cezbedici başlangıcı 80’lerin tesirinin uzatılmışıdır gerçekte.
    İnsan aklı belki biraz da bazı doygunluklara ulaştığından (SR71’i, 1400+ HP’leri, yarış düzlüğünde 390km/h’leri, çöllerde 700 km’leri üreten bünyeler) aklına başka şeyler takıldığından mesela ölümler.. daha küçük işlevlisi olabilir mi düşünceleriyle ilk önce 80’lere sonra da uzatılmış 90’lara kavuşmuştu.
    Konu ilgisiz 2000’ler ise tamamen ayrı bir mantalitede bir nevi yeni bir çağın başlangıcı ile ilginç zirvelere yelken açmış ama tabi ayakları henüz tam oturmadığından ömrü pek kısa olmuş durumda.
    İşte o yüzden bazen 80’lerden daha çok 70’ler özleniyor. Ve bu özlemler görülüyor ki 10’ar yıl arttıkça üzerine 10 yıl koyarak devam ediyor.

    Örnekle 70’s ürünlerin cezbeden duruşu ve yürütülmesinde 10 yıllık hastalıklı periyodun sonlarına (american muscle, historical gp) yaklaşıyoruz belki de ve zaman o kadar tatsız devam ediyor ki gerçekte pek de önemi olmayabilecek 90’s ürünleri (F355, 850CI vs vs) hızla değer arttırıyor.
    F1 düne kadar uzun soluklu bir akım olduğundan bugün ki gibi düşünmüyorduk ama birçok şeyin kaybıyla artık bazı geçmiş zamanlar tesirini arttırıyor.

    daha önce yazmıştık toplayıp pasteleyelim dedim 🙂

          • Aynı ebatlardan 2500 hp bu diye skorlanan güç üniteleri… Mutlaka çok daha dayanıklı, hafif ilginç şasi ve yürüyen teknolojileri… Yavaşlatılmayan, çok daha güvenli nasıl hızlandırılabileceğine asıl para harcanan pistler… Halka ve sanayiye yayılmaya devam edebilen teknolojiler. Adrian’ın çizgiği X1 vs ler gibi referanslarla yarış düzlüğünde 410 ları gören ucubeler… Ve daha nicesi.. tahmin edilemeyecek akımlar, üretimler.. Oysa şimdilerde herşey çok tahmin edilebilir işte fark burada. Son 10 yılda yasaklanmayan, iptal edilmeyen kaç yenilik adına girişim var…
            70 dekiler 80’leri tahmin edemiyor oysa biz en azıyla 5 yıldır 2020 leri çok rahat tahminin ötesinde biliyoruz.
            Gayet basit örnekler vardır 90’ların başında 1k HP üreten bir makine hazırlanabilmesi mümkünleri zorlayan nitelikteyken yada ancak 1 elin parmakları kadarken bugün 2500 HP lere çok rahatça ulaşabiliyor insanlar 2k hp üretebilen yüzlerce garaj mevcut. İşte bu teknolojinin halka yayılması, sıradanlaşmasıdır. iphone’lar, 14 nm çekirdekler, nano kimyasallar daha nicesi…
            Automotive dışında herşey olağanca hızıyla yaygınlığı yönetildiği halde gelişmeye devam ediyor. Kimya, uzay sanayisi, askeriye, ağır sanayi, elektronik çözümler, yazılım… hem de hemen hemen herşey…
            Geçtik 70-80 leri 90’lar da ülke sanayilerinde 4 eksen CNC sayısı kaç adettir şimdi kaç adettir… Bunlar hep tekniğin halka yayılmasının örnekleri olabilir.
            Peki F1 ve otomotiv ? 🙂 Hatırlar mısınız 90’ların başında anlatmaya çalıştığım aynı kafadan ötürü 2000’lerin araçlarının uçacağını çok okuttular 🙂 kartlı yada anahtarsız çalıştırmalar ne zamanlar için öngörülüyordu ne zaman halkın eline geçebildi. Başka şeylerde neleri konuşuyorken otomotiv de ne konuşuyoruz atmosferik mi turbo dizel mi 🙂 dsg gibi birşeylerin olağanüstü gibi sunulması.. komik işte 🙂
            Velhasıl demeye çalışılan aynı mantalite ile öngörülemeyeceği… sinema sektörü gibi avutmanın gerçek bir nitelik ruhu yoktur hiçbir zaman.

            Gerçekçi olunduğunda hayır bunun gibi bazı ölçeklerde dur denilmesine gerek yok. Naylondan oturulan yerden ruh ve ahkam kesilmesinin sıradan olduğu dünyada çok güzel şefkatçilik yapılıyor ama dünden çok daha fazla insan ölüyor. Extreme demek ölüm demektir bu benhur da anlatılan zaman için de öyleydi bugün için de öyle buna girişipte youtube da kayıt izleyeni değil yapanı bağlar. Herkesten canını cebinde taşıyan özel harekat görevlisi, general olmuyor değil mi.
            F1 de öyle olmaması motorsporları ve total otomotiv sanayisinde olmadığını göstermiyor malesef. Bazen sadece hatalı kararların sonucudur. Günün yeterlilikleri senin depoyu adamın koltuğunun altına koymanı mecbur, o gücü sağlarken şasiyi unutmanı sağlamıyordu ama yaptın. Birileri de o yola çıktı yani bu beni o kadar sarsmıyor. Asıl suçu olmayan pazarda gezerken iha ile bombalanan insan, dün atın üstünde bugün otobanda hız yapan değil. Mesela dur demek gerçek ise neden Williams davası o şekilde kapandı gitti. Sahi Fernando’nun Mclaren kazasının kayıtları da yoktu değil mi ne teknoloji dünyası ama 🙂
            Gerçekçilikte değişen pek birşey yok fren yapısı hatasıyla milyonlarca satılan araçların toplatılmasını hatırlayalım. Artık sıradan şekilde 330 ‘un üzerine çıkan şeyleri onlarcanın çok katlarıyla satıyorsun. Halen kadranlarda yazan ile ncap-ihs test hızlarının farkı ortada. 🙂
            Germanya Autobahn’ına çıkan neden milyon $ alan pilot kadar korkmuyor…
            Çok basit Carbon fiber monokok birikiminin çok rahat 35 yılı vardır ancak daha 4-5 yıldır supercar’larda görüyoruz.. bunun yönetilmediğini mi sanıyoruz. Emisyon skandalları için maliyelerin kestikleri cezalar belli ağaçların bir tahsilat mekanizması yok tabi. 7 şampiyonluğu olan adamın nerede ne yaşadığı ortada. Yani pilotların canları o kadar da önemli değil en azından benim için. Abartmıyorum sadece.
            Mesela TV karşısında oyalaşanların extreme’liği ve ölüme yakınlığı mukayese edilemeyecek düzeyde bazılarının ülkelerinin hava kuvvetlerine koşturmasının karşılığında verdiklerini umursadıklarını sanmıyorum ve onların sayısı öyle 30-40 değil on binlerceler.. Öyle yedikleri de 4G felan değil. 🙂 Velhasıl F1 ve yarış pilotlarını o kadar abartmanın anlamı olduğunu düşünmüyorum. Bu örnek üzerinden savaş jeti sanayisinde yav 70-80 ler şu şu yönden daha iyi gibiydi sanki diyemiyorsunuz işte bu yukarıda kastedilen şeyin gerçekliği oluyor çünkü gerçekten gelişiyor.
            Dünyada herkes avrupanın devi Mercedes gibi ölüm olursa diye korkup kaçacak kadar korkak savaşçı değil bence. 🙂

            Yukarılara çıkıldıkça dur deme düşüncesi azalır, azalmalı. Azalmıyorsa çıkmayacaksın. Astronot olmak birşeyleri geride bırakıp geriye dönememeyi sırtlamaktır.
            Mesela parası olan yine aynı nitelikte çok kısıtlı sayıda meraklı kitlenin Direct Drive FFB sistemlere parmaklarını, bileğini kırma ihtimaline rağmen koşturması… bunu gösterir o N/m ler için bir stop butonu yeterlidir. Daha fazlası başka şeyleri getiriyor ya onları yapacaksın yada mantaliteyi güzel kurgulayacaksın.
            Dünya, bu böyle olmadı dur şunun lastiğine 5 çizik atalım da yavaşlatalım bari kafasıyla yürümüyor yürümediğini herkes görüyor. Ya işini adam gibi yapacaksın yada…

          • Kısa cevap ise öngöremezdik bence. 60’larda kilerin 70’leri 70’lerdekilerin 80’leri öngörebildiğini sanmıyorum. Yoksa platonik öngörüler 2100 ler için de yapılıyor 🙂
            Biliyorum ki dünyada bir yerlerde bugün 11k+ HP birşeyler üretiliyor.

            Bence gerekmeyecekti. Geçmişte dur denmesine sürükleyen şeylerin sebebi de çoğunlukla hatalar yılların ölçekleri yada düzeyleri değil. Birşeyleri atlayıp, dikkat göstermezsin yada umursamazsın insanlar ölür. Onun dışında ki süreç olağan başına tüy düşebilir.. kafana kayak takımı saplanabilir.. helikopterin düşebilir..

YORUM YAP [ Yorumunuz bizim için önemli! ]