OtoBilgi: Otomobil kornalarının tarihindeki komik kural

2

Otomobil kullanırken, kullanmayı beceremeyen insanlarla da karşılaşırız ve onları bir şekilde uyarmak zorunda kalırız. Peki bunun için ne yaparız? O gürültülü, panikletici ve küfür ettiğimizin kanıtı olan kornayı çalıştırırız ve arkadaki arabanın direksiyonundan süremeyene mesajı iletiriz. Belki de önümüzdeki araç yeşil yanında kalkmayı birkaç milisaniye kaçırmıştır ha?

Öncelikle korna gibi teknolojik(!) bir enstrümana sahip olduğumu için şükretmeliyiz. Çünkü 100 yıl kadar önce yeni üretilmiş otomobillerden birisini kullanıyor olsaydık daha büyük sorunlarla baş etmemiz gerekecekti.

Otomobiller (o zamanki adıyla atsız arabalar) yaygınlaşmaya başladığında insanların otomobil sürenlerden korunmak için bir uyarı sembollerine ihtiyaçları oldu. Ne de olsa 10 km/saat hızla gidebilen bu araçlar görmek ve kaçınmak için fazla hızlıydı!

İngiliz hükümeti bu soruna hemen en akılcı çözümü buldu. 1865’te yürürlüğe giren bir kanun ile artık motorlu araçların önünde gündüzleri bir bayrak, geceleri de bir fenerle yürüyen bir uyarı insanı kullanılması zorunlu kılındı. Atların yerini insanlar mı aldı? Kısmen öyle. Bugünlerde hız sınırı 120 km/saat olan otobanlarımızda her aracın önünden bir insanın “yürüdüğünü” bir düşünsenize…

Saçmalık, delilik, değil mi? Otomobil bir yere varmadan önce insanlar yolu üzerinde yürüyerek aracın geldiğini bildiriyordu. Ve bu kanuni bir zorunluluktu. O zamanlar otomobil sahibi olabilen aşırı zenginler için bu insanın maliyeti sorun değildi, ancak önlerinde yürüyen bir insanın olması doğal olarak seyahatlerini ciddi derecede yavaşlatıyordu.

Sonra, yeni fikirler gelmeye başladı. Bir milletvekili tüm araçlara bir zil takılmasını ve tekerleğin her turunda bu zilin çalmasını sağlayacak bir sistem kurulmasını önerdi. Bir başkası karşıdan gelen atlı arabaları uyarmak için önlerine havai fişekler atarak ilerlemelerini önerdi.

Yeni yüzyıl geldiğinde yeni işaret yöntemleri bulundu, diğer sürücüleri uyarmak için bisikletlerimizden alışık olduğumuz ziller, ıslıklı düdükler ve elle sıkılan lastik kornalar gibi sistemler bugünün seçeneklerine biraz daha yaklaşmamızı sağladı.

Araçlar hızlandıkça daha yüksek sesler çıkaran kornalara ihtiyaç duyuldu. Otomobil üreticileri 1910’lar ve 1920’lerde birden fazla ses tonuna sahip kornalar kullanmaya başladılar. (Aniiyyyaaa! Anladınız siz onu!) Ancak bu karmakarışık korna sesleri çok uzun sürmedi.

Otomobil üreticileri artık tek tona sahip elektrikli kornalar kullanmaya başladılar. 1960’larda şu an kullandığımız sert sesli kornalar yaygınlaşmaya başladı.

Bugünlerde kornalar oldukça sert ve keskin seslere sahipler ve bir güvenlik önlemi olarak ortaya çıkan bu sistem şu an araç kullanırken söylemek istediğimiz her şey için kullanılabiliyor.

Taksiler ve minibüslerdeki aşırı kullanım da bunlardan birisi. Sizce taksi şöförleri kimin güvenliğini düşünüyor?

2 Yorum

  1. Açık alanda ışıkla veri transferi sunmaya çalışıyorlar bu da sesle veri transferi 🙂 Gayet basit, insani kodlarla datayı transfer ediyor alıcısına ulaştırıyor. Hem de bunu switching e ihtiyaç duymadan çoklu alıcıya aynı seviyede iletebilecek şekilde yapıyor 🙂

YORUM YAP [ Yorumunuz bizim için önemli! ]