Perde arkasında konuşulan olaylar gerçekleşirse McLaren Honda’yı bırakıp 2018’de Renault motoruyla yarışacak ve bu değişiklik de McLaren’in başarısız olması durumunda arkasına saklanabileceği bir duvarı ortadan kaldırıyor.

Şasi olarak, doğrudan Red Bull ve Renault fabrika takımı ile karşılaştırılabilir; ve eğer Fernando Alonso Stoffel Vandoorne ile birlikte kalırsa, McLaren sürücü kadrosu olarak Max Verstappen ve Daniel Ricciardo seviyesinde olabilir. Bu da hiçbir bahaneye imkan vermez, ortaya iyi bir iş çıkaracaklar, veya susacaklar.

McLaren-Honda’nın genel durumuna baktığımızda durum Honda açısından biraz üzücü. Formula 1’e geri dönüşlerinde kendilerini McLaren’a adayarak ve geçmişte yakaladıkları başarıyı tekrarlamak adına giren Honda ne yazık ki şuana kadarki hiçbir hedefini tutturamadı. Bu geri dönüşü McLaren gibi büyük bir takım yerine daha küçük bir takımla yapsalardı muhtemelen başarısızlığın boyutu bu denli büyük olmazdı ancak bunu yapmadılar ve bunun sonucunda da tonla para harcayıp güvenilirlik açısından oldukça derin bir yara aldılar.

McLaren ile Honda arasındaki ilişki hiçbir zaman çok oynak görünmedi ancak durum sadece Honda’yla alakalı değil. Ron Dennis McLaren’den ayrılıp yerine Martin Whitmarsh’ı getirmişti ancak sonrasında kötü gidişata dur demek için Whitmarsh’ı görevden alıp takımın başına tekrar kendisi geçmişti. Kapalı kapılar ardında nelerin konuşulduğunu bilmeyiz ancak bu zamanlar McLaren için zor zamanlardı ve belki de Honda ile kurulan ilişkilerde daha dikkatli olunmalıydı.

McLaren’den Honda hakkında sürekli eleştiriler ve benzeri şeyler duyuyoruz ancak Honda’nın McLaren hakkında sürekli şikayet ettiği bir durumu hayal edebiliyor musunuz? Önceki birlikteliklerinde Formula 1’e damga vurmuş ve tarihin en üstün dominasyonlarından birini elde etmiş bir ortaklıktan bahsediyoruz. Honda ile bağları kopartmak ve her şeyi geride bırakmak o kadar da kolay değil.

McLaren’i yarış kazanırken görmeyeli oldukça uzun zaman oldu. Son galibiyete dönüp bakmak istediğinizde 2012’nin final yarışı Brezilya’ya gitmemiz gerekiyor ki bu da Honda anlaşması olmadan önceydi. Cevaplanması gereken oldukça ciddi sorular var.

Takımın son şampiyonluğu 2008’de Lewis Hamilton’ca kazanılmıştı ki şampiyon olamadan geçen bu yıllar Formula 1 standartları için oldukça uzun bir süre. Bu zaman aralığında McLaren şirket olarak farklı alanlara yöneldi ve bunu yaptığınızda Formula 1’e olan adanmışlığınızı azaltmış ve kaynaklarınızı bölmüş oluyorsunuz. Bu seviyedeki bir yarış takımına baktığınızda hedefi her zaman oldukça açık ve nettir: zirvede olmak. Ancak McLaren uzun zamandır bu hedefin oldukça uzağında.

McLaren’i Williams ile kıyaslayabilirsiniz. Her ne kadar Williams daha mütevazı olabilse de onlar da dağılmış durumdalar ve istedikleri pozisyonun uzağındalar. Bunlarla başa çıkabilmek asla kolay olmaz, özellikle de Pazar günü yarış sonucuna baktığınızda. Fakat üst üste elde ettiği şampiyonluklardan sonra düşüş yaşayan bir diğer takıma, Red Bull’a baktığınızdaysa tamamen adanmış durumdalar ve zirveye dönebilmek adına ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar.

2017’nin başına bakarsak kaybolmuş ve araç performansı olarak istediğini elde edemeyen bir Red Bull var ancak bu sezon araç konseptinde yaptıkları hataları 2018’de tekrarlamayacaklardır. Peki ya McLaren? Kesinlikle büyük bir bilinmez. Honda yıllarında genel olarak motor performansı o kadar kötü ki McLaren’in ortaya çıkardığı ürünün yani şasinin başarısını göremedik. Bu sezon yaptıkları şasiyle oldukça iddialı sözler sarf etseler ve motor gücünün kısmen önemsiz olduğu pistlerde iyi denebilecek bir performans gösterseler de Alonso’nun Monza’da yaşadığı vites kutusu problemi ve daha önce yaşanan motor titreşimi problemleriyle birlikte McLaren’in de güvenilirliği etkileyici olmaktan çok uzak.

Red Bull’un Renault’la olan birlikteliğine de bakabilirsiniz. V6 motor çağına geçildiğinden beri iki firmanın arası pek de iyi değil. Hatta Red Bull kendine başka bir motor üreticisi bulmaya çalışsa da Mercedes ve Ferrari’nin kapıyı kapatmasıyla birlikte Renault’la tekrar anlaşmaktan başka çareleri yoktu.

Gerçekleştirebilirlerse Renault’un tekrar kazanan bir takım haline gelebilmesi için hala birkaç seneye daha ihtiyaçları var. Eğer Renault motor anlamında da gelişimini sürdürüp en iyi motor olma yolunda ilerleyebilirse Red Bull arzuladığı şampiyonluklara tekrar kavuşabilir.

McLaren’in Renault’un motor sağladığı 3. takım olmaması için hiçbir neden yok. Renault motoru McLaren için kötü bir tercih de olmayabilir ancak şuan Renault motoru Mercedes veya Ferrari güç üniteleri kadar güçlü değil ve dayanıklılık açısından da durum pek parlak değil. Honda’dan daha iyi olabilir, potansiyele de sahip olabilir ancak McLaren’in problemlerini acil olarak çözebilecekmiş gibi görünmüyor.

McLaren-Honda ayrılığı göründüğü kadar basit değil. McLaren’in sözleşmeyi yırtıp atması oldukça cesur bir hareket olabilir ancak takımı mali açıdan zor bir duruma da sokuyor. Son yıllardaki başarısızlık McLaren’i bazı büyük sponsorlarından da etti ve takımın eskisi kadar sponsor geliri yok. Bunun yanında Honda’nın Alonso’nun maaşını ödediği ve takıma yıllık 100 Milyon $ gibi inanılmaz paralar akıttığını düşünürsek McLaren’in işi pek de kolay değil.

Zak Brown’ın ayrılık sonrası gelirdeki düşüşü asgariye çekmek adına takıma sponsor çekmeye çalıştığı biliniyor. Eğer daha fazla sponsor desteği bulunamazsa da McLaren’in içinde bulunduğu duruma bakan hissedarlar sorular sormaya başlayabilir.

McLaren inanılmaz potansiyele sahip bir takım. Sahip olduğu imkanlar belki de günümüz F1 takımları arasında zirvede olabilir ve bu da McLaren’e olan inancı sıcak tutuyor ancak takım 2018’de durumu toparlayamaz ve 2017 sezonunun tekrarı yaşanırsa işler karışabilir. Daha önce de örnekleri görüldüğü üzere tecrübeli ve yetenekli çalışanlar takımı terk edip daha başarılı bir takıma geçebilir ve bu durum büyümesi halinde yeniden yapılanma gerektirebilir. Bu da tam olarak şu sıralar Renault’un tekrar kazanan bir takım haline gelebilmek adına yapmaya çalıştığı şey.

McLaren’in içinde bulunduğu pozisyon için Honda’yı suçlayabilirsiniz ancak bu tercihi McLaren durumun bilincinde olarak yaptı. Mantıken Mercedes motoruyla fabrika takımını yenip şampiyon olamazsınız fakat Honda ile iş birliği yaparak bu başarılabilirdi. Basitçe düşünecek olursak motor sağlayıcısı bir takımla özgün bir çalışma içerisinde olmak ve fabrika takımı olmak her zaman başarıyı getirmiyor. Toyota ve BMW’ye sorabilirsiniz.

McLaren’deki sorunların sadece Honda’dan kaynaklanmadığının bir diğer kanıtı da hibrit motor çağının ilk yılı, 2014. McLaren Mercedes’in motor verdiği en başarılı takım değildi, Williams’ın gerisinde kalmışlardı ve Force India’nın az bir farkla önünde sezonu tamamlayabilmişlerdi.

Honda inkâr edilemez şekilde başarısız oldu. Peki ya McLaren elinde McLaren Teknoloji Merkezi gibi bir imkan varken Honda’ya yeterince destek olabildi mi? McLaren Teknoloji Merkezinin içinde elektronik bölümü bulunuyor. Bu da demek oluyor ki bu bölüm Honda birlikteliğinden itibaren bazı sorumluluklar üstlenebilirdi. En azından motorun hibrit olan bölümünün sorumluluğu bu departman tarafından üstlenilebilirdi.

McLaren ve Honda bu işte birliktelerdi ve eğer birlikte çalışmış olsalardı başarılı, gerçek bir takım haline gelebilirlerdi. Bunu yapmadıkları için bu ortaklık istenilen seviyede başarıya ulaşamadı. Motor tedarikçisini değiştirmek McLaren’e katkı sağlayabilir ancak eski formuna, zirveye dönüşünü sağlayabilir mi? Şimdilik net şeyler söylenemiyor.

Honda’nın işleri neden bu kadar batırdığını anlamak güç. McLaren Honda’ya hibrit çağın ilk senesinde geçmedi. Peki halihazırda en iyi motora sahip olan bir takım neden bilinmeze yelken açmak ister? Hadi onu da geçelim, 1 sene boyunca en iyi motor-güç ünitesi kombinasyonunu kullandılar ve bu bilgi birikimiyle birlikte neden Honda’nın MGU-H ve MGU-K gelişimine yeterince katkıda bulunamadılar?

Mercedes yeni hibrit çağında inanılmaz bir iş yaptı, Ferrari farkı kapattı ve zorlamaya başladı, Renault ise hala öndekileri yakalamaya çalışıyor. Peki Honda? Formula 1’e döndükleri güne kıyasla pek de farklı bir durumda değiller. Honda kendine bir yol belirleyip o doğrultuda ilerlemeye devam etmeliydi fakat bir işe başladıktan sonra yön değiştirmeye çalışmak koca bir tankeri küçük bir kano küreğiyle yönlendirmeye benziyor.

İşte bu tam olarak McLaren-Honda projesinin başına gelen şey. Belki de bu yüzden Sauber kendilerine finansal anlamda destek olabilecek Honda anlaşmasını bozdu ve bu da Honda için hiç de iyi bir haber değil.

Formula 1’de yer alan takımların çoğu gibi Honda’nın da İngiltere’de büyük fabrikaları var fakat bütün tasarım ve geliştirme çalışmalarının Japonya’da yapılıp İngiltere’deki fabrikada ise motorların üretildiği ve lojistiğinin yapıldığını düşünmek pek de zor değil. Olayın asıl meydana geldiği yerden daha uzakta bulunmak sizi olaydan kolaylıkla kopartabilir. Ayrıca nitelikli çalışanları bir araya getirip tecrübeli bir ekiple çalışmak da bir o kadar önemliyken Honda bunu da yapmadı.

Sauber’in Honda’yı reddedip Ferrari’yle yola devam etme kararı da paranın ve bir fabrika takımı gibi çalışmanın her şey olmadığını gösteriyor. Ferrari Sauber’e yardımcı oluyor ve Sauber’in Ferrari’nin ‘B’ takımıymış gibi göründüğünü söyleyenler olsa da Sauber hala Ferrari’nin müşterisi.

 Açıklanan bazı değişimler ve ortada dolaşan söylentilere göre McLaren’in Honda’dan ayrılığı sonrası Toro Rosso Honda motorunu kullanabilir. Toro Rosso Red Bull’un B takımı gibi işliyor ve Honda motoruyla birlikte gelen veriler belki de Red Bull’un bile Honda’ya geçişini sağlayabilir ancak Toro Rosso’nun Honda’ya geçişi Renault ile yıllardır süre gelen çalışmaları ve bilgi birikimini de kaybetmesine sebep olacak.

Honda’nın Formula 1’e para akıtmaktan yana bir derdi yok ve Toro Rosso anlaşması sonrasında da bunu yapmaya devam edebilir. Renault-Red Bull-Toro Rosso üçgeninin dağılması durumunda da Toro Rosso ilk defa takım olarak tek bir bütün gibi çalışacak. Teknik şef James Key’in takımdaki başarısı su götürmez bir gerçek ancak takıma daha fazla çalışan doldurup bir gecede daha başarılı ve hızlı hale gelmeyi beklemek de pek mümkün değil.

Toro Rosso’nun Honda’yla çalışması sonrasında ortaya çıkabilecek en büyük sıkıntı hem takım hem de pilotlar için motivasyon sorunu olabilir. Toro Rosso halihazırda Red Bull ile aynı güç ünitesini kullanıyor ancak şasi olarak çok daha gerideler. Eğer Honda’ya geçerlerse de 4 motor üreticisinin en zayıf olanıyla çalışmak zorunda kalacaklar.

Muhtemelen Red Bull Toro Rosso’da yatırım yapabilecek kadar büyük bir potansiyel görüyor. Yıllardır Toro Rosso’ya para harcamaya devam ediyorlar ve Honda’nın gelişi doping etkisi yaratabilir. Sonrasında belki de Honda yapması gerek işi layıkıyla yerine getirir ve Honda güç ünitesi müthiş bir çıkış yakalayabilirse Red Bull Honda motorunu kendisi için de düşünebilir ama şimdilik Honda için bunu başarmak oldukça zor görünüyor.

Sezonun yarısından çoğunu geride bıraktık ve muhtemelen her takım 2018 aracının konseptini belirlemiş ve bunun üzerinde çalışıyor. Şuan net olmamakla birlikte sezon bu kadar ilerlemişken gelecek sezon için farklı bir motor tedarikçisiyle anlaşmak hiç de kolay değil. Aracın konseptinde, tasarımında mutlaka değişikliğe gitmek gerekecek ve bu da zaman kaybı ve daha fazla para harcama ihtiyacı doğuracak.

En azından Honda’nın sağlayabileceği finansmanla birlikte bunu bir şekilde telafi edebilirler ancak burada sadece Toro Rosso’nun adım atması gerekmiyor. Honda 2015’te yapamadığı büyük adımları atmalı, performans ve dayanıklılık açısından öndekileri yakalamalı.

2 Yorum

  1. En büyük handikap bu ünitelerin halen çok yeni base’lere sahip olması ve birikim eksikliği. Bunu da basitçe karmaşıklık olarak ifade ediyorlar. Yani mühendislik garaj’larının bu ünitelerinin toplamına henüz yapabilecekleri birşey yok. Bu motorlar sadece bundan dolayı dahi yanlış tercih ve üretimdir.
    McLaren’in ecu gibi tedarikçiliği ile motorlardan anladığını biliyoruz. Redbull’un da katılım payları, kaabiliyet düzeyleri ile V8’lerden bu yana Renault ile birlikte çıkan haberlerinden motorları anladığını biliyoruz.
    Lakin bunlar için de zorlamayla açılan bu yeni dünya ileride kalıyor. Buradan birşeyleri anlayabilirsiniz…

    Hatta sanılanın aksine bilindik otomobil markaları yani mevcut ileri lab’lara sahip üreticiler için dahi bu iş boyu aşıyor. [Bu yüzden geçmişten çok farklı olarak markalar bu işe korkuyla bakıyor.] Ve işte bu yüzden bu iş milyar $’ları aşan yatırıma yani aşırı yüksek arge ve ürün üretim maliyetlerine sebep oluyor…

    [kurum içerisinde geliştirilemeyen herşey pahalıya mal olmakta çünkü o bir üründür… ya tedarik edilmekte yada o şirket neyse ona ortaklık yahut satın alım yoluna gidilmektedir]

    Bu ünite planı base block halleriyle oldukça yetersiz, serinin ve hatta çoklu serilerin ihtiyaçlarının çok altında planlardı. 1600 cc ortalamayla V6 planından bahsediyorum.
    İşte bu yüzden devasa harcamak zorunda kaldılar ve tüm birikime rağmen herşeye 0’dan başlamak zorunda kaldılar.
    Hakeza bu kadar büyük üreticiler yetersizlikleri ortada olduğundan outsource mühendislik şirketlerine bağımlı hale geldiler. Bunları ilmor, avl, ricardo, magneti vs gibi isimlerle biliyorsunuz ve arkada ismi bilinmeyen çok daha küçük 10-15 gibi kişilerden oluşan arge şirketleri mevcut…

    [Klasik sistem şöyle işler/di siz bir vadi de 5 kişilik bir üniv.’li takımla metalurjik, elektromekanik bir fikir üzere birşey geliştirir ve test etmişsinizdir (bazen üretim halini dahi alamaz maliyetler ve tesisleşme olmadığından) bunu gider cosworth, ilmor gibilere sunar satmaya çalışırsınız çünkü Mercedes, Fiat ile konuşmak zordur ve onlar önce ürün görmek ister…
    Velhasıl sallıyorum cosworth ya size ortak olur yada sizi satın alır artık onun elemanı olursunuz. Bu tabi ki Daimler, Toyota gibi group’larda da bu şekilde cereyan eder. Buna en bilindik eski örnek AMG’i verebiliriz.]

    Yukarıda sığdıramayıp dememiz gerekeni şöyle diyelim. Bu tip yeni oluşumlar, kazanımlar yani arge tech bir nevi metalurjik medeniyet seviyesi küçük nokta ve birim bazlı geliştirme dünyası ile küçük şirketlere bağımlıdır. Her biri birşeyler geliştirerek bunları adetli üretici dünyaya sunar ve bileşiği ile düzey ileri atılımı yapar. İşte herkesi zorlayan da bu… Geçmişte de bu işler çok eski tarihler olmamak üzere böyle yürüyordu….
    [apple ve google’ın tech’lerini geliştirenler toplam yapı değil belirli takımlar yani kafalar ve şahıslardır gerçekte…. Kimse bunları bilmez markayı bilir. Bunlar da çoğu zaman bilişimde küçücük tech şirketlerinin satın alınması, bünyeye katılması şekilde cereyan eder…] (Yani geleceği güzelleştirdiği kadar zorlayan da bu. Artık marka ile üretici arasında ki köprü oldukça açılıyor… ve dahi büyük paranın daha çok kazanmasının nedeni de bu ve bu hale dönüşüyor)

    ….lakin şuan yenilik ve adaptasyonu tamamen sektörün toplamına bağımlı. İşte bunlar zaman zaman duyduğunuz, okuduğunuz bal köpüğü pistonlar, hcci sistematiği, nano malzeme karbon dizilimli kaplamaları vs dir. Mesela duyulan şey.. pistonun üzerinde ki daha büyük bir çukur gerçekte bir şahsa ait geliştirme yani patenttir. Bunların toplamı kazandırıldığında bir hakim marka oluşabilir olur.

    [işte bu yüzden markalar yani otomobil üreticisi olarak bilinenler gerçekte teknoloji pek fazla üretmezler (dünya artık kemerlerin, bağımsız süspansiyonların ilkleri zamanında yaşamıyor) ]

    İşte Renault, Honda gibilerin baş sorunlarından birisi de budur… Ferrari, Mercedes gibilerin devasa harcamalarının ve diğer birilerini uzak tutan şey de budur.

    Bilemiyorum anlaşılabilir oldu mu iyice karmaşık olmaması için 🙂 ara anektodları ayrı şekilde girmek zorunda hissediyorum.
    Haberi üzerine kaynak kökenleri anlaşılamadı ama belki konunun daha anlaşılabilir olması için şöyle bir örnek mantık açılımı yapmış olayım;
    Bildiğiniz üzere McLaren’in yollarda kullandığı ünite, Nissan temelli oldukça klasik olmuş, düşük maliyetli bir ünitenin lisansları dahil satın alınması ve ortalama tesisleşme ile revizyonundan ibaretti.
    Zaman ve ticaret ölçekleri değişti birim hacim den çıkarılan güç miktarları ve emisyon norm düzeyleri artış gösterdi. McLaren sektöre uyumluluk için tekrar bir üretim geliştirme planı yapmak zorunda olduğunu gördü. Ve işte bu gördüğünüz 5-6 üretici, geliştiricinin bir araya geldiği üstlenmelerin çeşitlendirildiği bir proje haline getirildi. Bilindik isimlerden ricardo ve bmw sadece bunlardan ikisiydi. İşte bu organizasyon yukarıda anlattığımız temeller üzere McLaren’a bileşkeler toplamı ile bir yeni ünite varlığı kazandırmış olacak. Akabinde daha güçlü ve verimli, norm’lara uygun ünite reklamları görmüş olacağız…
    Yani bu motorun herşeyine sahip olmuş olan McLaren bunu kendi içerisinde yapamadığı için bu yola başvurmuş oldu…

    Günay gerekli görürsen artık bunu düzenleyip makale haline getirirsin. 😛

  2. Eline sağlık, Bakalım McLaren Renault motoruyla neler yapacak. Red Bull ve Renault gibi iki tane mihenk taşı olacak ve idealde Red Bull ile kafa kafaya gitmeleri veya daha iyi olmaları gerek. Ama olur da Renault’nun da gerisine düşerlerse görün muhabbeti…

    Tekrar eline sağlık, güzel emek.

YORUM YAP [ Yorumunuz bizim için önemli! ]