Çılgınlığın ötesindeki sınır; Tourist Trophy

8

Formula 1 sezonu bitti ve artık yeni bir dünya şampiyonumuz var: Nico Rosberg.

Bununla yaşamayı öğrenin artık. Ecnebi ahali ne diyor; get over it!

Ayrıca her şey Formula 1’den ibaret değil!

Sevgilinizle dışarı çıkın, soğuktan da faydalanmanın yolları var; insanları birbirine yakınlaştırır, değerlendirin. Sinemaya gidin, sanatı destekleyin. Ailenize zaman ayırın. Çoraplarınızı ortalıkta bırakmayın, annenizin sözünü dinleyin. Derslerinize çalışın, işinize yoğunlaşın. Geçen gün beğendiğiniz elbise hakkında arkadaşlarınızla konuşun. Pilav yapmayı öğrenin. Gazete okuyun ama hepsini okuyun. Ekonomi haberlerini takip edin. Uygun saatte evde olabiliyorsanız evlilik temalı programlar alışık olmadığımız türden bir eğlence sunabiliyor… Bulantı haplarınızı hazır tutun! Metroda-metrobüste kitap okuyun, o sarsıntıda gözleriniz için nişanlama ve odak çalışması yapın. Bitirmediğiniz kitaplar varsa bitirin, ayıptır.

Yani sıradan insanların yaptığı ne varsa yapmak, onlardan biri gibi görünebilmek için kısıtlı bir zamanınız var. En çok 26 Mart 2017’ye kadar. Değerlendirin işte.

Bu aralığı fırsat bilip sizlerle zemine temas ettiğimiz yüzeyi alışık olmadığınız kadar azaltmayı, fren mesafemizi epeyce uzatmayı düşünüyorum bu yazıda. Ama çılgınlık; işte bunun sınırlarını aşıyoruz.

Bildiğiniz gibi yeryüzü ya da yaratıcı (nasıl isterseniz) bize nimetlerini oldukça farklı yollarla sunabiliyor. Önceleri bize yaşam alanı hazırlanması gerekiyordu. Fırtınalar, depremler, volkanik patlamalar, sera gazı etkisinin atmosfere yayılıp gerekli ısıyı dünyaya hapsetmesi ve gezegenin bir cennet vatana dönüşmesi gerçekleşti. Hemen sonrasında ise daha izole yaşam alanları sundu bizlere. Büyük depremler, büyük kıta parçalarından küçük parçalar ayırdı adalar oluşturdu (Kara yakını ada). Okyanus tabanındaki yanardağlar püskürdü, gökyüzüne doğru yükselen parçalar zeminde biriktiğinde bizim için birkaç ada oluşturdu(Okyanus adası). Bunlardan bazıları (okyanus adası) mercan adalarına dönüştü. Belki de sırf biz gidip dalış yapabilelim diyedir kim bilir?

İşte bu oluşumların arasında öyle bir tanesi var ki tanrı ya da inandığınız güç her ne ise, onu insanlar sırf çılgınlıklarını dışarı kusabilsinler diye özel olarak yaratmış olmalı;

Man Adası (Isle of Man)

İlk kez 8. yüzyılda Viking yerleşkesi olarak kullanılan ve ülkemize çok da uzak olmayan bir noktada, İrlanda denizinde bulunan bir adadır Man. Yani İngiltere ile İrlanda’nın tam arasında bir yerde. İçişlerinde bağımsız, dışişlerinde ise Birleşik Krallık (İngiltere)’a bağlı olarak yönetilir (nasıl yapılabiliyorsa).

Motor sporlarının beşiği sayılan İngiltere’de çok eskilerde hız limiti 20 MPH imiş (32 km/h). Yarışmaksa katı kurallarla yasaklanmış. Bundan dolayı motosiklet ve hız delisi birkaç sürücü Man Adası’nda buluşmuş ve bir yarış düzenlemişler. Böylece 1907 yılında Tourist Trophy doğmuş.

Motosiklet çılgınları ada caddelerinde gaz açmış ve yarışabilecekleri, dayanıklılık sınırlarını zorlayabilecekleri aynı zamanda adaya ve makinelere hayatlarıyla meydan okuyabilecekleri bir zemin belirlemişler. Snaefell Mountain Course (Snaefell Dağ Rotası/Pisti). Piste şöyle bir göz attığımızda bizim alışık olduğumuz bir çok şeyin olmadığını görürüz. Yarışmak üzere özel olarak tasarlanmış zemin yoktur. Kaçış alanları yoktur. Çakıl havuzlar yoktur. Bunlar yerine biraz saman balyası var. Bolca duvar var. Çitler var. Kayalıklar var. Sonrasında elbette tüm bunların ortasında geçilmesi gereken 60,725 km mesafe var. Nasıl, Yeşil Cehennem Nordschleife’den bile acımasız ha(!)?

Isle of Man ve Snaefell Mountain Course

Man Adası’nda sürüş hatasının affı yok ama sürücüler 1 tur boyunca 130 MPH (209 km/h) ortalama sürat ile yarışırlar. Burada hız ulaşılan en yüksek ortalama sürat ve en kısa sürede atılan tur ile ölçülür. TT’de yarış içerisinde yapılan dereceler daha önemli görülür ve yarış içinde tur rekoru da 133,962 MPH (215,591 km/h) ortalama hız ve 16:53.929 ile Michael Dunlop’a ait. Michael Dunlop bu dereceyi 2016 yarışında BMW S 1000 RR’ıyla elde etti.

Tüm Tourist Trophy organizasyonunun detaylarını paylaşmak istediğimiz bir yazımız daha olacak ama genel hatlarıyla geçmek gerekirse;

Genellikle haziran ayının ilk 2 haftasında düzenlenen bir organizasyondur. Bu durum mayıs ayının son, haziran ayının da ilk haftası olacak şekilde kayabiliyor. Koskoca 2 hafta boyunca motor sesleri, kazalar, uçuşan parçalar, ölen pilotlar ve efsaneye dönüşen pilotlarla, seyircisine de adrenalin patlaması yaşatan dolu dolu bir yarış organizasyonu.

İlk hafta olduğu gibi antrenman turlarına ayrılmış durumda. İkinci hafta ise insanın makine ile tek vücut olduğu ve yaşadığımız dünya ile öte dünya arasındaki sınırın diğer tarafı görebileceğiniz kadar inceldiği turlar atılıyor.

Tüm bu iki hafta boyunca da Superbike, Sidecar, Supersport, Superstock, Zero Challenge, Lightweight (125 ve 250 cc) ve Senior TT kategorilerinde yarışlar düzenleniyor.

“Bununla kıyaslanabilecek bir şey yok. Dünyanın en etkileyici atmosferinin olduğu yerde büyümeye başlayan kanatlarla uçmaya başlamak gibi…”

1 turu en hızlı motosikletlerle 17 dakika süren, 600’den fazla viraja sahip bir pisti motosiklet kategorilerine göre 3-4-6 tur boyunca geçmek! Hatta TT yarışçılarının çoğu farklı kategorilerdeki yarışlara da katılıyor. Çünkü TT yılda sadece 1 kez gerçekleştirilen bir organizasyon. Kazananı tüm dünyaya tanıtmak bir yana, aynı zamanda O’nu bir efsaneye dönüştüren bir organizasyon.

Şimdi sizleri alinizde patlamış mısırlarınızla ekranlarınız karşısına davet ediyorum. Patlamış mısır olayına uyacaksanız dikkatli olun. Çünkü bu görüntüler sizde sık ve derin nefes alma ihtiyacı doğurabilir. Ölmenizi istemeyiz.

Guy Martin ve Michael Dunlop ile Man Adası Snaefell’de bir onboard tura ne dersiniz. Sürücümüz Guy Martin ve önce Michael Dunlop.

Elbette böyle bir meydan okumada her zaman kazanan olamazsınız. Şimdiye dek Tourist Trophy’de 252 sürücü hayatını kaybetti. Bunlardan 4’ü Haziran 2016’da idi. Pistin her köşesinde ölen pilotların isimleri yaşıyor. Hayatını kaybeden sürücülerin aileleri ise TT’den kopmuş değil. Ölen babalarının ardından büyüyen çocukları da günün birinde Man Adası’nda yarışabilmek için çabalıyor. Hala yarışabilen sürücüler hayatlarını kaybeden arkadaşlarından bahsederken gözleri doluyor ancak hepsinin anlattıkları “…sevdiği şeyi yaparken öldü.” cümlesi ile bitiyor. Organizasyonda 50 yıldır görevli olan çalışanlar bile onlardan bahsederken bir yandan gözyaşı döküp bir yandan ilerini yapıyor ve her yıl buraya tekrar geliyorlar. Tıpkı yarışçılar gibi.

“…ancak bu kanında olan bir şey. Onu çıkaramazsın, sadece daha fazla istersin.”

Ta ki buradaki yaşamın son bulana dek.

Motosiklete hakim olanlarınız vardır ancak kanınızdaki adrenalin taşkınlığı yüzünden köşedeki bayiye gidip kendinize 2 tekerlikli bir canavar satın almak isteyenleriniz varsa eğer sizleri önce şu yazı dizimize alalım ki hayatınız kurtulsun;

Scooter’dan Hayabusa’ya başlangıç motosikleti dosyası: Bölüm 1

Scooter’dan Hayabusa’ya başlangıç motosikleti dosyası: Bölüm 2

Scooter’dan Hayabusa’ya başlangıç motosikleti dosyası: Bölüm 3

Scooter’dan Hayabusa’ya başlangıç motosikleti dosyası: Bölüm 4

8 Yorum

  1. Bu kadar uzun yazmak manyaklık olsa gerek 🙂 🙂 🙂 Şaka bir yana güzel olmuş eline sağlık.

    Yaklaşık 1 sene oldu CBR motorumu satalı. Motorun üstü benim için başka bir dünyada yaşam gibi. O kadar motor kullandım 600-1000 vesaire ama bir kere bile benim CBR 125 da yaşadığım ölüm riski kazalarımı yüksek motorlarda yaşamadım,ilginçtir tabiiki 🙂

    • Bana bu hali uzun gelmiyor çünkü çooook daha uzundu. Yazarken ikiye bölmeye karar verdim. Diğer bölümde TT’nin detaylarından bahsedeceğiz. O daha uzun olacak gibi. Ona göre hazırlan 🙂

      Küçük hacimli motosikletler sürücüsünü tehlikelerden kaçırabilecek kadar güçlü ve atak olamıyorlardır elbette. Daha büyük hacimlerle başladıysan sürüşün onlara göre şekillenmiş olabilir. CBR125’in üzerinde de 600 cc’lik bir makinedeki gibi davranmışsan oldukça şanslıymışsın dostum. Elbette detayları bilemiyorum, belki bambaşka durumlar vardır. Sohbeti iyi olurdu.

    • Dar lastik, kötü fren sistemi, önde az ağırlık ve muhtemel kötü lastik. Küçük motosikletler o yüzden 4 silindirler kadar iyi frenleyemiyor. Tehlike yaratacak motosikletin alasını ben kullanıyorum: scooter 😀

      • Yaşadıklarım,bunlarla alakalı tek bir kaza riski idi. O da,120 km ile giderken en sol şeritte biraz rapma görünmüyor diğer tarafı. O rampa kısmı geçtiğim gibi bizim o prof türk şöförlerimizden ikisi arka arkaya kavga ediyor birbirlerini yavaşlatmaya çalışıyorlar.Ben tabi görünce freni sıksam kayıcam,sıkmasam sakız gibi yapışıcam. Neyse orta şerite attım zar zor iki aracın ortasından geçtim ip gibi alandan. Allah korudu.Şükürler olsun.Şuan bu yazıları yazamıyor olabilirdim 🙂 Diğerleri saçma sapan bir şeylerdi . Motorun cenabetliğide olabilir 😀

        • Ben de senle aynısını düşünüyorum halen.

          Ama sele altındaki devasa bagaj inanılmaz işimi kolaylaştırıyor. Yazın sele altına katlanır tam boy sandalyemi ve iki tane de 1.5 litre su şişesini sokabiliyorum, kilitler vs saymıyorum bile. Bugün de mesela iki tane UPS’i kablolarıyla birlikte eve götüreceğim ve bagaja çok rahat sığacaklar.

          Gerisi motosikletin şehir içindeki rahatlığı tabi.

          • İşine çok yarıyorsa ideal. Benim gibi biri ihtiyaç duymaz böyle şeylere. 🙂 Bayadır düşünüyorum naked ya da bmw s1000r almayı. Alırsam bu iki motoru alıcam. Naked biraz daha rahat spor tipte motor.Şehir içi on numara gider. S1000 R ise yol tutuşu mükemmel racing efsanee.Kesinlikle tadına bakacağım. Karadeniz gezisinde çok işime yarayabilir. 🙂

YORUM YAP [ Yorumunuz bizim için önemli! ]