Bugünlerde Lotus’u konuşurken beklenen bir satın alma haberi düştü piyasaya. Kısaca değinelim istedim.

Volvo’nun işletim sahibi Çin’li Geely, Lotus’un mali sahibi Proton’un önemli miktar hissesini (%49,9) ihaleyi kazanarak satın almış durumda. Asıl bizim konumuz olan Lotus’un ise tüm hisselerini yani sahipliğini devr almış olacaklar. Bu beklenen, olasılıkları düşünülen durumun etkilerini zamanla görmekle birlikte pekte tatlı bir durum oluşmayacağını kestirmek mümkün.

Satın almalar ile büyüme ve pazar arttırmaların yaşandığı mevcut savaşta PSA’nın teklif, alım nedeni belliydi diyebiliriz yani daha kötü bir olasılıktan uzak kalınmış oldu. [Opel sonrası ivmeyi sürdürmek ve başta FCA Group rekabetinde en azından finansal (borsa, kağıt vs) ve psikolojik atılımlara devamiyet istiyorlar]

Neden; çünkü bu tip Group’lar ayarsızca kâr marjı için SUV ürettiren, işe yaramaz da olsa kendi ünitelerini koşturtan, marka geçmişlerine başta ortak platform zihniyetiyle değer vermeyenlerden oluşur.


Lotus,
söz konusu ise başta şasi yetkinliği gelir akla.

Lakin RENA.PA veya kökeni nedeniyle Suzuki, Lotus’un kökenlerini korur geleceği için daha iyi bir idareci olabilirdi belki de. Dikkate değer group halini alan Geely ise sadece Volvo işi ile değerlendirmek pek doğru olmasa gerek.

Kısa bir açıklama ile Lotus’tan Volvo da faydalanacaklarını açıklamışlar ancak genel bir binek otomobil üreticisi olan Volvo’a ne faydası olabilir çok tartışma götürür. Tam tersi ilişki ise Lotus’un varlıklarına zarar verir bana göre.

Niçin japonlar ve bazı uzak doğulular Lotus için ‘hayal dünyasında’ en iyi çözümdü…

Sizin de öğrendiğiniz üzere Lotus’un kullandığı çoğunluk motorlar ucuz Toyota motorlarından müteşekkil. Bunlar gayet stabil, ekonomik ve hedefleri karşılayan üniteler. Ve Lotus bugüne kadar ek ucuz güç yani charging için çoğunlukla supercharge’a başvurmuştur. Bu gündelik dünyada reklamı popüler bir uygulama değil malum.

Keşke Proton ve Lotus’la ilişkileri olan Mitsubishi bu işi yapabiliyor olsaydı derdim…

Kısaca motor konusunda başka ortaklıkları, irtibatları, finans planları ve hayaleri olan marka/group’ların bu oturmuş irtibatı devam ettirmeyebileceği ilk akla gelendir.

Burada ucuz, giriş seviyesi Lotus dünyasının 1. numaralı piyasa rakiplerinin Mazda MX-5, Toyota GT86 (/Subaru) gibi etkileyici hafif sportların olduğunu hatırlatmak sanıyorum bu konunun önemini daha anlaşılır kılacaktır. Yani herhangi birinden alacağınız ünite ve alt yapılar size karşı olan hisleri bozabilir…

Sport karakterli sıralı şanzımanı (sequential) standart ve birincil opsiyon olarak sunan marka için tedarikçi çeşitliliğinden dolayı bu varlık çok önemli bir ayrım olarak görülmüyor. Zira almanların eline geçmemiş olması bizim için yeterlidir.:) Zira harika denilen DSG tipi çift kavramalı otomatiklerin bu ölçek için rezil ve lüzumsuz olduğunu biliyoruz.

Umarım Volvo üzerinden böyle bir hata yapmaya kalkmazlar…

Bunun dışında daha az etkili olan bir durum; Lotus’un kendine ve geliştirme projelerinde hizmet sunumu olarak kullandığı rüzgar tüneli gibi tesislerin çoğunluğu Japon arkadaşlarımızın (Ör; Toyota) kurup bıraktığı yada ucuz hizmet satışı yaptığı tesislerdi.

Velhasıl Çin-Japon rekabetinin bu “keşke” demek istemeyeceğimiz küçük ama yarışçı markanın geleceğini etkileyip etkilemeyeceğini göreceğiz.

Bunun dışında Lotus mühendisliğinin aynı Cosworth mühendislik gibi bölge, marka ayırt etmeden herkesle çalışabildiğini yani bir gruba kazandıracağı katma değerin ölçeklenenin üzerinde dahi olabileceğini aklımıza getiririz.

Daha dün ilginç ticari kavgaları da olsa Formula 1’de yarışmış köklü bir markayı, Cup dünyasının baş tedarikçilerinden birini, ‘Lightweight race car’ denildiğinde ilk akla gelen şirketlerden birini yapınıza kazandırmış oluyorsunuz…

Belli mi olur belki de Çin’lilerin Formula 1’de var olma hayali Lotus üzerinden gerçek olur… 🙂


İşin Proton yönüne de kısaca değinmek gerekirse;
Son dönem ulus markaları arasında başarılı örneklerden biri olan Proton’u bu duruma sevk eden şeyler… Başlattığı atılım ve ilerleme ivmesini geniş pazarlara yayamaması ve sanıyorum ülkesinin ekonomik ölçekleriydi. Biz markayı ülkemiz de [KIA gibi] ekonomik ve oldukça dayanıklı binek otomobilleri ile tanıyoruz.

Sanıyorum daha iyi araçlar üretmeye de başlamış marka, pazarımızda işi pek doğru yönetemedi tabi bizim devletler muvazenesinde kendimize avantaj oluşturacak şekilde bir ilişki oluşturamamız da buna eklenebilir.

Bu durum bizim devamlı eleştirdiğimiz psikolojik ve norm’lar yönüyle pazar meyillerimizden kaynaklanıyor. [Ben buna seviyesini [gelişim, sanayi, ticari, markalaşma…] kavrayamayıp 1. seviye ülkeler gibi takılmak diyorum]

Proton, model varlık seviyesini devamlı ilerletmesiyle birlikte ülkesinin markaları (Petronas vs.) ve Mitsubishi desteğiyle yarış sahasına dahi çıkabilmiş bir şirket. Yani bizden birkaç gömlek üstün olduğu değerlendirilmekle birlikte sürekliliğin önem arzettiği global pazar rekabetinde çok da birşey yapamadı.

Hedef pazarı olan 2. ve 3. Dünya ülkeleri nezdinde mesela hafif araçların rekabetinin yaşandığı G.Amerika pazarına giremedi. Avustralya da biraz etkisiz kaldı. Uzak Asya pazarlarına ya geç girdiğini yada yeterli olamadığını biliyoruz. Doğru Avrupa ve eski SSCB topraklarında ise daha etkisiz kaldığını söyleyebiliriz. Bizim pazar da iyi de sattılar fakat yoğunluğun konuşulduğu, talep günlerinde servis sorunları yaşanmadı değil. Kısaca genel olarak 2000’lerin başında ki hızlı atılımını devam ettiremedi.

Satamıyorsanız devlet teşvikleriyle bir yere kadar ilerleyebilir eninde sonunda el değiştir yada batarsınız. En iyimser ihtimalle büyük hisse değişimleri gerçekleşir yönetim kurulunuz da tamamen farklı kültürden insanların tercihleri, raporları ile karşılaşırsınız…

Tabi gezenlerin Avrupa da dahi modelerini görebileceği marka, yeni sayılabilecek atılım ve sanayi oluşumu içerisinde ki Çin’liler için herkesten daha fazla ödemeyi göze alabileceği bir hedef haline gelmiş oluyor.

Sevdiğimiz, Colin Chapman’ın göz bebeği Lotus’un bizimle kalması dileğiyle…

8 Yorum

  1. büyük patron yaşasaydı hepinizi döverdi bu markayla. herhangi bir group ceo’su olsam Lotus’u, classic team lotus ve dünyadaki tüm lotusları satın alırdım 🙂 has kadro ve geleneklere bağlı kalarak direkt ferrari mclaren karşısına çıkarırdım bir yandan da küçük hafif araçlar yapmaya devam. hunharca da bir yatırımla f1’e sokardım, bu otomobilci amcaların hiç tutkuları yok heralde hepsi takım elbiseli iş adamı. hayır italyanlar bari alsaydı zamanında sahipsiz kalmış çobansız sürü gibi.

    • Herhangi bir group CEO’su olsan öyle birşey yapamazdın başkalarının parasıyla 🙂 sadece ölesiye harcamayı seven bir milyarder olsaydın bu mantıksız işe girişebilirdin…. [Mesela Richard Branson kadar… 🙂 ]
      Dövemezdi zira tüm commercial’in dışında Elon’un ayakta tutmak için zorlandığı gibi ve dahi harika markaların doğurucusu Colin ve Enzo’nun daha hayattayken finansal çöküşleri, mali krizleri görmesi gibi bu iş öyle o kadar kolay değil. 🙂
      Senin hayal ettiğin şeyleri yapanlar oldu zira yemedi… isimleriyle; Anthony Bamford, Michael Ashcroft, Gerard Lopez, Tony Fernandes… Bunlar o tarz isimler ama iş göründüğü gibi değil.
      Williams, McLaren gibi yarış markaları tutunmakta güçlük çekiyorken F1’in bugün de Lotus bunu göze alamaz zira denediler ve çalışmadı. Hoş şeylerde yaptılar aslında Kimi ile anlaşma, top5 de yer alma, ilginçlikleri deneme gibi.
      Lotus cars’ın hedefi ve segmenti zaten Ferrari ve McLaren değildir (hoş düne kadar fasonculuğun dışında bi mclaren de yoktu ortalıkta), değildi karıştırmayalım lütfen. O sahneyi biraz sorgulamak istiyorsanız GT1 projesine bakabilirsiniz.
      Yukarı da ürün sınıfına dair birşeyler yazmış olabilirim. Bunun dışında pek piyasa dengi olmaması, öznelliği getirmesinin dışında handikapları da getiriyor bu ve yakın çağın ekonomi algılarında. Bazı modelleriyle söylendiği gibi Porsche piyasa rakibi olabiliyor ancak bu tabi sizi Porsche’nin GT Racing de Ferrari’e kafa atmasının eşitliğini vermesin zira pek iyi ürünler olmasa da parasıyla Supercar yapıp satabilen devasa tesisleri olan bir markadan bahsediyoruz. 🙂
      Lotus’un mühendislik ölçeği oranıyla devasa tesisleri bulunmuyor. Lotus öznel idi çünkü yıllarca söyledik onda ki yürüyen gibi bazı şeyleri çok pahalı BMW’lerde, lightweight hardcore’luğu Porsche’de bile bulamazsınız dedik ancak bu çağ da müşterileri olmadığını değiştirmiyor bu. Basitçe bu kadar SUV düşkünü basitleşmiş bir dünyada Lotus biraz fazlalıktır. 🙂
      RR, Bentley’lerin giriştiği… FUV haberlerinin koştuğu dünyada tutku… F1, EU Racing’de bile çalışmayan bir olay artık.
      İtalyanlara gelince batmayan, kurucularında kalan bir italian markası gösterin denir 😀 FIAT kurtuluşu taa amerikalarda niye arıyor sanıyorsunuz.
      Yukarıda mantıksız dedim çünkü Lotus özel arzu ve çabayı gerektiriyor kısaca tornavida tutabiliyor olmanız lazım. Usta amca bu ne ola ki ile baş edebileceğiniz birşey pek değil. Birkaç defadan fazladır söylemiş bulundum gerçi ama almanyadaki bir kuzenimde ucuz bir lotus var tabi sabrını kırmayarak halen satmadıysa. Çünkü o Lotus’lar diğer otomobil zihnine göre! dökülüyor… Yani sertliğin, basitliğin dahası o düşük adetliliğin karşılıkları var malesef ki. Çokları Kitkar, original replican machine, muscle hero ister ama onları ayakta tutmak o kadar basit değil.
      Yani onun, benim gibi adamların dışında müşterileri pek yok. Olanı da bir daha mı tövbe diyenlerden olabiliyor. 🙂

      http://solid1001.blogspot.com.tr/2013/01/lotusun-yaratcs-colin-chapman.html

      Chapman deyince de yazıda geçen Austin hastalığı ile Austin 7’nin neye temel teşkil ettiğini bakan anlayacaktır.
      https://farm9.staticflickr.com/8020/7697569614_a1bf32f31d_b.jpg

      Zira bir de meşhur Austin Mini [/Rover/BMW Mini-Cooper] ‘lerin Austin A30’lardan gelişi vs.
      Son günlerde youtube da Mini ile cesur racing içeren güzel bir reklam dönüyor karşımıza çıktıkça sonuna kadar izliyoruz.

      Buradan vesiyleyle bir kez daha belki yukarıda ki yazının yazılmasına sebep olan OnurR (Rutbil Racing 😛 ) kardeşimize selam çakalım zira kendisinin LotusCars’a dönüşen hayatıyla 🙂 Lotus haber ajansımı kaybetmiş bulundum. 🙂
      Birilerinin ilgi ve merağına aracılık edebildiysek ne mutlu bize… şampiyonluklara değişmezdim.

  2. Onur’dan ek;

    “the Lotus bodies are made by Faurecia in France, the engine and gearbox do come from Toyota in Japan, the lights are from Hella and made in Sweden, the seats are Sparcos (on the evora) made in Italy, Elige steering wheels are by Momo in Italy and airbags are sourced from KSS in the US, tires are Michelin, Brakes are AP Racing, wheels are Rimstock…. My point is a car is a bunch of bits put together, and Lotus was always an assembler.”

    Lotus gövde parçaları, carbon fiberleri, kabin parçaları.. Faurecia, Fransa tarafından [En büyük part tedarikçilerinden biridir. AVL gibi Tr de üretimhanesi mevcut Bursa da olması lazım.],
    motor ve vites kutusu Toyota’dan geliyor,
    aydınlatma grubu Hella’dan, koltuklar İtalyan Sparco’dan (evora),
    Elise direksiyon simidi ise Momo İtalya’dan,
    hava yastığı ABD’de KSS’den tedarik edilmiş,
    lastikler Michelin, Frenler AP Racing, jantlar Rimstock…
    Demek istediğim, bir otomobil bir sürü parçanın (tedarikçi) bir araya geitirilmesi ile oluşur ve Lotus daima bir montajcı idi. [hangisi değil ki bütün markalar öyle 🙂 ]

YORUM YAP [Yorumunuz bizim için önemli!]