Alonso: NASCAR aracını sürmek benim için ayrıcalık olacak

25

Fernando Alonso, NASCAR yıldızı Jimmie Johnson ile araçlarını değiştirmeleri için sabırsızlandığını söylerken, gelecekte seride yarışma ihtimalini düşük görüyor.

Önümüzdeki ay Bahreyn’de ikili birbirlerinin araçlarıyla gösteri sürüşü yapacaklar.

Alonso: “Takımı ve Jimmie bana çok fazla öneri verecek. Evet, oldukça meraklıyım. Elbette bir NASCAR aracını yanımda bir efsane ile birlikte test etmek benim için ayrıcalık olacak.”

“Bunun için sabırsızlanıyorum. Heyecan verici.”

“Sonuç olarak gelecek için daha iyi bir sürücü olmak istersiniz ve takımdan ve Jimmie’den farklı sürüş stilleri ile ilgili bir şeyler öğreneceğim, farklı teknikler ve farklı yarışma yaklaşımları öğreneceğim. Tüm bunlar beni daha iyi bir sürücü yapacak.”

25 Yorum

    • Bazen kendime diyorum dile de getiriyorum kolayca config edilen basit beyaz şahin’i özlüyorum hatta onda ki birçok keyfi şimdi bulamıyoruz dahi diyorum. Yalnız olmadığımı da biliyorum o yüzden kime, neye göre Hurda 🙂 NASCAR da apaçilikse varsın olsun yani napalım 🙂 her komplike şey iyi manasına gelmiyor demek ki.

      Geçen güzel bir laf ettiler. İnsanlar efsaneye, klasiğe, eskiye meraklıdır, hayranlık duyar ancak bir köşeye kaldırır koyar. Günlüğe ise o övdüğü şeyi kullanmaz. Buna sound üzerinden gidilmişti. Birileri pikabı saatlerce anlatır ama kullanmaya gelince mp3 player vardır. 🙂
      Sosyal uzmanlarda bunu kullanıyor tabi. 🙂 Ahh dedem şöyle yapardı ama şu şarkıcı götü düşük birşey çıkarmış dur onu alıp giyeyim. 🙂
      Bu tabi öyle birşey değil. F40’ım olsa ve memlekete giderken kullanmasam böyle diyen haklı olurdu. 🙂

      • Ben zaten severim eski şeyleri ama NASCAR arabası ne eski, ne klasik ne de efsane. Sağlam temeller üzerine kurulu olmasını seviyorum 30 yıldan uzun süredir aynı mantıkla inşa ediliyor. Ki bu araçların (tasarım mı desem, teknik çözüm mü desem) kullandıkları şeyler 40 sene önce bile yol dünyasında dahi modası geçmiş şeylerdi, yarış dünyası için savaş öncesi kullanılan antika şeylerdi, 2012’ye kadar karbüratör kullanılıyormuş eh bence hala karbüratör devam etseydi daha iyi olurdu. Ama otomobilleri ürettikleri malzemeler dandik olunca hissiyat da dandik oluyor, far, ızgara yerine çıkartma, çamurluk yerine süs takınca da gerçeklikten, yol otomobilinden uzaklaşıyor, ha F1 mi daha hisli bu mu tabi ki bu 😛 Ama rakibi F1 değil zaten, belki de avrupa touring, gt serileri daha iyidir takip etmiyorum.
        Ben biraz da boru şasi kullanmalarını eleştiriyorum eh sabit aks makas yay’a da boru şasi yakışırdı zaten, eskiden yol otomobilleri ya da onlardan türetilen araçlar varmış sen daha iyi bilirsin, şimdi tamamen ayrı bir yapı.
        Bize garip gelmesinin sebebi de teknolojisi ve üretim süreci o kadar düşük ki yol otomobiliyle alakası yok, fakat F1 de tam tersinden yakınıyordu 🙂

        Bir tartışma görmüştüm “neden bu otomobiller 120 yıl değil de 50 yıl öncesinin teknolojisiyle, bağımsız süspansiyonla tasarlanmıyor?” “çünkü istedikleri formül bu değil, bağımsız süspansiyon kullanan tonla seri var, gidin onları izleyin”

        Avrupa’da çok erken yıllarda yarı bağımlı, yandan kollu, de dion tüplü çözümler bulunmuş, anti roll barlar’a ihtiyaç duyulmuş hatta torsion gibi her işi yapabilen yekpare tasarımlar yapılmış, sabit dingil kullanılacaksa da şasi gergileriyle vs. desteklenmiş.

        Peki son derece düşük teknolojili bağımsız süspansiyon mu? Yoksa yüksek teknoloji sabit dingil mi? Gelişen bir dünyada seçenek kendi içinde çelişkili, bu yüzden daha gelişmiş karbüratörler yerine enjeksiyona geçmek daha mantıklı ama orada F1’deki gibi saçma motor üreticileri yok. Otomobiller kendi içinde tutarlı. Takımların da yaşam mücadeleleri bu kadar çetin değil ve formül mükemmel çalışıyor. Burada dolma lastik bile sırıtmaz, kimse de “niye” diye sormaz.

        Peki beyaz Şahin mi, ferrari 330 p4 mü yoksa 2018 NASCAR toyota camry mi? yoksa şu Buick mi? 😛

        Birde şunlar var 🙂 https://www.youtube.com/watch?v=8LmIS-j_POY

        • Aslen Günay’ın verdiği cevap herşeye yeter. Ancak fazlası da var. Bu arayışlarla ilgili. Ör amerikalılarla ilgili alanda ki yargıların birçoğu aptallıkları üzerinedir ancak öğrenirsen bilirsin ki öyle değil. Her yer için kendince olan şeyler var.
          EU, UDM/USDM, JDM temel ve (domestic market) total 3 pazar. Üçünün de insan aklı-yaşamı aynı olmadığı gibi kendince şeyler var. Bunların bir birine dokunduğu çok şeyler de var ancak her zaman değil. Örneğin EUDM kimi zaman JDM uygulamalarını denemiştir downsizing/smarting gibi. Premium Cars tarifi UDM’den transfer edilmiştir gibi. Peki bunları nasıl ayıklayabilir kişi, bu 3’üne de aktif bakış atabilirse ancak…
          Biri, bir tanesini seçebilir gayet normaldir de ancak biri seçti diye tek “şey” o seçtiği olmaz. Fakat tercih hakkı saklıdır, hakkıdır da. Parmak izi gibidir seçti diye de kahredemeyiz. Bir de bence asıl sıkıntıları doğuran medya gibi anlatım, tarif güçleridir. Bu bir birlerine karşı dezavantaj oluşturabiliyor asıl problemde bu. İşte bundan sıyrılmaya çalışmak gerekli ama zor.
          BM yani birleşmiş milletler şart. 😛 eh koalisyonlar da realite.

          Kırmamak üzere sende gördüğüm şey bir zamanlar bende de olan şey. Bunun değişmesi 20-22 den felan sonra anca oldu bu tabi benim yaşamıma özel örneklik başkasında olacak diye birşey yok.
          Hatta gelişmesi çok daha yakın derim ve devam ediyor tamamlanmış değil. Yani amerikan dünyası ile çok geç tanıştım. Şansım ise kendim, aklım değil etrafımda ki insanlardı.
          Bana da kimileri gibi borular, karbüratör, yekpare yay, düşük sıkıştırmalı ağır motor… çağ gerisi, moderniteye uygunsuz gelirdi. Ancak açıldıkça değişti çünkü zaten öznel de avrupai sevdiğim şeylerin içinde de bunların olduğunu gördüm. 🙂

          – Mesela boru uygulama neden kötü ve eskidir? Roll cage uygulamayı neden es geçiyoruz. İlla mecburiyet mi olması gerekli başvurmak, sindirmek için. 🙂

          – Akrobasi uçakçılığını unutuyoruz sanıyorum. Ve görece maliyetini…

          – “Peki son derece düşük teknolojili bağımsız süspansiyon mu? Yoksa yüksek teknoloji sabit dingil mi?”
          Biz bu tartışmayı yaptık benim için kazanan E30’dur Vette’dir, 4WD 4Runnder’dır. Başkasını bilemem o onu tercihi. Varsın güzelliklerini benim kadar anlatsın dursun. Sağlam sorgu çekerim ama ha 🙂
          Niçin kazanan çünkü tanım, tarifler tek başına işe yaramaz. Her zaman uygulama önemlidir ve maksatlar da. Yani atıyorum bağımsız susp. deyince onu mükemmelleştiren tanımı değil uygulamasıdır. İşte en yukarıda söylediğim şeye değiyor. Kimisi güç, basın, medya adına sadece tanımlara saklanıyor o yüzden uygulama da kimi alanda işe yarıyor sadece. Bazen o bile yok. Sorguları kuvvetlileştirmek gerekiyor asıl sahneyi ortaya döken bu. Yani tartışmak iyidir.

          – Diğer tarafın örnekleri; Harley, HotRod, Dragster, Pony, IMSA, ALMS, Supercharger, Topspeed, low cost…
          Valla kimse kusura bakmasın pek vazgeçilebilecek gibi değiller. Hatta benim için bazı alanlarda başı çekiyor. Mesela günlükte karbüratörlü gır gır pat pat custom chopper tercih ederdim. Benim için daha fazla doygunluk noktası var.
          Şimdi yani hızlı ve öfkelide ki o malum drag sahneyi getirin aklınıza sarı yanında siyahı valla çok fazla insan tercih edebilir. 🙂

          – Diğeri gündeliği iyi ayırmak. İşte orada eğlendirme, eğlenme var. Ancak bizim açımızdan maliyette var.
          a) kimse her taraf NASCAR, o truckracing olsun istemiyor. Ancak her taraf carbon fiber tube chassis de olmasın zaten zorlamadan da olamıyor.
          b) mesela carbon fiber gövdeli 54 fitesli muhteşem bir bisiklet var olsun ben alamadıktan sonra ne kadar anlamı var. 🙂

          – Sonuncu kıta sahanlığında benim takdirim de 3 pazardan Japonlar ilk sırayı teşkil ediyor. Küçücük ülke, sıkış tepiş şehirler, o biçim hızlı trenlerle ulaşım, muhteşem yollar ve köprüler. Onbinlerce elektrikli taşıt, small car intellegance, peak downsizing, economic production, durable electronics…
          Ancak bu onların yaşam döngüsünde ulaşılabilmiş birşey. Herkesten beklemiyorum çünkü mesela herkes o kadar deprem yemiyor.:) Hedef olsa bile kendi şartlarım onlara uygun olmayabilir. Ancak gümrük birliği de salt uygun olmadığını yaşayarak gördük. 🙂 Geriysen ortalama not almayı bilecen ki sınıfı geçebilesin. 😛

          Sonda saydıklarının hiçbirisi bir birine değmiyor bence. 🙂

      • F40 da (o zaman) 50 yıllık teknoji olan boru şasidendi dimi 😀 Araba diye de sattı adamlar.

        Bence de boru şaside sorun yok, silüet racing diye geçiyor, mantıksız değil. F1’de de boru var sonuçta, halo 😀

      • İnsanlar efsaneye, klasiğe, eskiye meraklıdır, hayranlık duyar ancak bir köşeye kaldırır koyar. Günlüğe ise o övdüğü şeyi kullanmaz.

        Eskinin kullanılacak hali yoktur da ondan. Zamanında yokluktan, gerilikten iyi gelmiştir. Bugünün şöförlerine 90 model araba ver süremez.

        • Evet bu da var ama kasıt bu olmadığı gibi tümdenliği yok. Yoksa geri görülse onlarca saat anlatılmaz üzerlerine özel mesai harcanmazdı. Onu kastediyor daha çok. Kimse imkansızlıktan yağ lambarları gibi şeyleri aramıyor tabi ancak mükemmelliyetçilikten 1930’ların ampüllerini arıyorlar. 🙂 İşte günlüğe ne kadar kullanırlar o dur tartışmalı olan. Keyf değil sadece rahatlık ve opsiyona ulaşınca dillendirilmese bile vazgeçilmez oluyor. Dünyanın her tarafında ki bu çileli trafiğe göre otomatik şanzımanlar gibi.
          https://www.youtube.com/watch?v=nJRpX5lW2ec
          Mesela şu, tarife uygundur mükemmelliyetçidir. Halen nasıl çalıştığına hayret edersin modern bol kolay, opsiyonlular bu kadar süre çalışmaz. Mevcutta ki binlerce $ ‘lık çoğu şeyi de gömer amaaaa her birşey dinlemek istediğinde gidip onu açmazsın. Kasedi, birşeye bağlanması, aktarılması zordur. 🙂 Vakit buluncaya kadar ipod’a, DAC’a devam edersin.
          Geçen yıl çamaşır makinesi alayım dedim vardır sandım dijitali, dokunmatiği olmayan manuel butonlu azıcık programlı alayım istedim bulamadım.:) Yine de en ileri deneni almadım. Bunlar tabi hayatın her safhasında değiller. Mesela bu kafada ürün üreten alman var ama 3-4 kat fiyatı da var. Demek ki mevcut çöp aleme göre o kadar değer ediyor. Birşeyin 20 yıl çalışabilirliğini düşünmemek çok değerli bir hayat alanıdır herhalde. Toros, şahinler köylerde o işi halen iyi yapıyor. 🙂 Şehirde kim ister kimse…

        • Sesten konu açılmışken kayıt endüstrisinde hala analog konsollar, frekans tepkisi iyi durumdaysa eski mikrofonlar kullanılıyor, bulunamazsa zaten yeni mikrofonların büyük kısmı eski mikrofonların taklit ya da revizyonu olduğu için onlara başvuruluyor. Amfilerde acayip bir eskicilik var, yıllanmış şarap gibi saklanmış elektron tüpleri satılıyor, kullanılıyor halen 🙂 tabi devre gürültüsü gibi kötü yönleri var

          • Birşeyin yenisi çok daha mükemmeli getirmiyorsa eskiye, deneyime sahip çıkma devam ediyor. Örneğin aşırı pahalı segment hi-fi de ahşapların toprağa gömülmesi. Bu binlerce yıllık tecrübedir. Modern malzeme aynı şeyleri vermediği için yapılır ancak genelliği yok.
            Seste dediklerin gibi böyle bir durum varken görüntü de aynı düzeyde yok mesela. Çünkü çok daha yeni birçok şey. Ancak hiç yok değil. Ben mesela halen CRT Trinitron’u çok çok daha fazla seviyorum ama yukarıda ki anlatımdan da kullanamıyorum. Panellerde 4/3, 16:10 çok daha insanidir ancak bulunamıyorlar. Bol poligonlu oyunlar eskilerden daha keyifli değil…
            İşte kime, neye göre kısmı önemli. Hiç görmeyen birine eski şeyler tabi ki çağ dışı gelir.
            Ses alanında dijitalleşme ve teknoloji tümden ileri şeyler getirmediği için eskiye sadık olma devam ediyor. Malum aslında devamlılık değil ayrı bir ağaç üzerine gelişim var dijitalleşme gündelik hayat açısından bunu sağlıyor. Stüdyo ve sanayi ise farklı nokta.
            Yalnız bu her yeninin topyekün iyi olmadığı birçok öznel alanda var. Mesela sanayide 486 bile çoktur. Uzaya halen 486 çipler gider. Pos cihazları 586’a anca geçmiştir gibi.
            Ucuz iyi makine borudandır gibi. 🙂
            Eh eskinin de yeninin de dezavantajları var tabi ki öyle hep kazan-kazan işlemiyor. 🙂

            Bir de bir alana planlı eskitme ne kadar sıkı girerse o alan o kadar kötücülleşir ancak pek dile dokunmaz. Bu birçok bizi etkileyen alanda çok yeni sayılır. Örneğin otomobiller, ses sistemleri, beyaz eşya vs. Yeni dediğimizde 10-15 yıl tabi. 🙂 Ha 70 yıldır planlı eskitilen şeylere göre tabi yeni deriz.

            Ben biraz sese düşkünüm Günayla ağırlık verdiğimiz böyle bir küçük hobimiz var. 🙂

            • Eskileri sevenler eski havayı, o tınıyı aradığı, ona alışkın olduğu için seviyor. Yoksa FLAC+DAC+hi-fi kulaklık/set olayının üstü yok.

              Memlekete gittiğimde eski sony walkman’ime sony xr orjinal kaseti [barish mancho] taktım bi dinleyeyim dedim, nasıl dinliyormuşuz bilmiyorum 😀

              • Geçen babamla R9 Broadway test ettik, yaw dedi biz bunları zamanında nasıl sürmüşüz ne ilkel makine diye şaşırdı tövbe tövbe diyor arada 😁

                Tüpçüler gramofoncular derken şimdi de teyp kaset’i diriltmeye çalışıyorlar dediğin dibi flac ve kaliteli bir ses kartını tercih ederim.

              • Sizin dediğiniz gibi bir dünya yok arkadaşlar en azından benim için. 🙂 Olsaydı F40, Can Am hayranı olmaz 458’e tapar, AC Cobra için bükülmez Ford GT (2017) takdir ederdim.
                Ergonomi başka birşey teknik değer, mükemmellik yada ihtiyaç, sihhat başka.:) İnsan sadece göz, akıl değil kalp ve tanımlayamadığı ruh da barındıran birşey. İnsanlar niye şimdi dün sallamadıkları arabesk dinlemeye başladı, filmlerini yapmaya başladı sizce. 🙂

                http://www.youtube.com/watch?v=Fgth753ZUFw&feature=youtu.be

                • Para. Hipster. Hype.

                  Her dönemi kendi içinde değerlendirmek gerekir. Zamanla standartlar değişir, eskiden yapamadığını yapabilmeye, yapabildiğini ise yapamamaya başlarsın.

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]